11 Temmuz 2009 Cumartesi

Son Hız...

Geçen hafta Çınar ilk kez önce dolmuşa ardından otobüse bindi. Otobüse gidene kadar ki kısım hariç çok zevkliydi. Çınar kadar onunla beraber otobüse binmekten ben de zevk aldım.

Hava çok sıcaktı ve Çınar durağa gidene kadar her dala kondu, her yerde durdu, herşeye dokundu. Önce izin verdim ama 5 dk'lık yolu 1 saatte gideceğimizi anlayınca kucağıma aldım bir süre.

Sıcakta çooook zor oldu. Bu arada Dijle'nin blogunda yayınlandığı Maria Montessori'nin şu yazısı aklıma geldi. Ne kadar da doğru söylemiş teyzem.

Bazen onların ne istediğimi düşünmeden kendi isteklerimizi onlar için-miş gibi yapıyoruz. Ya da öyle istiyoruz.

Çınar'ın Kuğulu Park'ta kuşlara ve kuğulara bakmaktan zevk alacağını "düşündüğüm ve umduğum" için atladık dolmuşumuza oradan da otobüse, dışarıyı seyrede seyrede, gördüklerimizi tanıya tanıya gittik Kuğulu Park'a.

Güzeldi, kuşlara yem vermekten, kuğuları izlemekten çok hoşlandı ama en çok da minik bir köprünün üstünde ileri-geri 50 kere gidip gelmekten!!..






Tatil dönüşü oyun grubu arkadaşlarımız ve blog annesi biiiir sürü bebişin olduğu bir buluşmaya kısa süreli katıldık ki iyi ki sonuna yetişmişiz.
O kadar bebekle bu tür buluşmaların ne kadar zor olacağı, aslında anneye eziyetten başka birşey olmayacağı sonuncusundan sonra anlaşılmış oldu.
En ideali 4 çocuk maksimum. Zaten oynamıyorlar birbirileriyle ama en azından gözlem yapıyorlar, paylaşmayı öğreniyorlar, taklit ediyolar, ses çıkarıp iletişim kuruyorlar. Bunlar bile çok şey katıyor onlara. Hiç olmadı sosyal bir ortamda bulunuyorlar.





Geldik hızlıca daldık alemlere. En son da Arda Çınar'ı eve davet etti ve hemmmen damladık oraya.

Çınar, içindeki temizlikçi ruhunu okşayan bir oyuncak buldu hemen. Kendini buldu yine. Playskool'un "bayıldım bayıldım" dediğim elektirikli süpürgesi. Ne şahane bir oyuncak öyle.



Arda Çınar'a kaptırmamak için nice naralar koparsa da sonunda oynadı oğluşum.

Çınar'ın eline aldığı her oyuncak Arda'nın kıskançlık krizlerini coşturdu iyice. Hatta Arda yemek yerken Çınar mama sandalyesine dokundu diye eliyle bağırarak itmeler falan.


1 koltuğa 2 karpuz sığmaya çalıştı ama Arda yine izin vermedi. En sonunda da evde yüzüne bile bakılmayan konuşan köpek kavgası yapıp bir güzel uyudular.

Anlaşılan bundan sonra buluşmalarımız böyle bol kavgalı geçecek.
Olsun büyüdüler ne güzel.... :)

Bu arada geçen sene bu zamanlar ikisinin şu linkteki halini görünce vay beee gözümüzün önünde büyüyorlar, büyüMÜŞLER demeden edemiyorum.

Çok özlemişim o zamanları ama ben...


Posted by Picasa

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Yeni Blogumuzzzzz



Bu sefer de bebeklerimizle (ya da çocuklarımızla desem daha iyi olacak çünkü 1 yaşından sonra pek bebeklikleri kalmıyor) gidilecek, gidilemeyecek ne kadar çok yer var ama biz bilmiyoruz.

Evlere tıkılıp kalmaktan vazgeçip salalım kendimizi çayıra çimene, oyuna, yemeğe... Gidip, gördüğümüz mekanları anlatalım ki burada herkes faydalansın.

Tüm anneler, babalar, bebişler mutlu olsun. Bir tek beğendiğimiz değil beğenmediğimiz, çocukla gitmenin uygun olmadığı mekanları da yazalım istiyorum ki aynı hataya bir diğerimiz düşmeyelim.

Şehirlere ve mekanın cinsine göre kategorilere ayırarak yazarsak faydalanmak daha kolay olur sanırım.

