10 Nisan 2015 Cuma

Biz yokken, çok büyüdük!

 Çooook uzun bir zamandan sonra merhaba!!!!!!
    
Biraz önce bloga girip bir bakayım dedim ve buraları ne kadar özlediğimi farkettim. Bizimkiler büyüdü, ufak bir güncelleme sadece benimki!

Bizde herşey yolunda. Ördeklerin birisi anaokuluna, diğeri 1.sınıfa gidiyor. Anneleri de babaları da yüksek lisans yapıyor. Hepimiz okullu olduk kısaca.  İş, okul, ev, çocuklar, ödevler, arada gezmeceler.... 
Kısaca hayat...

2 çocuklu yaşam zor çok zor ama keyifli geçiyor. İyi ki de olmuş dedim hep. Irmak kız olduğu için sanırım Çınar'dan çok ama çok farklı. İkisi hem çok iyi arkadaş hem de birbirilerinin azılı düşmanı gibiler. Evde sürekli bir kavga hali. 10 dk sessizce oynadıklarında kıllanıyorum. Gidip bakıyorum, hala niye bir çığlık sesi gelmedi diye. Irmak idmanlı büyüdü ne de olsa. Artık o da savunma teknikleri geliştirdi. Hatta bazen Çınar'ı Irmoş'un elinden almak zorunda kalıyorum. 

Fiziksel kavga etmedikleri taktirde pek mudahale etmiyorum. Hem problem durumunda kendi çözümlerini bulmayı öğrenmeleri için hem de kendi ruh sağlığım adına söyleyim. Sürekli arayı bulma durumu fena sinir bozucu birşey. Bir süre sonra amaaann moduna geçiyorsun. 

Neyse, çocukluğun ve kardeşliğin gerekliliği belki de. Hem dayanışmayı hem olumsuzluklarla mücadele etmeyi öğrenmeleri adına sınav gibi birşey kardeşlik. 

Özet: Güzel şey be kardeşlik.
      
Cee-e yapıp kaçıyorum. Hadi tutmayın beni ;)

    

1 Mart 2013 Cuma

İki Çocuklu Alışverişin Hikayesi


2 çocuklu annelik artılarıyla eksileriyle... Biraz mübalağa edeceğim, aslında çok ama çok zevkli birşey her an onlarla olmak.
2 çocuklu bir aile olarak en kaos dolu anlardan biri  evden çıkmaktır.  Bunun ilk aşamasında başlar zorluk.
İlk olarak Irmak hazırlanır. Sonra babamız evdeyse o Çınar'ı hazırlar yoksa ben hazırlarım. Bu arada milyon kez "Irmaaaaaak gel, kızım addaaaa gidiyoruz" ya da " Çınaaar hadi bırak arabayı gel, geç kaldık, bak baban kızacak" şeklinde bağırır dururum ama tık yok...

Otobüs terminalindeki "Çığırtkanlık yaparak sizi rahatsız etmek isteyenlere itibar etmeyiniz"yazısını hatırlıyorum. Bu ben ve Çınar için yazılmış olmalı.

Birinin çantası, diğerinin oyuncakları, birinin şapkası, diğerinin ayakkabısı derken zaten daha gitmeden yorulmuşsundur.  İkisini birden toparlayamadığın anlarda "amaaaan gitmiyorum" diyesin gelir, ama nafile. O kadar hazırlık, çaba boşa mı gidecek??
Hazırlanma aşamasında 1000 kalori harcamışsındır çoktan.  Niye iki çocuklu anneler tek çocuklu hallerinden daha zayıftır? Bundan işte.

En son çingene göçü şeklinde elinde çantalar giyinip çıkarsın, asansöre binersin. Asansörün düğmesine Çınar basar, Irmak da "Ben de basacağım "ı  işaret parmağı havada "ııııııh ıııııhhhh "larla ifade eder.  Hıh tamam küçüğün de gönlünü ettik. O da bastı asansörün düğmesine, sorun yok.

Genelde büyükler babaların , küçükler annelerin sorumluluğunda olur. Herkes kendi sorumluluğundakini alıp koltuğuna bağlar. Ohhhh yola çıktık gibi.

