Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2011 Perşembe

Tanıştırayım: Çınar-Salmonella, Salmonella-Çınar

Bütün hastaneyi ayağa kaldıran bir damar yolu değiştirme mücadalesi sonrası biraz önce kan ter içinde yorgun düşüp uyuyakaldı. Cumartesiden bu yana aldığı serumlar, yapılan iğneler, alınan kanlar verilen ilaçlar benim, en çok da onun psikolojisini bozdu.

Bugüne kadar doktor, hastane ve hemşire kelimeleri onun için sadece kontrol amaçlı gidilen bol oyuncaklı güzel yerleri ifade ederken artık 10 m2'lik bir odada 1 hafta boyunca acı, ağrı, bazen zorla yapılan müdahaleler, yatağa hapsolmak ve sıkılmak demek oldu.

Yine de buna da şükür diyorum. Allah daha büyüklerini vermesin.
Tatilimizi zehir eden Salmonella bakterisini ya havuzdan ya yiyeceklerden kaptık. Her ne kadar çok hijyen bir otel olsa da ben de doktorlar da havuzdan kaptığını düşünüyoruz. Aynı şeyleri yedik çünkü.


Aşırı ishal, ateş, kusma üçlüsüyle Antalya'da gittiğimiz hastane bize yatacaksınız dedi.  İnanmadık, yola çıktık. Çıkmaz olsaydık. Eğer yolumuzun üstünde Afyon olmasaydı, karanlıkta, dağların içinde havale geçirirdi o titreme nöbet, ve ateşin üstüne. Bu arada alttan , üstten hiç durmadan çıkıyor.
İlk hastaneye attık kendimizi. Sabaha kadar serum aldık, Ankara'da bir hastaneye yetişmemizi sağladı o serum.
Geldik ve hala hastanedeyiz. Günde 40'ı bulan ishal sonunda 4-5'e kadar düştü. Kusma, ateş 2 gündür yok. Ama hala yemek yemiyor. Doktor kilosuna göre ağır bir tedavi uyguladıklarını söyledi.
Yarın evci çıkacağız ve serum almaya günde 2 kez geleceğiz. Yoksa sıkılmışılığın verdiği ağlama nöbetleri, aşırı hareketlilik, herşeye tepki gösterme beni çıldırtacak.
Çok bunaldı, neye tepki göstereceğini şaşırdı şu anda.

Aslında ben rahatım. Sabah, öğle, akşam yemeğim geliyor. Etim, tatlım, meyvem, ara öğünlerim hepsi var. Diyetisyen günde 2 kez uğrayıp birşey isteyip istemediğimi soruyor. Canım birşey istese hemen gönderiyor. Ne yemek, ne bulaşık, ne çamaşır. Sıcak havada odada buz gibi oturuyoruz. Çınar sıkılmasa doğuma kadar dururum. Doğumu da burada yapacağım nasıl olsa, hemen yukarı kata çıkıveririm.

Evde açılmamış valizler, çamaşırlar, karnımda 30 haftalık mercimoş ve hastane sonrası tüm huyu, suyu, düzeni değişmiş bir çocuk. Yandım ki ne yandım. Neyse ki bakıcımız gelemeyince bir yardımcı bayan buldum. Yoksa hem bedenen hem ruhen çok yorgunum. İyi ki de gitmişiz lanet tatile. Çok iyi geldi valla!!!!!!!!!!!!!!!

Tam da geçen hafta kreşe başlıyordu Çınar. Doktor 2 hafta sonra başlamasının uygun olacağını söyledi. Ancak toparlanır.

Evimizde tekrar sağlıkla koşup oynayacağı günler için çok dua ettim. Sanırım dualarım kabul oldu.
Bir daha havuz mu?? Uzun bir süre bizim sitenin havuzuna girmeyi bile düşünmüyorum. En güzeli güzel denizi olan bir butik otel.
Yoksa parasını önceden ödediğin otelin şezlonglarına uzanmak yerine bir hastane odasının yatak ve kanepelerine uzanırsın.

5 Haziran 2011 Pazar

Biz bir arkadaşa bakıp çıkacağız


Günler günleri devirdi. Yaz gelmedi, kış gitmedi, bahar ne güzel, ne yağmurlu derken günler geçti. 1 haftaya yakındır çok şükür hava çok güzel. Hafif esintimiz bile var.