Mama sandalyesi, çocuk menüsü, parkı, oyun alanı, aktiviteleri, park yeri var mı, temizliğin ve fiyatların nasıl olduğunu hakkında bilgi verirsek "çocuk dostu mekan" olup olmadığını daha kolay anlarız diye düşünüyorum.

Baş yazar olarak blog aleminin gezence annesi Burcu'yu ilan ediyorum. İlk yazıyı ve mekanı hemencecik bekliyorum.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Mim-lendim-ledim

Her ne kadar Sinem tatilde olduğum için yırttığımı söylese de Naile tarafından mimlendim :)Şimdi ilk mimin konusunu pek şeettiremedim ama anladığım kadarıyla Çınar'a nerelerden kıyafet aldığım soruluyor.


Ben şimdi böyle marka falan yazınca kendimi kötü hissedeceğim ama ne biliiim işte soruldu yazıyorum.


Kıyafetlerimizin çoğu Mothercare. Kumaş kalitesini, sık yıkanmasına rağmen kolay kolay tüylenmeme özelliğini bir de en önemlisi önünde işlemeli resimler olduğunda arkasından yumuşak bir kumaşlar işlemelerin çocuğu rahatsız etmeyecek şekilde kapatılmış olmasını seviyorum.


2. olarak GAP'tan alıyorum çünkü büyümüş de küçülmüş küçük adam şeklinde bir tarzı var. Biraz pahalı ama her defasında "amaaan nelere vermiyorum ki diyip" dayanamayıp alıyorum. Aynı şekilde Zara Baby' den alışveriş yaparken de aynı düşüncelere kapılıyorum.


3. C&A'den alıyorum. Kumaş kalitesini ve fiyatlarını beğeniyorum. gerçekten çok uygun.

4. olarak da Mackays diye bir marka var. Yurtdışına ihraç edilen bir marka. Burada bazı ihraç fazlası ürünler satan mağazalarda ve Nişantaşı pazarında da (Ankara) var. Modelleri çok renkli ve çok güzel. Fiyatları da çok uygun.


İkinci mim ise kullandığım ürünler neler? Yine anladığım kadarıyla yazıyorum.

1-Kullandığım parfüm:

Paco Rabanne-Ultraviolet ve Moschino cheap and chic kullanıyorum.


2-Kullandığım krem:

Genelde Dr. Murad ürünlerini kullanırım. En hassas olduğum konular kremlerdir. Zayıf noktam sanırım. Yeni bir ürün alana kadar 50 kez araştırırım. Doğal ürünleri tercih ederim. Ama şu aralar Sephora'nın Yes to carrots diye organik havuçlardan üretilen doğal bir kremini kullanıyorum. Memnun muyum emin değilim?

Makyaj malzemeleri değişir. Allık Christian Dior, Rimel Estee Lauder, Guerlain.. Ruj Nivea'nın rujlarını ya da Avon'un rujlarını alırım. Ha şu aralar pek kullanmıyorum o ayrı.


3-En son okuduğum 3 kitap:

Tracy Hogg'un Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler, çıktığından beri bir türlü elime alamadığım Metal Fırtına ve Dan Brown-İhanet Noktası'nı okudum.

Genelde kitap okumadığım zamanlarda yıllardır abone olduğum ve bitiremediğim sayıları olan "Çoluk-Çocuk" dergisini okurum.


4-En son aldığım 3 ürün:

Didim pazarından bir bluz, Oxxo'dan bir pantolon ve Marks and Spencer'dan bir bikini.

Hala hamilelik öncesi kiloma ulaşmaya çalıştığım için kendime nadiren yeni şeyler alıyorum. Yoksa hırslanamıyorum. Eski kıyafetlerime bakıp bakıp iç geçiriyorum. Ama şu aralar sığdım sığacağım. Çok az kaldı he he.


5- Seyrettiğim 3 dizi:

Yaprak Dökümü

Lost

Yaprak Dökümü çıktıktan sonra pabucu dama atılan Avrupa Yakası.

Aslında ben tv izlemeyi hiç sevmem. Serkan izliyor diye izlerim işte.


Şimdi adet yerini bulsun diye ben de bir iki kişiyi mimleyim. Elçin, Hülya ve Esin. Hadi bakem mimlendiniz.
Resimmiz olmaz diyorum ve "baaaahçeeevaan geldiii" diyerekten dayısının terasında hortuma yapışıp bırakmayan bir Çınar fotosuyla postumu sonlandırıyorum.