En sevdiğim anlardan biri yolculuk kısmıdır. Genelde onlar arkada gülüşür durur. Çınar bir hareket yapar, Irmak kıkırdar. Çınar gidene kadar aynı hareketi tekrarlar. Ya da Irmak bir ses çıkarır, Çınar'a çok komik gelir. Habire kikirder dururlar. Yol boyunca aynı sesi duymaktan bazen kafan kocaman olur, bazen de sessiz sessiz giderler.
Biri susamışsa ve tek pet şişe varsa yandın.  İlla öbürü de suluğundan değil de pet şişeden içeçektir. Büyük küçük farketmez, ikisi de pet şişeyi ister. Kardeştir, birşey olmaz dersin ve aynı şişeden ikisi de içer. Genelde idare etmek zorunda olan büyük olandır. Çünkü o anlar, diğeri terrible two'ya çoktan girmiştir. Tamam  sularını da içtiler. No problem.

Gideceğimiz yere geldik. Arabayı indir. Birini indir, diğerini indir. Birini indirirken diğerinin elini tutmayı unutma sakın. Çanta, kabanlar, şapkalar, sular, bebek arabası, aman arabada birşey unutma.Hepsini aldık, oooh gezeceğiz.

Yemek yedirme kısmını genelde sorunsuz hallederiz. Dolaşacağımız bir yerse Irak arabada, Çınar yürüyor şeklinde girdiğimiz yere Irmak yürüyor, Çınar arabada şeklinde devam ederiz. "Aaaa kocaman çocuğu bebek arabasında gezdiriyor" şeklinde bakan bakışların yanından geçerken "Oooğlum, kardeşinin arabasından in. Bak sen büyüdün taşımaz bu seni" derim ki "Aman da aşırı koruyucu anne sanmasınlar" :)))

Genelde bizim gezmelerimiz  bebek arabasında uyumayı sevmemesinden dolayı huysuzluk yapıp, ne kucakta, ne arabada, ne yürüme pozisyonunda mutlu edemediğimiz Irmak ve baba önde, "Yaaa daha yeni gelmiştik, biraz daha duralım anne noluuuuur" şeklinde Çınar'la ben arkada arabaya doğru hızla gidip, çingen göçüne bir de alışveriş torbalarını eklemiş olarak gitmemizle sonlanır.

Aslında alışveriş merkezi gezmeyi pek sevmiyorum. Genelde hava soğuk da olsa hava alsınlar diye dışarıda biraz dolaşıp sonra restaurant ya da ev gezmesi yaparız. Ev gezmesi en rahatı...Neyse...Orası ayrı hikaye.

Arabaya bindik. Haaaah tamaaam. Ohhh eve gidiyoruz. Gelirkenki sesler yerini sessizliğe bırakır. Önce "Anneee Irmak uyudu" sesi gelir arkadan. Sonra "Annneeee dişlerimi fırçalamadan uyusam dişlerim çürür müüüüü?" sorusu gelir.
Mutlu sona az kaldı. İkisi de uyudu. Biri bende, biri babada. Eee alışveriş torbaları ne olacak???  Güçlü baba hepsini taşır. Çınar ve torbalar kucakta ya da Çınar kucakta torbalar alışveriş arabasında beraber ite ite gideriz asansöre.
Sonunda....
Çingene göçü göçemeden geri geldi. Yorgun, argın, canın çıkmış....
İlk söylediğimiz şey.........Evim evim güzel evim.




13 Şubat 2013 Çarşamba

Kardeşli Çınar-Abili Irmak


Tekrar merhaba,
Yine arayı çok mu açtım ne!!!!!
Tek tek bahaneler saymayacağım.  Doğum fotoğrafçılığının vaktimi çok alması, Irmoş'a bakıcı bulamamam, 2 çocuk yorgunluğu ve uykusuzluk diye kısa bir özet geçmekte fayda var.

Yani aslında, telaşlar silsilesine bir kapıldım, çıkamıyorum. Bir el lazım bana. Biri el atsa da çıksam da insan sıfatına yakışır şekilde yatsam, uyusam, gezsem, tv izlesem, kitap okusam (emzirirken boş kalmayım diye Irmak'ın saboteleri arasında okumayı beceriyorum yine ama neden akşam yatağa yatıp okumayım...), sam sam sam...

Olsun.. ben şikayetçi değilim. Kaçan bilmem kaçıncı yardımcı teyzeden sonra en son gönlüme göre bir tane buldum. Darısı devamına..
Bir bakışa, bir dokunuşa bütün yorgunluğun tükendiği bir serzeniş benimki aslında. Irmoşumla yeniden bebek kokusunu içime çekip, bebek özlemimi giderirken bir bakmışım zevkle yapıyorum hepsini.

Büyüdükçe hayat bir yandan kolaylaşıp bir yandan zorlaşıyor. Şöyle ki... Çınar'ın ilk doğduğındaki kıskançlıkları kalmadı hatta tam tersi birbirlerine müthiş düşkün 2 kardeş oldular. Akşam eve gelince Irmak hemen abisine sarılır, hatta ayakkabılarını alıp ayakkabılığa koyar (vallahi billahi de yapıyor. içinden geliyor hanımın), uzun bir kolaşırlar. Sonra bu sevgi kelebekleri aynı oyuncağı almak isteyene kadar devam eder.