Haftaya oyumuzu kullanmak için döneceğiz Ankara'ya. Hiç özlemedik desem!! Hiç gidesim yok desem!!
Doğal yumurtayı, taze sağılmış sütü, ağaçtan topladığımız meyveleri, sebzeleri özleyeceğiz. En çok da denizi ve doğayı tabii.





Çınar bronzluğu aştı karaoğlan oldu yine. Bu sene aman güneş kremi sürdüydüm, sürmediydim hiç sallamadım.
Yakınımda varsa sürdüm hem kendime hem ona. Hamilelikte olan güneş lekeleri için doktorum sıkı sıkı tembihlemişti oysa. Güneş kreminizi ihmal etmeyin!!!

Küçük bir kasabada olmanın huzurunun yanında hamile olarak burada olmanın sıkıntılarını yaşadım geçen hafta. Ufak bir rahatsızlık yaşadım, ne kadar aileme belli etmesem de korktum aslında. Ama ha diyince gidilmiyor ki Ankara'ya.
Önce hafifi bir kanama ardından 3 gün sonra tekrarlayınca panik oldum. 20 haftadan sonra bu tür şeyler normal değilmiş. Doktor bulamam diye endişe etmiştim ama burada tek bir muayenehane varmış.

Bebiş gayet sağlıklı dedi. Önemli birşey yok, yürüyüşü bırak dinlen dedi.
3 gün sonra tekrarlayınca Ankara'daki doktorum hemen gelmemi istedi. Sonra buradaki doktora, kendi doktorumun bakmasını istediği şeyleri söyledim. Bu sefer hastanede baktı bana ama orada da teknoloji yoksunluğundan pek verimli olmadı gibi geldi.



Neyse plasenta çekilmesi gibi bir terim kullandı tam adını hatırlayamadığım. Kendi doktorum birşey olmadığı konusunda ikna olunca kalmaya karar verdim.  Ama içim huzursuzdu birkaç gün. 
Şimdi mercimoşun tekmelerinin kesilmediğini görünce tekrar yürüyüşlere başladım.
2 hamileliğim de ne kadar farklı geçiyor birbirinden. Çok şaşırıyorum.
Burada bana en zor gelen kısımsa sıcakta varis çorabı giymek. Buradaki doktor illa giyeceksin dedi. İlerlerse bebeğe kan gitmezmiş. Çınar'da da olmuştu ama bu kadar değildi ve sonra geçmişti. Dileğim doğumdan sonra bacaklarımı terk etmeleri.




Burada Çınar sitenin külhanisi oldu. Aman ne laflar ne laflar.  Hepsinin hatırlayamıyorum ama bugün beni şaşırtan bir cümle ile kendime getirdi.
-Köpek ve sahibi deniz kenarında yürüyor dediğimde 
- Yürüyollar dedi.
-Evet köpek ve sahibi yürüyor dedim tekrar.
Suratını gayet ciddi yapıp, bir yandan da oyununa devam etti ve:
- Hayıl anne, yürüyol denmez yürüyollar denir. Çok onlaa çoook. dedi.

33 yaşında, 3 yaşında bir bacaksız tarafından gramer hatası yaptığım için uyarıldım, iyi mi!!

30 Mayıs 2011 Pazartesi

İlkbaharı uğurlamaya gidiyoruz mu demiştik???


Sabah uyanıyoruz. Önce şortumuzu ve askılı tişörtümüzü giyiyoruz. Sonra hava sanki biraz bulutlanıyor.
Üstüne kısa kollu tişörtümüzü geçiriyoruz.
30 dk sonra birden bulutlar hücum ediyor, birden yağmur bastırıyor.
Hemen uzun eşofman altı ve uzun kollu bluzlere geçis yapıyoruz.

Yarım saat sonra güneş çıkıyor. Ohhhhh hava ne sıcak. Aman da aman yaz gelmiş.
Hadi koş Çınar şortunla, tişörtünü getir.
1 saat bıcırı bıcırı, güneş kremleri, şapkalar, gözlükler.
"Acaba denize mi gitsek?"
Allaaahhh şimşek çaktı, koş oğlum koş üstümüze bir hırka geçirelim.


Günde 50 kez kostüm değiştiriyoruz. Bir günde yaz, kış, ilkbahar, sonbahar hepsini yaşıyoruz sanki.
Daha önce bu mevsimde Didim'de hiç böyle bir hava görmemiştim.
Neyse ki 2 gündür düzeldi. Çarşamba'dan sonra da yağışlar gidiyormuş.