3 Temmuz 2009 Cuma

Hasta Ördek :(

Minik ördek yine hasta. Ben yine moralsiz.
Son 1 ay bize hiç yaramadı. İlk hastalıklarını yaşamaya devam ediyor.Şimdi de gribal enfeksiyonumuz var ilk kez. Hayırlı olsun.
Öksürük öksürük öksürük...
O öksürdükçe benim içim parçalanıyor.
Geceleri sesi kısılmış uyanıyor. Ağlarken bile sesi çıkmıyor. Kıyamam...
5'er, 10'ar, 20'şer dakikaları topladığımda kaç saat uyuduğumu bilmiyorum. Her öksürdüğünde uyanıyor. Elini boğazına sokup ağlıyor. Boğazı ağrıyor sanırım.
Bu gece ilaç verip uyuttum daha iyiydi.
Ama yine hiç ama hiçbirşey yemiyor.
Sabah sadece yarım bardak süt ve bir yumurtanın 1/10'unu falan yedi.
Biraz değişiklik olur diye Eskişehir youndaki Kafes'e gitmiştik. Parkta kaydı, oynadı.
Çocukla gidilecek keyfili yerlerden biri.
Orada çiçekleri sulayan bahçıvanı görüp dayanamadı yine. Koştu su kuşum benim.
Aldı hortumu eline suladı, durdu.
Fikir değiştirdim bahçıvan olacak.
Neyse keyifsizim. Annemi özledim yine.
Annemle resmimizi koyuyorum. Keyfim yerine gelsin diye resimlere bakarken buldum eski bir foto.
Öylesine koydum işte.

28 Haziran 2009 Pazar

Döndük mü ne?

Hem üzülerek hem de sevinerek döndük Ankara'ya.

Rahat bir yolculuk geçirdik yine. Bir tek Çınar ayağını habire öndeki koltuğun arkasına dayama suretiyle Alman Ablamızı rahatsız edip yanındaki İran'lı arkadaşın "menim hanım rahatsis oluyor" demesi sonucu Çınar'ı zapdetme kısmı terletti beni. Ayağı elimden kaçmasın diye ne kadar uğraşsam da arada sırada tutamadığımda ters ters bakan 20'lerindeki hormonlu ablamızın sinirli, gıcık bakışlarına maruz kaldık.


Yüksek sesle söylenmeden edemedim. Çocuk bu bağlayamam ki. Ancak çocuğu olan anlar. Zaten ben de domuz gribi yüzünden onlardan rahatsız olmuştum.





Çınar yabancıları görünce bir süre kal gelir kendisine. Böööyle dudak sarkar, bakışlar sabitlenir ve hiç tepki vermeden bakar, bakar, bakaar. Hayatta gülmez.


Babasını görür görmez yine Çınar'a kal geldi. kısa sürdü ama bu sefer. Kucağına gitsem mi, gitmesem mi emin olamadı. Babasının onu almasına ses çıkarmadı. 5 dk sonra kafası babasının omuzunda yatıyordu.


3 hafta pek çok şeyi unutması için de kısa bir süreymiş. Evde bir kez oynadığımız ve benim oynarken sesler çıkardığım oyuncağını görünce hemen benim seslerimi taklit etti. Çok şaşırttı beni.


Hatta 2 ay önce babaannesinin apartmanında su deposu patladığı için yukarıdan sular akmış ve çok korkmuştu. Oraya gider gitmez hemen" hüüüüp" (Su demek) diyerek suyun aktığı yeri gösterdi. Bu daha da şaşırttı beni.




Yazlık anılarımızı anneanne ve dedenin kafa dinleyeceklerini düşünerek geride bıraktık. Belli bir yaşa gelmiş insanların sürekli 15 aylık bir bebeğin peşinden koşturmaları çok da kolay değil-miş. Son günlerde erken kalkmaktan bunalmış ve sesten yorulmuş annemin yorgun surat ifadesinden anladım.


Uyku ve yemek düzenimizi eski sisteme oturtma ümidiyle geldim evime. Yerini yadırgadığını eve gelir gelmez yatağında ne kadar rahat uyuduğunu görerek anlamış oldum.


Bir de 15 ay kontrolü için doktora gittiğimizde üstten 2 dişin kabardığını öğrendim, rahatladım. Demek ki son günlerde artan gece uyanmalarının sebebi buymuş.


Şimdi en çok taze toplanmış mis gibi kokulu, minik tarla çileklerini...

Bahçeden toplayıp hemen yemek yaptığımız semiz otlarını...

Ağaçtan toplayıp yediğimiz kayısı ve kirazları...

Taze tereyağını..

özleyeceğiz Çınar'la ben.

Ama orada da en çok günlük süte hasret kaldım ki ne kadar lüks birşeymiş buraya gelince anladım.