Artık Irmak'ın da sesi çıkmaya başladığı için elindeki kıymetliyse ve biri onu almak istediyse sesiyle karşısındakini pes ettiren cinsten.

Artık  Çınar'la beraber oyun da oynamaya başladılar. Bazen bakıyorum odaya girmişler ya top oynuyorlar, ya üst üste boğuşuyorlar, ya da ikisinin elinde birer araba bayağı bayağı oynuyorlar. Şaşırıyorum.  Kıskanmıyor mu peki?  Her çocuk kadar, olması gerektiği kadar, bazen çok bazen hiç. Biz Irmak'ı çok sevdiysek bakıyoruz surat düşmüş. O da küçük daha, o da ilgi bekliyor. Kıskançlığını bazen ilgi bekleyerek, bazen kedi gibi bakarak, bazen hırçınlaşarak gösteriyor. Bir şekilde denge kuruluyor ama.

Problem genelde Çınar'ın oyununa dalıp da Irmak'ın oyununu bozmasından çıkıyor. Abisinin yaptığı herşeye büyük hayranlık beslediğinden onun oyunları onun için dayanılmaz cezbedici geliyor. Oyununun ortasına dalınca " Anneeeeeeee Irmak oyunumu bozuyor" sesinden sonra Irmak'ı odadan çıkarabilene aşkolsun.


Bir de sık sık yaptıkları bir sarılma fasılları var ki buna değinmeden geçemeyeceğim. Her gördüğümde duygulanıyorum. Çınar her ağladığında ya da ben Çınar'a kızdığımda Irmak her ne yapıyorsa yapsın işini bırakıp koşa koşa abisinin yanına gidip ona sarılır. Hiç kaçırmaz. Bundan mütevellit aralarında bir anlaşma oldu. En ufak mutsuzlukta ya da arada bir estiğinde hemen sarılırlar, Irmak abisinin omzuna başına koyar. Öyle kalırlar :) Geçen Çınar'a kızdım ve odasından 5 dk çıkmamasını istedim. Çınar içerden "Irmaaaaaaaaak, öhüüüü" şeklinde ağlıyordu :))

Bazen bağırış çağırış kavga ettikleri de oluyor. Irmak küçük ama sesi onu bastiriyor. Ama anladım ki bu insanın sinirlerini bozan birşeymiş. Bu zamanlarda sinirlerim elveriyorsa müdahale etmemeye çalışıyorum ama bunun için Irmak'ın biraz bilinçli olması lazım diyorum. En azından problem çözmeyi öğrenecek kadar.

Ama bu çok uzun sürmeyecek gibi.  Folik asit çocuğu bunlar... Suya götürüp, susuz getirecek cinsten...





26 Kasım 2012 Pazartesi

Serminn Photography'e davetlisiniz!

Çoook uzun zamandır hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirdim. Fotoğraf çekmek benim için vazgeçilmez bir hobi iken üstüne Irmoş'la birleşince ikisini aynı anda yapabileceğim bir şeyle uğraşmak istedim. Hep istedim ama bir türlü bu işi resmiyete dönüştürememiştim.

Doğumlara girdim, çıktım, bebekleri fotoğrafladım ama bunu çocuklarımla da yapabileceğim bir işe dönüştürmek zamanımı aldı.  Şimdi ikisine de vakit ayırabileğim sevdamı cümle alem duysun istedim.
Ankara'da doğum, bebek, çocuk ve hamile fotoğrafçılığı ile sahalardayım. Bir ben eksiktim değil mi! Olsun :))

www.serminn.com is ON AIR!



www.serminn.com
 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Ses, 3 soluk

6 ay önce yeni yaşımız bize sağlık getirsin dileklerinizi alıp ortadan kayboldum. Bir sürü mail aldım, iyi misin, yaşıyor musun diye soranlar. Burdayım, yaşıyorum, iyiyim. Çoook şükür.
Çınar doğumgününden hemen sonra hastaneye yatmayı gerektiren, adını bile anmak istemediğim şüphelerle hastaneye yattı. Tedavisini oldu, çıktı. O günleri tekrar hatırlamak istemediğim için hiç detaya girmeyeceğim. Ömrümün en kötü günleriydi desem...