Burada hep bahçede olduğumuz ve konu komşu hep birarada yaşadığımız için Çınar Ankara'nın tersine çok sosyal bir ortamda yaşıyor ve ben bu sosyal ortamda anladım ki benim oğlum çok inatçı bir çocukmuş.
Bir kuralı hatırlattığımda tüm cümleleri "ama " ile başlıyor.
Onu ikna etmek bazen gerçekten çok zor.

Evde sakin, kimsenin olmadığı ortamlarda bu kadar inatçı olmaması beni çok yormuyormuş meğer.
Tabii bunda 3 yaş itibari ile girdiğimiz "egosantrik dönem" diğer bir deyişler "benmerkezcil" dönemin etkisi de oldukça büyük.
Videomuz içimizi ısıtsın diye ekliyorum.



24 Mayıs 2011 Salı

2011- Hortum sezonu-1.Bölüm



Küçükken ilkokulda öğretmenlerim hep annemleri okula çağırır  beni şikayet ederlerdi. Sebepse: Sağımla, solumla, önümle, arkamla konuşmam. Çok çenem varmış.
Annemler de hep "Çenen çekilsin" derlerdi. Ne demek istediklerini anlamazdım o zamanlar.

Şimdi anlıyorum.
Sıklıkla "Oğlum 1 sn susar mısııııın? " ya da "Dedeni duyamıyorum" veya "Ben telefonla konuşurken aynı anda seni de dinleyemiyorum" lu cümleleri kullanıyorum, kullanıyoruz.
Zaten konuşmadığı zamanlarda da şarkı söylüyor.

Eminim Çınar'ı nadiren görenler "Çınar mı?" diye soruyorlardır ama bir tek yabancıların yanında susuyor, hem
de tam anlamıyla!!





Yazlıkta keyfi çok yerinde ve bu da çenesine vurması için bir sebep. Akşama kadar gülüyoruz, eğleniyoruz sayesinde. Büyüyünce çok muzip bir çocuk olacak.

Elçin'in söylediği gibi 2011 hortum sezonunu açtık. Evde muslukla oynamak için saatlerce yalvarırken burda heryer su olunca "Ben burda çok kalacağım. Noluuuuul anne gitmeyeliiiiiiiim!!" diyor hergün.

Akşama kadar ya balkon yıkıyor, ya çimleri suluyor, ya havuzundaki suları kovalara döküyor, ya denizde hopluyor, zıplıyor, ya köpek peşinde, ya dedesiyle okey masasında ya da sitede anneannesiyle tur atıyor, böcekleri inceliyor.

.

Geçen sene yine Didim'e gelirken uçakta sandviç yemiştik. Çınar'ın o güne kadar yediği ilk sandviçti ve sanırım o anda çok açtı. Onu 1 senedir unutmamasına çok şaştım. Uçağı duyunca ilk söylediği şey "Sandviç yiyelim mi?" oldu.

Bütün gün onu bekledi. Sırf aç olsun diye akşam yemeğini de yedirmedim. Ne büyük bir heyecanla bindi ve biner binmez ve hostesler gelene kadar ki 25 dk boyunca da söylediği şey "Hadi anne paldoooon bakaa mısınız, sandviç getirir misiniz deeeeeee!!"
Hadi anne, hadiii diye diye geldi hostes ama bize sandviç kalmamış. O kadar mı üzüldü. Balık krakere kaldık.
Hem para verip hem de kalmıyor ya çok şaşırdım. Pegasus'un bu "sona kalan dona kalır" uygulamasını kınıyorum ve ilk ve son binişim olur diyorum.
Sayelerinde çocuk akşam yemeğini gece 12'de yedi.

Yolculuğumuz boyunca gerçek anlamda ağzım yoruldu bir de. Yanımızda oturan adam 1 saat sonunda kafasını çevirip ağzını kapatarak, önümüzdekiler, yanımızdakiler de kim bu meraklı çocuk diye eğilip bakarak gülüyorlardı.
Uçakla ilgili tüm detayları ama hepsini sordu.  En son artık "Uçak kuş mu anne? Uçak düşmez mi anne?  Uçak düşerse ben camdan atlalım anne" den çıkıp, olayın mekaniğine girince cevaplarım "Bilmiyorum." şeklinde az ve öz oldu. Orda anladım ki annemin ahları tuttu.