Merdiven inip, örümcek gibi tırmanmayı, koltuklara, bebek arabasına, yüksek yerlere tırmanmayı, sürgülü kapıları açıp, çıktıktan sonra kapatmayı da yeni becerilerimiz arasına kattık bile.


Lazımlığa alışması için her gün oturtmaya çalışsam da başarılı olamadım ve kaldırdım. 1 ay sonra tekrar deneyeceğim.


Her ne kadar tarihsel olarak yaza girmiş hatta ortalamış olsak da Ankara'da hala yağmurlu bahar günleri yaşıyoruz. Hani tatil dönüşü ince giysileri giyersin pek bir mutlu olursun ya, onu yaşayamıyoruz ama geldik mi geldik.

Özlemişiz evimizi, yatağımızı, uykuyu, yemeği. Oh...




Posted by Picasa

24 Haziran 2009 Çarşamba

Karaoğlan









Tam bir sokak çocuğuyuz artık.

Dizlerde düşüp kalkmaktan yara izleri, kolların bir kısmı amele yanığı şeklinde daha esmer, güneş altında kalmaktan iyice bronz ya da kara desem daha doğru olur. Eve girmez, dolaşır durur. Ya elinde hortum bahçe sular, ya dedesinin bahçesinde domates, salatalık yolar, toprakla oynar, taşları ağzına alır, atar ya da parkta kendinin 5 katı büyüklüğündeki paslı kaydırağa boyuna posuna bakmadan tırmanmaya çalışır.

Ya da sahilde denize doğru koşup durur sürekli. Ben alır kuma getiririm, o tekrar koşar denize. Gören atlayıp yunan adalarından çıkacak sanır. Öyle bir cesaret, kendinden emin surat ifadesi.

Neyse ki ablamız geldi de biraz daha duruldu. Aba aba diye koşturup duruyor peşinde. Benim yüküm daha da azaldı.Onunla oynamaktan çok mutlu.

Bu arada ağlarken anneanne diyor. Ben kızınca anneannesi onu kurtarsın diye anneannneeeeeeee diye ağlıyor. Bakalım dönünce kimden yardım isteyecek.

Geceleri ise memmeee diye vızıldıyor. Bu da yeni çıktı. Geceleri emzirmiyordum ve emzirmek de istemiyorum alışkanlık olacak diye. Ama gündüz alması gereken kaloriyi almadığı için gece emmek istiyor.

Yarın gece dönüyoruz. Eski düzenimize kavuşacağımız için mutlu ama buradaki sereserpelikten ayrılacağımız için de mutsuzum. Tabii bir de Çınar babasına kavuşacağı için seviniyorum. Unuttu mu, ne yapacak diye meraktayım. Ben de özledim tabii :))
Karaoğlan ve ben dönüyoruz yani....


Posted by Picasa

14 Haziran 2009 Pazar

Özgürlük Üzerine






Uyumuyor uyumuyor dedim ya,bugün gündüz tam 4,5 saat uyudu biizmki. Ben de anlamadım. Şaka falan yapıyor herhalde Çınar. Denize gidip gelince de uyumaması gereken bir saatte akşam 6.30 da uyuyup 8'e kadar uyuyor. Yani gece uykusuna yatma saatinden yarım saat önce uyanıyor.

Bu şekilde tepe taklak olmuş durumdayız. O da şaşırdı, ben de.

En azından sabah uykuları konusunda kendimi "sabah 6.30 da gün başlıyor" diye ikna ettiğimde niye uyandı diye sinirlenmiyorum. Ben de Çınar'ın kahvaltısını yaptıramayıp! ardından anneme satıp, sahilde yürüyüşe gidip, ekmek ve gazetemizi alıp geliyorum.

Yemek mi? Biliyorum tüm yorumların ne kadar doğru olduğunu, zorlamanın ne kadar yanlış olduğunu, bunu bilinçli yaptığını, ısrar edersem bunun yerleşik bir davranışa dönüşeceğini, ileride tamiri daha zor yanlış beslenme problemlerine dönüşeceğini biliyorum. Bal gibi hem de.

İşin en kötü yanı da bu herhalde. Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı olarak, anne olarak, bir sürü doktordan, tecrübeli annelerden duymuş biri olarak yanlış yaptığını bilerek yemiyor diye ısrar etmek, üzülmek çok daha kötü. Tamam karar verdim bugünden itibaren saldım çayıra mevlam kayıra!!

Dün sahilde bir kadınla karşılaştım. 10 aylık bir bebeği vardı. emeklemiyor diye dert yanıyordu.

Baktım çocuğu ne denize sokuyor, ne kuma oturtuyor. Kucakta oturuyor çocuk öyle.