Ondan sonra da yazasım gelmedi hiç. Soğumuştum bayağı. Zaten bırak yazmayı, bilgisayarın başına oturacak vakit bile bulamadım. Hala da devam ediyor. 2 çocuklu hayat gayet koşturmacalı devam ediyor. Hem çoooook güzel hem çoooook zor. 

Çınar cephesinde durumumuz daha iyi. Artık 1 yaşını dolduran Irmoş'la oynamayı çok sevdiği için kıskançlıklarını biraz dizginledi.  Kreşten eve gelir gelmez hemen kardeşini soran bir abi, abisinin sesini hatta adını duyduğu anda çıldıran bıcırık ile tatlı 2 kardeş oldular.
1 yaş tahlili için kan alınırken alnından şapır şapır terler akıtan hatta bir süre sonra üzüntüsünden ağlamaya başlayan bir abi oldu benim minik ördek. Kardeşi aşı olacağı gün benden daha çok stres olan hatta "Anne nolur kardeşimi aşıya götürme, canı acıyacak" diye ağlayarak beni şaşırtan performansıyla hem hala çocuk hem abi işte bizimkisi.

2 çocukta en önemli denge ise büyük olanın hala çocuk olduğunu unutmamak. Başarıyor muyum bilmiyorum, gayretlerim büyük ama.

Otelin çocuk klübünde hazırladıkları gösteriden
 
 
Irmoşa gelince. Geçen hafta yaşını kutladık. 1 yaşına kadar ona hep Sakine dedik. Ne zaman tatile gittik geldik, Irmak'la gidip başka bir çocukla döndük sanki. Diş midir ne zıkkımdır o kadar zor çıkarıyor ki haftalarca süründürüyor. Artık ona Sakine demekten vazgeçtik. Geçici bir dönem biliyorum ama bana günler çok zor geçiyor.

Irmoş'a başlarsam uzun sürer. Ama şunu anladım ki insan çocuk büyütmenin zorluklarını unutuyor da ondan 2.çocuğa karar veriyor.

Neyse Irmoş ve abisinin hem ne kadar benzer hem de ne kadar farklı 2 çocuk olduğunu büyüdükçe daha da iyi anlıyorum. Ama diyorum ki iyi ki, iyi ki olmuşlar. İyi ki onlar benimler. ( Çok mu bencilce oldu??) Seviyorum sizi bebelerim benim!!!



27 Mart 2012 Salı

Çınar 4, Irmak 6

Mart ayı Irmak ve Çınar'ın gelişim basamaklarındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu. Çınar çocukluktan iyice çıkıp "Ben kendim karar verebilirim. Siz karışmayın bana!" diyen koca bir adam, Irmak da gel gel yapan, karşısında sakız çiğnerken ağız hareketlerini taklit eden koca bir abla oldu.

Kreşte- Donmuş surat aynen böyle
Çınar bu sene doğumgününü önce kreşte sonra oyun grubu arkadaşlarıyla kutladı. Bir Çınar klasiği, pasta gelince dondu kaldı yine.  Utandı, sıkıldı, mimik bile yapmadı. Üfledi, ardından sanki içine başka biri girmiş gibi bitmek bilmeyen enerjisiyle koştu, atladı, zıpladı. Bu nasıl bir enerjidir, nasıl bir harekettir anlayamadım. Bir insan evladı hiç mi yorulmaz!


Son yazımdan sonra ne kadar geçti bilmiyorum ama Irmak'ın yeni becerilere sahip olmasına yetecek kadar bir süreydi ki bu bebekler her geçen gün yeni beceriler öğrenmiyorlar mı!
Hep söylüyorum. Üzülüyorum büyüdüğüne. Çok çabuk, çok müthiş bir hızla büyüyor. Hep böyle kalsın, hep 6 aylık olarak kalsın. Hiiiç büyümesin.
Hatta hem 6 aylık olup, hem de ek besinlere başlamamış olsa tam olur. Emzir, emzir, oynat, gıdıkla, mıncıkla, kokla...

Malesef ek besinlere başladık. İlk çocuğu ek besinlere başlayacak olan her anne nasıl heyecanla bu ayları bekliyorsa, ikinci de öyle olmuyor valla. Aksine, kahretsin yine ek besinler başlıyor diye düşünüyorsun.
Çünkü biliyorsun ki yedi, yemedi, ne pişirsem, ne zararlıydı, ne yararlıydı, ay tarif bulayım, ay bu alerjikti, ay bunu bu ay yiyemezdi, yuttu, yutamadı, püresiydi, cam rendesiydi, rondosuydu, oldukça gıcık bir dönem.