İlk gün sürekli " Ayyyy ayağıma ot battı, ayyyyy ayağıma kum girdi, ayyyyy buuurda ömürcek var, ayyy köpek geliyor, çimenlere basamam ayağımı gıdıtlıyoor" şeklinde geçti.

3.günün sonunda "Anneee kııımızı ömürcekleri öldürüyorum, baaak" şeklinde eliyle örümcek avlamaya, köpekleri önce çağırıp sonra su tabancasıyla ıslatmaya başladı bile.




Neyse ki sağlığımız ve keyfimiz yerinde. Havalar bir ılık, bir sıcak ama mutluyuz. Benim göbüş kocaman oldu. 2.de sahiden de çok hızlı çıkıyormuş karın. Utancımdan denize giremedim.
21+1 haftalık ama Çınar'a 8 aylıkken hamiş gibiyim. Daha 19 hafta var :o
Bilmiyorum sonu nereye varacak.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Bahara deniz kokusuyla veda etmeye gidiyoruz


* Gardrobumun yarısını boşalttım. Giymediğim, giyemediğim, vermeye kıyamadığım, Çınar'dan önce giydiğim 2.hamileliğime kadar da giymeyi umut ettiğim XS beden tüm kıyafetlerimden ümitlerimi kestim. Verdim gitti.
* Aynı şekilde bir sürü ayakkabı, bot verdim.
* Hızımı alamadım Serkan'ınkilere ve Çınar'ınkilere dadandım. Onları da temizledim. Dolaplar boşaldı.
*Nasıl rahatladım anlatamam. Feng Shui doğruymuş.
* Yenilerine yer açıldı ehe :)
* Dün akşam "Bu sefer çok az şey götüreceğim" diyip valizime cicilerimizi koydum. Gerçekten çok az! şey koydum gibi geldi. Ama Çınar'ın ve benim eşyalarım zooooor sığdı valize. Yine sadece 1-2 parça kıyafet giyip geleceğim.
* Beni düşündüren tek şey  gülle gibi valizi yürüyen bantlardan nasıl kaldıracağım!?!
* Babamıza ev temiz ve düzenli olarak bırakıldı.
*Çınar'a yazlık sandalet bulamadım. Henüz mağazalara gelmemiş.Anladım ki biz yazlık sezonunu biraz erken açmışız.


* Çınar en çok hortumuna kavuşacağı için seviniyor.
* Bugün tam 20 haftalık olduk.
* Bu sefer karnım son derece hızlı çıktı. 1 haftada bayağı bayağı hamile oldum.
*15 haftadan itibaren hareketlerini hissediyordum.1,5 haftadır artık dışarıdan tekmeleri hissedilebiliyor.
* Bu sefer bayağı tombik bir hamile olacağım sanırsam. Tatlı isteğimi bastıramıyorum. En son tartıldığımda 4 kilo almıştım. Sanırım1-2 kilo daha almışımdır.
*Akşama Didim'e gidiyoruz. Bir süre oradan bildireceğiz......

Bize iyi yolculuklar!!!






11 Temmuz 2010 Pazar

Akdeniz'den bir Çınar geçti!


Tatil demek akşamdan akşama gördüğü babayla çamların altında beraber öğle uykusu uyumak,  yerlerde beraber yuvarlanmak, havuzda "Annemle yüzücem" demek,  kolluklarla yüzmeyi öğrenmek, akşamları mini diskoda müzikle dans edip yeni figürleri öğrenmek, akşama kadar sudan çıkmamak demek Çınar için.

Evet, Çınar'ın ik gün sürekli sorduğu gibi "Bij neyeye geldik bij?"

4 günlük bir kaçamak yapıp, Antalya'da nadir rastlanacak "makul" sıcaklıkta bir tatil yaptık. Ben çok keyif aldım ama en çok Çınar sevdi tatilimizi.
Yolculuk kısmından itibaren akıllı uslu gitti, orada yemek saatleri dışında bizi hiç üzmedi, dönüşte de arabada dışarıyı seyrede seyrede geldi.
Odadan sabah çıkıp akşam geldik. Öğle uykularımızı çamlık alanda uyuduk. Zaten nerdeyse tüm öğleden sonrayı uyuyarak geçirdi, püfür püfür esen rüzgarın altında.