Dedim oynamıyor mu kumla? Yo ben oturtmak istemiyorum. Kirlenmesin, hem de kum falan yutarsa dedi. Böyle durumlarda çok karışmak istemem. Bilmiş bilmiş "ayyy nolceeeek oturt oynasın beeee" diyesim vardı da, bana diyenlere ne kadar kızdığımı hatırlayıp sustum. Sadece "hıııı" demişim.

Şimdi diyorum işte. Ee be kadın, sen şimdi sahilde kirlenecek diye çocuğu oturtma, evde de üşür, kirlenir diye oturtma, bu çocuk nasıl emeklemeyi öğrenecek.

Sonra da sordu "acaba ben de kova ve kürek alsam oynar mı?" Bunun için kumla kirlenmesi lazım, kafasından aşağı dökmesi hatta arada kumun tadına bakıp ne iğrenç birşeymiş diye düşünüp keşfetmesi lazım.

Bazı çocuklara üzülüyorum, özgür olamadıkları için. Biraz klasik olacak ama çok doğru söylemişler.

Kirlenmek güzelmiş!!





Çiçekleri renkleriyle de hiç oynamadım. Tamamen doğal. Bahçemizin en güzel yanı. Size selam getirmişem...
Posted by Picasa

11 Haziran 2009 Perşembe

Hacıyatmaz

10 adım ötemde deniz, hafif hafif esen rüzgar, güzel müzik, önümde meyveli sodam... :))
Uykusuz geçen bir gece ve günün ardından kendimi buraya atamadan edemedim. Yoksa kendimi dağlara vuracaktım.
O kadar dolmuşum o kadar sıkmışım ki, sabah ağlama krizleri yaşadım.
Uyku da gitti geceleri. Yenmeyen yemeklerin üstüne uykusuzluk da başladı. Sürekli uyanıyor, pış pış pış diyince geri uyuyor.
Aynı odada yatmaya alışkın değil de beni mi kontrol ediyor acaba, annem gitti mi, burada mı diye.
Ne biliiiim bunlar yerden bitme yaratıklar. Akılları herşeye eriyor. Bunu da düşünürler.
Asla aksatmadığı 10.30 uykusundan zırt diye uyanıyor. 1 saat emzir, kucakta pış pış yap, ayakta salla ööööölece bakıyor. Gözünü kapatma falan yok. Tavana bakıyor, bana bakıyor, arada kaçmaya çalışıyor, şşşşt uyu çabuk diye kızıyorum tekrar yatıyor. Aynı şeyleri arka arkaya deniyorum ama yok mümkün değil uyumuyor.
Birde çok dakikiz.Sabah da 06.16 dedi mi anında uyanıyor. Nadiren bu kadar erken kalkar. Eğer uyutabilrsem 8-9 a kadar uyuyor ama henüz 2 kez başarılı oldum bunda.
Açık hava mı iyi geliyor ve sabah dinç uyanıyor? 06.15 değil yalnız,tam 06.16 da uykuyu almış şekilde yanıyor.
Her sabah aynı kavga oluyor annemle aramızda.
Bu kadar erken yatırırsan kalkar tabii erkenden.Çocuk uykusunu alıyor.
Her sabah anneme Ankara'dayken de 8.30'da yatıp daha geç kalktığını anlatıyorum. Ama her sabah aynı şeyi söylüyor.
Sabah uykusuzluk sinirlerimi bozmuş olmalı ki Çınar'a bağırdım. Çok üzüldüm.
Üstüne yaptığım omleti yemeyip, muhallebiyi de reddedince kendimi salıvermişim. Benim ağladığımı gören annem de ağlamaya başladı.
Ama niye ağladığımı bilmeden :) Niye ağlıyorsun kızııııım diyip o da ağlıyor.
Annemi öyle görünce dayanamadım güldüm.
Üstüne bir de şu sözü edince daha diyecek birşey bulamadım. "Ah be oğlum niye ağlatırsın anneni. Şimdiden ağlatmaya başladın ahh aah"

Sitedeki evlerin önünde bulunan tüm hortumlar Çınar'dan nasibini almış durumda. Su görünce uzanıp yalayan, göbek üstü dönen Çınarişkom şimdi de bahçe sulama sevdasında. Hortumu görünce durduramıyoruz daha doğrusu kıyamıyoruz. Şu anda tatildeki en büyük zevki bu. Zevkini çıkarsın diye de neredeyse günün yarısını ıslak geçiriyor.

Üstü ıslak, altı bezsiz, uykusuz, aç ama bir o kadar da MUTLU.

