26 Kasım 2012 Pazartesi

Serminn Photography'e davetlisiniz!

Çoook uzun zamandır hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirdim. Fotoğraf çekmek benim için vazgeçilmez bir hobi iken üstüne Irmoş'la birleşince ikisini aynı anda yapabileceğim bir şeyle uğraşmak istedim. Hep istedim ama bir türlü bu işi resmiyete dönüştürememiştim.

Doğumlara girdim, çıktım, bebekleri fotoğrafladım ama bunu çocuklarımla da yapabileceğim bir işe dönüştürmek zamanımı aldı.  Şimdi ikisine de vakit ayırabileğim sevdamı cümle alem duysun istedim.
Ankara'da doğum, bebek, çocuk ve hamile fotoğrafçılığı ile sahalardayım. Bir ben eksiktim değil mi! Olsun :))

www.serminn.com is ON AIR!



www.serminn.com
 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Ses, 3 soluk

6 ay önce yeni yaşımız bize sağlık getirsin dileklerinizi alıp ortadan kayboldum. Bir sürü mail aldım, iyi misin, yaşıyor musun diye soranlar. Burdayım, yaşıyorum, iyiyim. Çoook şükür.
Çınar doğumgününden hemen sonra hastaneye yatmayı gerektiren, adını bile anmak istemediğim şüphelerle hastaneye yattı. Tedavisini oldu, çıktı. O günleri tekrar hatırlamak istemediğim için hiç detaya girmeyeceğim. Ömrümün en kötü günleriydi desem...

Ondan sonra da yazasım gelmedi hiç. Soğumuştum bayağı. Zaten bırak yazmayı, bilgisayarın başına oturacak vakit bile bulamadım. Hala da devam ediyor. 2 çocuklu hayat gayet koşturmacalı devam ediyor. Hem çoooook güzel hem çoooook zor. 

Çınar cephesinde durumumuz daha iyi. Artık 1 yaşını dolduran Irmoş'la oynamayı çok sevdiği için kıskançlıklarını biraz dizginledi.  Kreşten eve gelir gelmez hemen kardeşini soran bir abi, abisinin sesini hatta adını duyduğu anda çıldıran bıcırık ile tatlı 2 kardeş oldular.
1 yaş tahlili için kan alınırken alnından şapır şapır terler akıtan hatta bir süre sonra üzüntüsünden ağlamaya başlayan bir abi oldu benim minik ördek. Kardeşi aşı olacağı gün benden daha çok stres olan hatta "Anne nolur kardeşimi aşıya götürme, canı acıyacak" diye ağlayarak beni şaşırtan performansıyla hem hala çocuk hem abi işte bizimkisi.

2 çocukta en önemli denge ise büyük olanın hala çocuk olduğunu unutmamak. Başarıyor muyum bilmiyorum, gayretlerim büyük ama.

Otelin çocuk klübünde hazırladıkları gösteriden
 
 
Irmoşa gelince. Geçen hafta yaşını kutladık. 1 yaşına kadar ona hep Sakine dedik. Ne zaman tatile gittik geldik, Irmak'la gidip başka bir çocukla döndük sanki. Diş midir ne zıkkımdır o kadar zor çıkarıyor ki haftalarca süründürüyor. Artık ona Sakine demekten vazgeçtik. Geçici bir dönem biliyorum ama bana günler çok zor geçiyor.

Irmoş'a başlarsam uzun sürer. Ama şunu anladım ki insan çocuk büyütmenin zorluklarını unutuyor da ondan 2.çocuğa karar veriyor.

Neyse Irmoş ve abisinin hem ne kadar benzer hem de ne kadar farklı 2 çocuk olduğunu büyüdükçe daha da iyi anlıyorum. Ama diyorum ki iyi ki, iyi ki olmuşlar. İyi ki onlar benimler. ( Çok mu bencilce oldu??) Seviyorum sizi bebelerim benim!!!



27 Mart 2012 Salı

Çınar 4, Irmak 6

Mart ayı Irmak ve Çınar'ın gelişim basamaklarındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu. Çınar çocukluktan iyice çıkıp "Ben kendim karar verebilirim. Siz karışmayın bana!" diyen koca bir adam, Irmak da gel gel yapan, karşısında sakız çiğnerken ağız hareketlerini taklit eden koca bir abla oldu.