Akşamları uyku saatinde yatırmadım. Uykularımız da tatil yaptı. Gece 12'ye kadar otelin animasyonlarını seyrettik. Çok ilgisini çekti, müthiş eğlendi.

İzlediği her gösteride "Anneee,bij ne ijliyoyuz?" diye sordu. Bir türlü yüksek müzik eşliğinde sürekli dans eden, atlayıp zıplayan insanlara anlam veremedi. Ama anlıyormuş gibi de izledi.

Çınar biraz kilo verip, biraz esmerliğine esmerlik katıp, dolu dolu eğlenip, uyuyup geldi.


Bu tatilde şunları iyice anlamış oldum:

-O çok iyi bir gözlemci. Bunun sebebi çok temkinli olması. Kendini garantiye almadan hiçbirşey yapmıyor.
Mini diskoda ilk 2 akşam ablaları ve çocukları hiçbirşey yapmadan öylece, ağzı açık izledi. Hatta babası katılmıyor diye üzüldü.

 "Bekle" dedim. "Şu anda kayıtta. Yarın hepsini sergileyecek." Ertesi gün gerçekten de birden bire söküldü. Bütün şarkıların hareketlerini tıkır tıkır yaptı.


- Otele gidince tüm yemek düzenimiz alt üst oluyor. Yemekler çok güzeldi ama yediği tek şey et ve pilav oldu. O da azıcık. Meyve ve kahvaltı sıfırdı. Ben de karışım kahvaltı hazırladım, yedirdim.

- Yanımızda yabancı birileri varken sessiz durmayı yeğliyor ama yalnızsak hiç ama hiç susmuyor. Herşeyi, herkesi tek tek soruyor. Gördüğü herşeyi tanımlıyor hatta bizim esprilerimizi bile taklit ediyor.
Çok muzip bir çocuk.Büyüyünce çok eğlenceli bir çocuk olacak eminim.

Tatilden aklımda kalan bir dialog:

İlk gün oteli gezerken Serkan'la kendi aramızda konuşuyoruz.

Babası "Şurası Snack Bar herhalde" diyor ve fındıkkurdum hemen atlıyor:

-Hayıy baba, sinek değiiiiil öööömcek öömmcek (örümcek)!!!

2 Haziran 2010 Çarşamba

Chokella




16 yıldır her dönüşümde üzülmüşümdür ama bu sefer daha bir koyuyor sanki. Bu sefer Çınar acısını çıkardıgı için midir yoksa o mutlu oldugu için ben daha da mutlu oldugum için midir bilmem ama kaç gün kaldıgını saymak bile istemiyorum.

Ankara'dayken evden dışarı cıkmak icin yarım saat dil döktüğümüz küçük beyefendi burada eve girmiyor yine.
Bir bakıyorum bir komşu almış Çınar'ı götürüyor, bir bakıyorum başka birisiyle geliyor. Burada toplu yaşıyormuşum hissi oluyor bende. Ben seviyorum ama Çınar önceleri hiç sevmedi. Şimdi de bunu kullanıyor cüce.

Kendisine ilgi gösterilmesinden pek hoşlanmaz, özellikle yabancılarla ilk karşılaştığında kafasını nereye sokacağını şaşırır ya da birden bir çığlık atarak tepki gösterir. İşte tam da bu noktayı Çınar kullandı burada. İlk başta birden bağırınca anneanne, dede, konu, komşu kim varsa güldüler. Bu sayede çığlığın volümü yükseldi ve sıklaştırdı. Ben ne kadar bu davranışı söndürmeye uğraşsam da, annemleri kontrol etsem de komşulara ayıp olur diye "Gülmeyin, tepki vermeyin" diyemiyorum.

Bir de yemek sırasında her gören "Çınar ne yiyorsun, aaaa yemek mi yiyorsun, yemezsen ben yiyeceğim" türünden laflar edince Çınar güzel güzel yiyorsa bile hooop ağzındakini çıkardı. Ben de sıcakta evin içinde yedirerek çare buldum bu duruma.

Abant'a iş gezisi olduğu için kalabalık bir grup gitmiştik. Masanın başında oturan ve kaplumbağa hızıyla yiyen esas oğlanın yanından geçen 40 kişinin 40'ı da "Hadi yemeğini bitir bakiiiim, Aaaaa bitirmedin mi?" dedi. Çınar bu yüzden 3 gün aç yaşadı. Bu nasıl bir psikolojidir anlamıyorum, anlayamıyorum.