9 Haziran 2009 Salı

Didim Güncesi

Perşembe gecesinden beri anneanne ve dedemizin yazlığındayız. Eskiden kendim için hazırladığım kocaaaaman valize şimdi Çınar'ın eşyaları kuruldu ki hazırlarken eskiden ne götürürmüşüm bu kadar diye düşünmeden edemedim. Şimdi birkaç şort, tişört yetti bile.


1,5 saat süren uçak yolculuğumuz çok rahat geçti. Hiç sesini bile çıkarmadan kucağımda oturdu fındıkkırdum. Muzurluğu elden bırakmadı tabii. Yanımızda oturan abla diğer tarafa baktıkça onun koluna dokundu, o bakınca hemen elini çekti. Uzun bir süre bunu tekrarladı. Abla bakınca surat gayet ciddi, sanki mıncıklayan o değilmiş gibi davrandı.

Çapkınlığından mı, muzurluğundan mı yaptı bilmiyorum ama tespit doğru. Yine sarışın.
Sarışın seviyor bu kez tescilledim.

Sonrasında da dedemiz bizi Bodrum'dan Didim'e kadar 1 saat arabayla götürürken de kucağımda uyudu.


Geldik, iyiyiz, mutluyuz. Yemekler anneanne tarafından yapılıyor, dedesiyle oyun ihtiyacını gideriyor. Bahçede havuzunda suyla, sahilde kumla oynuyor.

Gelir gelmez ilk öğrendiği kelime anneanne oldu. Tüm gün anneanne diye peşinden koşturuyor. Anneannesi ise bu durumdan acayip memnun. Bazen annannanne... diye takılıyor nerede duracağını bilemiyor. Bazen de ben anne diye çağırınca o da anne, anne, anne ya da annnne diye sesleniyor anneannesine. Uff ne çok anne yazdım.


Pek bir mutlu.

Tek sorun yemek yemiyor, yemiyor, yemiyor.

Bir de evde sessiz uyumaya alıştığı için burada kapı, pencere açık dışarıdan komşuların seslerini duyunca uyanıyor. Gündüz onu havuzda iyice yorup uyutmaya çalışıyorum.

Zaten ishalden dolayı çok zayıflamıştı. Şimdi daha bir zayıf görünüyor gözüme. Sürekli hareket ve yemek sıfır olunca olduğumuz yerde sayıyoruz galiba.
Dişten midir nedir çıkacaksa çıksın da artık rahatlayalım diyorum.
Yoruldum, yoruldum...

Foto koyamıyorum ama bir dahaki sefere fotolarla buradayız.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Mother&Baby'dey(miş)iz



Allahım web'in aktif kadını olmuşum da haberim yok.
Görkem haber verdi.
Mother&Baby'nin Haziran sayısında 10 tane çocuğun blog& websitesini tanıtmışlar.
Biri de biziz :)
Memnun olduk.
Sağol Mother&Baby
Posted by Picasa

29 Mayıs 2009 Cuma

İlk Saç Traşım



İlk saç traşımızdan hiç memnun kalmadım. Sadece boyunu kısaltması için götürmüştüm.
Dedim ki" önlerini çok çok az alın, modelini değiştirmeyin, sadece biraz daha kısaltın."

Kendi kuaförüme götürdüm ama kuaförün sahibi orada olmadığı için orada çalışanlardan birine kestireyim bari dedim.
Neden beklemezsin ki ertesi güne kadar. Bekle yarın kestir işte adam gibi.
Hiç bilmediğin birine kestirirsen böyle olur işte.

Kırt kırt kırt.....
Ben: Kısaltmıyorsunuz di mi?
Kuaför: Yok yok abla kısaltmıyorum.

Kırt kırt kırt...

Ben: Ama üstlerini kesiyorsunuz.
Kuaför: Yok yok kat veriyorum.
Ben iç ses: (herhalde böyle hafif şekil verecek)
Ben dış ses: Ay sanki kısaldı gibi daha kesmeyin.
Kuaför: Az kesiyorum merak etme abla.

Kır kırt kırt kırt....

Ben: Önünü az kesin demiştim.
Kuaför: Gözüne girmeyecek şekilde kesiyorum.
Ben: Hıı tamam önü çok kısa sevmiyorum da.

Kırt kırt kırt....