Kreşte- Donmuş surat aynen böyle
Çınar bu sene doğumgününü önce kreşte sonra oyun grubu arkadaşlarıyla kutladı. Bir Çınar klasiği, pasta gelince dondu kaldı yine.  Utandı, sıkıldı, mimik bile yapmadı. Üfledi, ardından sanki içine başka biri girmiş gibi bitmek bilmeyen enerjisiyle koştu, atladı, zıpladı. Bu nasıl bir enerjidir, nasıl bir harekettir anlayamadım. Bir insan evladı hiç mi yorulmaz!


Son yazımdan sonra ne kadar geçti bilmiyorum ama Irmak'ın yeni becerilere sahip olmasına yetecek kadar bir süreydi ki bu bebekler her geçen gün yeni beceriler öğrenmiyorlar mı!
Hep söylüyorum. Üzülüyorum büyüdüğüne. Çok çabuk, çok müthiş bir hızla büyüyor. Hep böyle kalsın, hep 6 aylık olarak kalsın. Hiiiç büyümesin.
Hatta hem 6 aylık olup, hem de ek besinlere başlamamış olsa tam olur. Emzir, emzir, oynat, gıdıkla, mıncıkla, kokla...

Malesef ek besinlere başladık. İlk çocuğu ek besinlere başlayacak olan her anne nasıl heyecanla bu ayları bekliyorsa, ikinci de öyle olmuyor valla. Aksine, kahretsin yine ek besinler başlıyor diye düşünüyorsun.
Çünkü biliyorsun ki yedi, yemedi, ne pişirsem, ne zararlıydı, ne yararlıydı, ay tarif bulayım, ay bu alerjikti, ay bunu bu ay yiyemezdi, yuttu, yutamadı, püresiydi, cam rendesiydi, rondosuydu, oldukça gıcık bir dönem.

İlk bebekte "Çocuğum büyüyor" hevesi oluyor ek gıdalara başlarken. Ama ikincide bir o kadar rahatsın. Doktor yoğurta başla mı dedi, hemen gidiyorsun hoooop dolabı açıyorsun.  Hazır yoğurttan veriyorsun. Oldu da bitti maşallah!
İ









İlkinde ise hemen başlayamazsın, çünkü ev yapımı yoğurt evde yoktur. Aman günler öncesinden hangi sütle yapacağına karar ver. Yoğurt mayala. Kasıyorsun yani.
Gerçi ilk denemeden sonra ben de sağlıklı olsun diye hep kendim mayaladım o ayrı. Ama eğer evde yoksa hazır yoğurttan da verdim. Hazır yoğurt yedirdim diye kendimi kahretmedim.

İlkler, ilk meyve, ilk çorba, ilk sebze hem törenle verilir. Bunda böyle olmadı. Çorba yap, yerse yer, yemezse çok ısrar etme. Çünkü biliyorsun ki yemezse zaten hiçbir zaman yemez, Sen ne kadar zorlarsan o kadar yemeyen bir çocuk olur. Alışıktan sonra yemeye başlarsa şanslısın, yemezse yemedi diye kendini yediğin, sinir yaptığın yanına kar kalır. O yüzden stres yok.

Irmak şimdilik kahvaltı dışında seviyor gibi. Bu sefer kendi doktorum söylemeden önce ( 6 aydan önce) internetten bulduğum tariflerle, Dr. Alev Kutlu'nun verdiği programı uyguladım. Bizim doktorumuz 5-6 ay arası sadece yoğurt ve meyve vermişti. Ben çorbalara başladım bu dönemde.
İyi de oldu, daha rahat alıştı. Ben 6. ayı beklememe taraftarıyım. Zaten 5,5 aya kadar her ay aldığının aksine çok az kilo aldı. 150 gr kadar.

Bir de Çınar'ın zamanında domates yasaktı ve doktor karışım veriyordu kahvaltıda. Artık domatesin alerjik olmadığı düşünülüyormuş ve bebeklere serbestmiş. Kahvaltı ise ayrı ayrı. Karışım yasak.

Hatice'ye değil neticeye bakarsak yeni bir dönem başladı bizim için artık. Irmoş büyüyor, Çınar yeni çıkacak kanuna göre seneye ilkokula başlama yaşına gelecek (ben göndermeyeceğim o ayrı).

Tıkır tıkır işliyor zaman. Hepimiz için. Hızlı ama bir o kadar zor ama kat kat güzel.


Çınar palyaçodan korktuğu için yanında makyaj yaptı

23 Şubat 2012 Perşembe

Bu işte bir yanlışlık var


... Cidden.. Biri 5 aylık biri 4 yaşında iki çocuktan büyük olanının daha "olgun" davranması beklenirken bizde bu durumlar başağı durumda.