SONUÇ:

Neymiş? Yemek yiyen çocuk görünce yokmuş gibi davranacakmışız.

28 Mayıs 2010 Cuma

Denizci



-Anneee döjüme havuj kaçtııı!!(gözüme havuz kaçtı)


Bilinçli olarak denize girdiği ilk deneyimin spot cümlesi.

Ne yapıyoruz?

Çınar: Sürekli ama sürekli konuşuyor. Etrafımızdaki bütün komşuları çenesiyle bıktırdı. Cidden ama, insanlar bıktı.

Bu akşam karşı komşuyu uzun bir süre

*şen napiyo şen?

*nemoo(memo) şenin adın ne?

*şen nemane yiyoşun (neler yiyorsun),

*ben yuk-aşaaa indim, tendim indim. (yukarıdan aşağı indim)

cümle kalıplarının sırayla 10000 kez tekrarlanıp araya yeni cümleler, yeni sorular ekleyerek Çınar'ın mütemadiyen, nefes almadan soru sorup birşeyler anlatması sonucu adamcağız " Yaww siz bunu susturdunuz, hiç konuşturmadınız da çocuk patlıyor mu şimdi" diye bıkkınlığını dile getirdi. Konuşacak şey bulamadığı zaman "şen napiyo şen" diyor.SÜREKLİİİ!!!

Bunun dışında hortum tam gün mesai yapıyor. Sulanmadık yer kalmadı.

Açık hava çarpmış olmalı ki gece (maşallah) süper güzel uyuyup, gündüzleri de nerdeyse tüm öğleden sonra uyuyor. Artık gidip uyandırmak zorunda kalıyorum.
Herşey güllük gülistanlık değil tabii. Arada sinir krizleri geliyor, bağırıyor. Bazen kimsenin kendisiyle ilgilenmesini istemiyor.Bu durumlarda isteklerini kızmadan, güzelce söylemesi için yönlendirmeye çalışıyorum ama tabii benim dışımda pek çok kişi var etrafta. Bu tür ortamlarda çok zor. Hele ki yemek yedirirken ve bu tür problem davranışlarda. Görmezden gelinemiyor ben ne kaar istesem de.

Bu sefer oyuncak getirmedim çok fazla. Sadece birkaç araba, oyun hamuru, kalem ve kitaplar. Bunun dışında oyuncağa gerek yok zaten.
Yapraklarla sıralama yapıyoruz, taşlardan büyük-küçük olanları ayırt ediyoruz, çiçekleri kokluyoruz, çilek tarlasından çilek topluyoruz, kaplumbağaları, kurbağaları canlı canlı gözlüyoruz, toprağı doldurup,boşaltıyoruz, denize taş atıyoruz, ıslak kumdan şekiller yapıyoruz ve balık tutanları seyrediyoruz.
Oyuncaklardan çok sıkıldım artık. Çocukları hazırcılığa alıştırıyormuş gibi geliyor. Tabii bazen boş boş dolandığımız da oluyor. Çınar bu arada gördüğü herşeyi soruyor.
Bu timin evi?
Bunun adı ne?
Fu ne fu?


Yarın inekten süt sağılmasını izleyeceğiz. Burada köylülerin bağa, bahçeye salıp otlarla besledikleri inekler var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedikten sonra anladım ki ben bugüne kadar yoğurt yememişim. Resmen kaymak tadında.
Bir de sabah kahvaltısı için annem Çınar'a kaymak yapıyor, bu sütten. O zaten anlatılamaz bir lezzet ve doğallıkta. Aynısı çilek için de geçerli. Şimdi Ankara'dakileri düşündükçe bize resmen çilek görünümlü sert birşey yedirdiklerini anlıyorum. Bizi kandırıyorlar!
Hafta sonu Abant gezisinde Çınar evin dışında biryerlerde kalma fikrinden hiç hoşlanmayıp tuvalete girmeyi, yemek yemeyi reddetmişti. Sürekli eve gidelim dedi durdu 2 gün boyunca. Didim'de de aynı şey olacak diye korktum ama neyse ki anneanne ve dede burada olunca ve ev ortamı olunca evimizi çok aramadı. Arada bir eve gidelim diyor ama unutuyor.
Neyse biz bir süre daha buradayız. Öbür haftaya dönüyoruz.
Gitmek için iyi bir neden babamıza kavuşacağız.
Tekrar girip yazabilir miyim bilmiyorum ama bu Çınar'ın babasına özlemini gidermesi için bir hediye olsun.