Kırt kırt diye diye kesti de kesti. Bittiğinde başka bir çocuğun elinden tutup, gidiyormuşum gibi hissettim.
Bütün akşam baktım baktım, pişman oldum. Keşke kendi kuaförümü bekleseydim dedim.
Çınar çok akıllı durdu, oturdu. Hiç sesi çıkmadı.
Buna rağmen yamuk kesmiş.
Ertesi gün gidip düzelttirdim.
Çıkarken de sordum.
"Ne zaman uzar?
1 haftaya uzar mı? ;)"
Posted by Picasa

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Pişti


Akşamüstü keyifsizliği telefonda "hadi oğlanları alıp biryerlere gidelim" cümlesiyle bozuldu.

Hemen üstümüzü giyip Armada'ya gittik. Aaaa bi baktık Efe'yle Çınar pişti olmuşlar. Baştan aşağı aynı kıyafeti giymişler. Çok tatlılardı. Birbirlerini görünce çok sevindiler.

Görenler ikiz mi diye sordu :) Amaaaan dedik 14 aylık 2 afacan ve ikizler. Bir ara ben Evin'i yalnız bıraktım canavarlarla, bir ara da Evin beni. O zaman anladım ki ikiz çooooooook zor. Bibirlerinin suluğunu istemekle başladılar. Bi biri mızıldıyor, bir diğeri.

Evin'in yanına gittiğimde "Sermin yetiiiiiiş" diye beni bekliyordu. İkiz bebekler 3 yaşına kadar zor ama sonrasında çok rahat. Çınar'a hamile olduğumu öğrendiğimde ikizdir inşallah diye çok dua etmiştim ilk başta. İyi ki dualarım kabul olmamış ;)

Günün sonunda çocuk parkının önünde yemek yedirme gafletinde bulunduk bir de. Sürekli mama sandalyesinden atlamaya, parka gitmeye çalıştılar.

Bir de benim oraya giderken çocuklarla beraber oturup Whopper yeme hayalim vardı. Şansımızı deneyip, hayallerimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Onları parktan uzakta biryerlere götürdük ve kırılan biberon, yere atılan patates kızartmaları, ıhhh, mıhhh melodileri eşliğinde hamburgerlerimizi yedik (sanırım!!)

Bir daha Armada'ya alınır mıyız bilmiyorum ama bizi gören pek çok çocuksuz çifte ve bekarlara uzun bir süre çocuk sahibi olmama fikri verdiğimize eminim.

Posted by Picasa

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Tatilden 2 eğlence

Senin o bir o yana bir bu yana salladığın totonu, havada duran kollarını yerrriiiimmm....

Araba ve bebekle oynamanın kesinlikle genlerden gelen birşey olduğunu ve cinsiyete bağlı olarak baskın olduğuna inanıyorum.

Hiçbir şekilde arabayla oynaması için yönlendirilmedi. Ne kadar arabası varsa o kadar ayıcık vb. oyuncağı var ama Çınar yine de gidip arabalarla oynamayı tercih ediyor.

Elinde araba bütün evi bu şekilde dolaşıyor. Bir de şimdilerde sürerken dudaklarıyla hava çıkartarak sesini taklit etmeye çalışıyor erkekim.

Yürüme konusunda daha da uzmanlaştık. Şöyle ki; daha az düşüyor, kolların havada kalma süresi daha az ;)) Kollarını direksiyon olarak kullanıyor. Onlarla hem yön veriyor hem de dengeyi sağlıyor :)

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Gittik, Yorulduk, Geldik, Yorulduk






4 günlük kaçamak yapıldı. Bizim için biraz zor, Çınar içinse süper eğlenceli, bol uykulu geçti.
İlk gün yorgunluktan Çınar doğrudan bir tabirle "cozuttu" ama 2.gün kendine geldi, sayesinde biz de kendimize geldik.
Tatil mi ızdırap mı diye paniklemiş, restaurantta yabancıların usluuuuu, akıllıııı, yemeklerini kendi yiyen, yemek bittikten sonra kendi kendine anne, babasını bekleyen çocukları gördükçe bu işte bir yanlışlık var dedim.
Gün ola hayrola diyip 2.güne başladık ki Çınar eski formuna hafif huysuz da olsa döndü.


Bugüne kadar hiç dikkat etmediğim ayrıntılar
- Yabancılar çocuklarını hiç öpmüyorlar, bizim gibi sarmaş dolaş, şapır şupur değiller dolayısıyla daha az şımarık oluyorlar.