Mesela;
Irmak bazen sabaha kadar deliksiz bazen sadece 1 kez uyanıyor geceleri. Çınar sabaha kadar 4,5,6... kez kalkıyor. Tutturabildiğine.

Irmak gece uyandığında ağlamıyor, tısıldıyor kendi kendine ıkınıp, sıkılıyor. Çınar geceleri uyandığında "anneeeeeeeee" diye höykürerek ağlıyor.

İyi tarafı var bir de. Çınar 9.30'da yatıyor. Bebek olanı ise 10.30'da yani abisinden geç gece uykusuna geçiyor.

Irmak ağlayan bir bebek değil. Doğduğundan beri ağladığı sayılıdır. Çınarsa gün içinde ota, ..ka herşeye ağlar oldu. Evde ağlayan bebek olan değil dana olan.


Irmak kendi kendini oyalayabiliyor. Önüne koyuyorum 1- 2 çıngırak, sesli oyuncak, onlarla uzun uzun oyalanıyor. Oyuncak yoksa bile beni seyrediyor. Sadece yalnız kalmayı sevmiyor. Hemen söylenmeye başlıyor.


Irmoşumu uykusu gelince yatağına yatırıyorum, çıkıyorum. Çınar'da da öyle yapıyorum ama uykuya dalana kadar 50 kez çağırıyor bizi. Süt içecektim, perdeyi örtmedin, muz yiyecektim, birsey soracaktım, üstümü örtme......

 İşte bundan diyorum, bir yerlerde bir yanlışlık var diye!

2 Şubat 2012 Perşembe

Heidi ve Varyemez

4 ay 12 günlük kızce içeride uyuyor. Bir boy büyüğü, kızcenin erkek versiyonu ise kreşte. Geçenlerde anneme Çınar'ın 2,5 aylık fotoğrafını gösteriyorum. Annem "Irmak bu değil mi?" dedi.

Çınar'ın bebekliğini bilenler benzetiyorlar. Ben fotograflarına bakınca benzetiyorum sadece ama dudakları ve pörtlek bakışları benziyor.Özellikle korktukları zamanki o şaşkın bakışları var ya bebeklerin, işte o halleri.

Çınar kreşe alıştı. Mutlu gidiyor ve mutlu çıkıyor ve benim için de önemlisi bu. Geçen hafta ilk kreş hastalığımızı aldık ama neyse ki Irmoşa bulaştırmadan atlattık. Bulaşmasın diye bir o oda, bir bu oda koşturdum orası ayrı post konusu olur valla.
Geniz eti ameliyatından sonraki ilk hastalığımız çok kısa sürdü. 5 günde geçti. Çok garip geldi bana. O zamanlar 2 haftada ancak toparlanıyordu.

Selin'in doğumgününden- Zeynep ve Selin ile

Irmak 4 ay 12 günlükken gayet sosyal bir bebek oldu. Gözgöze gelmeyegör , sırıtmak için yer arıyor. Annem şöyle tanımlıyor :) "5 kuruşu varsa gülmeye vermiş."

2,5 aylıkken dönmeye başlamıştı Irmak. Tam dönemese de yan dönüyor arada bir tam dönebiliyordu ama elini kurtaramıyordu. Şimdi tam dönebiliyor ama hala elini kurtaramıyor.

4 ay civarında yaşanan o "sessizlik" dönemine henüz gelmedik. Hala hep konuşmaya çalışıyor. Belki de biz bu dönemi yaşamayız.  Her çocuk sessizlik dönemini geçirecek diye bir kaide yok. Ya da kısa süreli yaşamış ve ben farketmemiş olabilirim.

2.çocuk olmanın avantajlarını şöyle yaşıyor Irmak.
3 aydan sonra emerken duyduğu her sese dönmeye başladıklarında emmeleri biraz sekteye uğrar. Daha uzun süre emzirmeye çalışırsın çünkü sürekli kafasını çevirir.
Ama evde bol sesli bir abi varsa zaten sesle emmeye alıştığı için bu dönemi daha kolay atlatıyoruz. Yine renkli şeylere, yüksek seslelere dönüyor ama hemen memeye geri dönüyor. Özellikle de karnını  biraz doyurmuşsa.


Bunların dışında çıngırağıyla, mobilleri, yumuşak renkli hayvanlarıyla bayağı bayağı oynamaya başladı. Bu da onu uzun süre oyalıyor.
Ellerinden sonra ayaklarını keşfetti. Tam olarak tutamıyor ama yan yatarken yakalıyor.
Emerken ağzımla, burnumla oynuyor. Ben en çok bunu seviyorum.