27 Eylül 2009 Pazar

Mavi




Mavi sadece 4 gün sürdü. Bu seneki en son ama en ayrılmak istemediğim, en huzur dolu maviydi... Bu sefer mavinin arasına altın sarısı da eklenmişti. Öncekiler gibi gri, çakıllı değildi...



Bayramın ilk 2 gününü aile ziyaretleri ile geçirip 3.günü kaçtık soğuklardan Akdeniz'e. Soğuk, yağmurlu havanın verdiği kasvetle hiç gitmek istemedim ama sonrasında hep "iyi ki"lerle dolu bir karar olduğunu anladım.
Çınar bizden mutlu, dışarıya kahkaha ve cıvıldamalarla dolu gösterdiği bir sevinçle bıcı bıcı ve "haaavuuuu" suna kavuştu yine.


Altın sarısı kumda oynadı hem de saatlerce hiç başını kaldırmadan, denize koştu su getirdi, döktü, kaleler yaptı babasıyla, sonra kıkırdayarak yıktı onları. Seviyesi yavaş yavaş yükselen havuzda kendi kendine takıldı.
Uykusu gelince arabasında uyudu denize karşı, iyot kokulu rüzgarı içine çeke çeke.
İlk kez bu seferkinde bu kadar çok popom sezlongu gördü, gözlerim kitap sayfalarında gezindi.




Her ne kadar öğle ve akşam yemeklerini yedirme konusunda sıkıntı çeksem de, geceler bangır bangır bağıran Çınarişkomu uyutmaya çalışmakla geçse de ve hatta tatil öncesi başladığım Ferber'le kendi kendine uyumayı öğretme yöntemi tam son noktayı koymaya hazırlandığım günlerde bu tatil yüzünden bombalansa da tatil güzeldi.






2 ay önceki tatilimize göre fındık faremin daha bilinçli ve tatil yaptığının farkında olarak bulunduğu yerden keyif alması ilk gözümüze çarpan şey oldu.

Diğer farkettiğim şey ise yabancıların ne kadar çok çocuk sevdiği idi. İlk kez, bir otelde kalan tek Türk olarak kendimi asıl ben "yabancı" hissetsem de yaşlı teyze ve amcalardan oluşan turistlerin gözlerini Çınar'dan hiç ayırmamaları, sürekli onu sevmeleri beni şaşırtmadı değil doğrusu.
Ben onları bize göre ruhsuz sanırdım. Değilmiş. Aksine çok içten ve sevgi dolu sevdiler uzaktan, dokunmadan...




Ne diyelim; hava değişikliğinden çarpılmadan, sağlıkla kalabildiğimiz "tatil dönüşleri" olan bayramlara, nice bayramlara...










Posted by Picasa

13 Ağustos 2009 Perşembe

Tatilden döndük-2




Tatil güzelliklerle dolu geçti ve bitti. Giderken en büyük endişem havanın çok sıcak olmasından dolayı çocukların çok bunaltmasıydı. Ama hiç de öyle olmadı.
Hava süperdi. Hatta son 2 gün üşüyüp üstümüzü bile örttük.

Yolculuktan korkmuştum ama erken çıkıp yolun bir kısmını uykuda geçirince rahat ettik bayağı. Çınar hiç vızıklamadı sağolsun.

Otel de çok güzeldi ve şimdiye kadar kaldığım oteller içindeki en şahane, en lezzetli yemekleri yedik.

Çınar ve Arda yemeyeceklerse bile birbirlerine bakıp yemeklerini yediler. Aynı zamanda hep beraber sofraya oturmanın ve etrafta yemek yiyen bir sürü insan görmenin etkisi ise göz ardı edilemez.

Çocuğumun evde yalnız başına yemekten hoşlanmadığını tatilden sonra anladım ama ben de Çınar'a yemek yedirirken hayatta kendim yiyemem. Önce o doyacak sonra ben.





Arda ve Çınar'ın uyku saatleri denk gelmediği için genelde saat 4'e kadar yemekler dışında pek bir araya gelemedik.
O saatten sonra da havuz ve deniz arasında gittik, geldik.
Biz havuza çok fazla girmedik geçen sefer ki ishal vakasından dolayı. Deniz süper güzel ve temizdi ayrıca.