- Çocukları ağladığında görmezden geliyorlar. ( Bu konuda kendilerini çok takdir ettim doğrusu. Babası olmadığı sürece yapmaya çalışıyorum ama babamız malesef ki her zaman dayanamıyor, özelikle kalabalık ortamlarda)

-Çocuklarının bağımsızlıklarına önem veriyorlar. Önlerini koyuyorlar yemeklerini, çocuklar da kuzu kuzu yiyor. Biz ise daya kaşığı, illa tabak bitecek. Ben ki pirinç unu götürüp kocaaa tencerede aşçıya 1 bardak sütle muhallebi yaptırdım. 2.günden sonra böyle baş olunmayacağını anlayıp otelin yemeklerinden verdim ya da hazır kavanoz mamalarıyla idare ettim. Hangisi doğru hala emin değilim.

-Kesinlikle ama kesinlikle başka çocuklara dokunmuyorlar. Sadece uzaktan seviyorlar, bir bay bay, iki el sallama, uzaktan öpücük yetiyor.
Bizse illlaaa dokunacağız, dokunmasak çatlarız. Olmaaaz, ya yanaktan makas alınacak, ya eli öpülecek ya da yanaktan öpülecek.
Hele ki tüm turistlerle çok samimi! teşriki mesai içinde bulunan gayet lakait garsonlar her yanımızdan geçtiğinde "şşşt yakışıklı" (ya da arada sırada" şşt güzel kız" diye sevdikleri bile oldu) diyip orasını burasını ellediklerinde sinir olup, domuz gribi paniği bile yaşadım sessiz sessiz. Güya misafirperverler.

İlk günün yorgunluğundan sonra anladım ki Çınar 14. ay civarında başlayan "inadım inat, dediğimi yapmazsan bırak ağlamayı höykürürüm haaa kadın" hallerine girmiş bile.
Özellikle havuzda "şapka takmayacağım" kavgasından sonra 2. gün yine ağladığında "takmazsan seni çıkarıyorum havuzdan" diyip aldığımda o anda bütün otel sakinleri tarafından mimlendik. Öyle bir ağladı ki bakmayan kalmadı. O günden sonra da aramızda böyle bir mevzuu geçmedi bile. Ben kazandım :)) Şapkayı çıkarmadı.
Aynı şeyi havuz ve kumda oynamak için söyleyemeyeceğim. Kısa süre kalırsa ağlayarak çıktı hep ama 15-20 dk ona yetti yüzmek için.
Su onu sersemlettiği için 15 dk'dan sonra kafa omzumda odaya gidip uzun uzun uyudu. Açık hava çok fena çarpıyor Çınarişkoyu.
Günde 3-4 saat uyudu hiç olmadığı kadar.

Son güne kadar herşey yolundaydı aslında. Ama dönüş yolunda birden kusma ve ishalle tüm tatil mutluluğumuz içimizde kaldı. Gece ateşlendi. Aslında Çınar önceki burun tıkanmaları dışında ilk kez hasta oldu.

Doktor yediği birşey ya da havuzdan kapmış olabileceğini söyledi. Üşütme değilmiş.
Genel olarak iyi ama her 20 dk da bir altını değiştiriyorum.Çok fena ishal. Göz altları morardı, zayıfladı, yanaklarının tombişliği gitti.
Hiçbirşey yemiyor, içmiyor ve karın ağrısından uyuyamıyor.
Onu böyle görmek beni çok üzüyor. Yemeden , içmeden sadece emerek nasıl dayanabiliyor anlamıyorum.
7-10 gün daha sürebilirmiş :(
En azından halsiz değil, gülüyor, oynuyor çok şükür.

Güzel başlayan tatilimiz, böylece biraz moral düşüklüğüyle tamamlanmış oldu.





Posted by Picasa

14 Mayıs 2009 Perşembe

Alo! Bu Aşka Kıyma!




Parkta gelene geçene, kapıyı çalan sucuya, kapıcıya, pencereden çocuklara laf atmada üstüne yok. Bi konuşsa söyleyeceği çok şeyi var eminim.


Kendi dilinde anlatıyor da anlatıyor.


Bu aralar hem onun hem de benim için olağan dışı şeyler yaşıyoruz. Önemli aktivitemiz ise yürüme.


Son 2 güne kadar yürüme yerine genelde emeklemeyi tercih ediyordu. İlk göz ağrısı, onun yeri başka.


2 gündür ise bir bakıyorum eller havada, göbüş dışarıda yürüyerek yanımdan geçen bir bücür.


Öne arkaya doğru sallana sallana gitmesi yerini yavaş yavaş daha dengeli yürümeye bıraktı. Hiç bırakmasa iyiydi, bu haliyle bizi çok güldürüyor.


Elinden tutup yardımcı olayım diyorum, kendinden emin, kaşlar çatılmış bir ıhhh'la beni itiyor.


Yardım edelim diyoruz bir de üstüne parpıyı yiyoruz. Çok da havalı kendileri :)