Bir de bana en çok sorulan sorulardan biri: Konuşma ve dil gelişimi için neler yaptığım:
Hergün 1-2 kitap okuyorum ona. Aynı hecelerden oluşan kelimeleri sık sık tekrar ediyorum. (mama, baba, dede...)
Zaten bunları 7-8 aylar civarında baba, dede demek için değil de konuşma öncesi antreman olarak hece tekrarları şeklinde söyleyeceği için ona bir hazırlık oluyor aslında.

Her kitapta 4-5 kelime belirliyorum kendime. Hep onları tekrar ediyorum.
Çevresel sesleri, hayvan seslerini (tak tak, cik cik) sık sık tekrar ediyorum.
Aynı hecelerden oluşan şarkılar söylüyorum. Mesela bir çocuk şarkısını sadece -ma hecesini kullanarak söylüyorum.
Ben konuşurken ellerini ağzıma koyuyorum (ağız hareketlerimi farketmesi için).
Evdeki nesnelerin isimlerini sık tekrarlı söylüyorum.
Uyurken başına bebek müzikleri olan cd açıyorum hep alıcı dil gelişimi için hem de seste uyumaya alışsın diye.
Bir de en önemlisi evde sürekli ama sürekli hiç durmadan konuşan birileri -ki bu görünce çıldırdığı abisi- varken Irmoş sürekli uyarana maruz kalıyor.

26 Ocak 2012 Perşembe

Vay halime

Uzuuuun zaman oldu. Yazmadığımın farkına bile varamadığım uzun bir zaman. Çok yorulduğum uzun bir zaman. 2 çocuklu olmanın zorluklarını daha da anladığım bir zaman.

Sebepse basit ama inceden; bakıcımız işten ayrıldı.
...ve ben evin işleri, yemek, Çınar'la oynamak, yedirmek, uyutmak, Irmak'ın bezi, banyosu, emzirmek, uyutmakla çokca meşgulüm. Saçı başı dağıtmış halde geceleri sırt ağrısı bir yandan, bacaklarımın ağrısı bir yandan günü tamamlıyorum. Bu en erken gece 1'de oluyor.
Yatağa yattığımda muzaffer komutan edasında " bugünü de kotardım hadeee" diyip sabah hiç olmasın diye gözümü kapatmak bile istemiyorum.


Ömrümde bu kadar yorulduğum başka bir zaman var mıdır bilmiyorum. Hepsini aynı anda beceremediğimi kabul ediyorum.  2 haftanın sonunda daha hızlı yemek yapıp, dağınıklığı daha az görüp, daha organize olmayı öğrendim ama yok ben almayım. Irmak huysuz bir bebek olsaydı ötesini hayal edemiyorum zaten.

Bu düzen-pardon düzensizlik- içinde beni en çok yoran şey aslında ev işleri ve yemek. Çocuklarla zaten yine ben ilgileniyordum ama eğer evde sürekli oynamak isteyen bir çocuk var ve ona sürekli "yemeği yapayım ondan sonra, şurayı toplayım ondan sonra, kardeşini emzireyim ondan sonra" demenin vicdan azabıyla Çınar'ı kreşe başlattım.


Bir önceki o çok meşhur ama aslında sadece işten hiiiç anlamayan o anaokuluna değil ama. Irmak'ı evde bırakıp oryantasyon sürecini tekrar baştan yaşamayı göze alarak daha eski, bu işi daha iyi bildiğine inandığım bir yere. Bu sefer işi bilen, azıcık çocuk psikolojisinden anlayan, daha binaya bile girmemişken 2.günde ağlaya ağlaya çocuğu kucağımdan alıp, sınıfa zorla götüren bir kreş değil burası. Yavaş yavaş, çocuğu hiç ağlatmadan sadece 1 haftada okula uyumu sağlayabilen bir yer.

Çok şükür alıştı Çınar. Irmak 1 hafta boyunca yarım gün anneanne, babaanne şefkatiyle benden ayrı kaldı ama neyse ki uyku saatlerine denk geldi bu süreler.

Bu sürede hep sorduğum şu sorular geriye dönüp ısrarcı olma isteğimi depreştirdi ama iş işten geçmişti.
Neden benim çocuklarım ne emzik ne biberon almazlar, neden?????
Ben hep 2 emzirme arasında koştura koştura işlerimi halletmek zorunda  mıyım?