Arda ve Çınar beraber kova, kürek ve suyla oynadılar.
Çınar arada Arda'yı tokatladı, saçını çekti. Arda'da Çınar'ın elini çekti, büktü. Bööööyle karşılıklı pek sevgi dolu anlaştılar yani.
Oyuncak kavgası, suluk kavgası, ben de dondurma isterim kavgası ile geçti 5 gün.




Çınar'la kaçıncı tatilimiz bilmiyorum ama bildiğim birşey varsa o da şehir,mekan değişikliklerinde ilk etkilenen unsur uykumuz oluyor.

Tatil öncesi hafta uyku konusunda gayet güzel performans sergileyen Çınarişkom tatilde kaşıkla verdiklerini kepçeyle aldı.

Geceleri sık uyanmasından sanırım sabah 9.30'a kadar uyuyup bir de üstüne öğleden sonra 3,5-4 saat uyurken, Antalya'da sabah 6 'da cin gibi uykusunu almış şekilde hortladı ördeğim.
Aslında bu beni çok sarsmadı, iyi de oldu. Sabah erkenden kahvaltı edilip, serinlikte denize girildi.



Akşamları çocuları uyuttuktan sonra gece yarısına kadar Amerikan Konkeni oynayıp, sabah da erkenden kalkmak biraz zor gelse de çok keyifli vakit geçirdik.

Tatilden en çok akılda kalanlar ise Arda'nın çocuk diskosunda çılgınca dans etmesi, o sırada Çınar'ın donmuş bir şekilde ağzı açık dans edenleri, Arda'yı izlemesi (Arda gerçekten dans ediyor :))), Burcu ve ben havuz-deniz kenarında bebişlerin başını beklerken babaların su oyunları ile kendilerine alternatif eğlenceler yaratmaları oldu. Biz de arada çocuklar odada uyurken babaları nöbetçi bırakıp, kaydırak sefası yapmadık değil hani!!


Bir de Arda'nın döndükten sonra hastalanıp hastaneye yatması tabii. (Çoğu çocuk tatil dönüşü hasta olur teorisi yine doğrulandı malesef)





Çınar suya girmek dışında suyla oynamaktan da büyük keyif aldı. Suya girmediği zamanlarda kovasına ya da havuzuna su koyup kendi kendine oynaması bizi çok rahat ettirdi.






Antalya sonrası hem yolculuğu 2'ye bölmek hem de memleket ziyareti olsun diye Uşak'a uğradık 2 gün. Antalya'da gayet akıllı, uslu olan Çınar ise orada bambaşka bir kişiliğe bölünüp huysuz, herşeye vızıldayan ve çığlık atmayı öğrenmiş bir çocuk haline geldi.
Sanki içine başka bir çocuk girmiş gibiydi.


Nasıl utandım bu durumdan anlatamam. Bir süre, kontrolü kaybettiğimi düşündüm.
Ankara'ya gelince disiplin kampa sokup tekrar eski haline dönmesine kısmen de olsa vakıf olsam da istemediği durumlarda yere eğiliğ bağırma gibi bir alışkanlığımız oldu. Özellikle de kalabalık ortamlarda.


Anında görmezden gelip, başka şeyle ilgileniyorum (eğer babamız yoksa tabii. o kıyamıyor ki tartışmalarımızın en büyük sebebi bu. ama o da öğrenecek elbet bir gün.)


Bir de dışarıdayken o başka yöne ben başka yöne gitmek istediğim durumlarda aynı şekilde bağırıp ağlıyor. "Sen bilirsin" diyip ben gidiyorum. Bakıyor ki onunla ilgilenmiyorum, bıdı bıdı koşuyor arkamdan :)





Tatil dönüşü edindiklerimiz ise dinlenmiş bedenler, alınmış kilolar (anna, baba, çocuk 3'lüsü olarak), sabah 6 gibi uyanıp meme emdikten sonra tekrar 8'e kadar uyuma ve gece lambası ile uyuma alışkanlığı. Bunların dışında -ki en önemlisi ağlama-bağırma ikilisi ...


Velhasıl kelam tatil bitti ve biz sanki hiç gitmemişiz gibi eski hayatımıza alıştık bile.



Posted by Picasa