İlk bebekte "Çocuğum büyüyor" hevesi oluyor ek gıdalara başlarken. Ama ikincide bir o kadar rahatsın. Doktor yoğurta başla mı dedi, hemen gidiyorsun hoooop dolabı açıyorsun.  Hazır yoğurttan veriyorsun. Oldu da bitti maşallah!
İ









İlkinde ise hemen başlayamazsın, çünkü ev yapımı yoğurt evde yoktur. Aman günler öncesinden hangi sütle yapacağına karar ver. Yoğurt mayala. Kasıyorsun yani.
Gerçi ilk denemeden sonra ben de sağlıklı olsun diye hep kendim mayaladım o ayrı. Ama eğer evde yoksa hazır yoğurttan da verdim. Hazır yoğurt yedirdim diye kendimi kahretmedim.

İlkler, ilk meyve, ilk çorba, ilk sebze hem törenle verilir. Bunda böyle olmadı. Çorba yap, yerse yer, yemezse çok ısrar etme. Çünkü biliyorsun ki yemezse zaten hiçbir zaman yemez, Sen ne kadar zorlarsan o kadar yemeyen bir çocuk olur. Alışıktan sonra yemeye başlarsa şanslısın, yemezse yemedi diye kendini yediğin, sinir yaptığın yanına kar kalır. O yüzden stres yok.

Irmak şimdilik kahvaltı dışında seviyor gibi. Bu sefer kendi doktorum söylemeden önce ( 6 aydan önce) internetten bulduğum tariflerle, Dr. Alev Kutlu'nun verdiği programı uyguladım. Bizim doktorumuz 5-6 ay arası sadece yoğurt ve meyve vermişti. Ben çorbalara başladım bu dönemde.
İyi de oldu, daha rahat alıştı. Ben 6. ayı beklememe taraftarıyım. Zaten 5,5 aya kadar her ay aldığının aksine çok az kilo aldı. 150 gr kadar.

Bir de Çınar'ın zamanında domates yasaktı ve doktor karışım veriyordu kahvaltıda. Artık domatesin alerjik olmadığı düşünülüyormuş ve bebeklere serbestmiş. Kahvaltı ise ayrı ayrı. Karışım yasak.

Hatice'ye değil neticeye bakarsak yeni bir dönem başladı bizim için artık. Irmoş büyüyor, Çınar yeni çıkacak kanuna göre seneye ilkokula başlama yaşına gelecek (ben göndermeyeceğim o ayrı).

Tıkır tıkır işliyor zaman. Hepimiz için. Hızlı ama bir o kadar zor ama kat kat güzel.


Çınar palyaçodan korktuğu için yanında makyaj yaptı

23 Şubat 2012 Perşembe

Bu işte bir yanlışlık var


... Cidden.. Biri 5 aylık biri 4 yaşında iki çocuktan büyük olanının daha "olgun" davranması beklenirken bizde bu durumlar başağı durumda.


Mesela;
Irmak bazen sabaha kadar deliksiz bazen sadece 1 kez uyanıyor geceleri. Çınar sabaha kadar 4,5,6... kez kalkıyor. Tutturabildiğine.

Irmak gece uyandığında ağlamıyor, tısıldıyor kendi kendine ıkınıp, sıkılıyor. Çınar geceleri uyandığında "anneeeeeeeee" diye höykürerek ağlıyor.

İyi tarafı var bir de. Çınar 9.30'da yatıyor. Bebek olanı ise 10.30'da yani abisinden geç gece uykusuna geçiyor.

Irmak ağlayan bir bebek değil. Doğduğundan beri ağladığı sayılıdır. Çınarsa gün içinde ota, ..ka herşeye ağlar oldu. Evde ağlayan bebek olan değil dana olan.


Irmak kendi kendini oyalayabiliyor. Önüne koyuyorum 1- 2 çıngırak, sesli oyuncak, onlarla uzun uzun oyalanıyor. Oyuncak yoksa bile beni seyrediyor. Sadece yalnız kalmayı sevmiyor. Hemen söylenmeye başlıyor.


Irmoşumu uykusu gelince yatağına yatırıyorum, çıkıyorum. Çınar'da da öyle yapıyorum ama uykuya dalana kadar 50 kez çağırıyor bizi. Süt içecektim, perdeyi örtmedin, muz yiyecektim, birsey soracaktım, üstümü örtme......

 İşte bundan diyorum, bir yerlerde bir yanlışlık var diye!

2 Şubat 2012 Perşembe

Heidi ve Varyemez

4 ay 12 günlük kızce içeride uyuyor. Bir boy büyüğü, kızcenin erkek versiyonu ise kreşte. Geçenlerde anneme Çınar'ın 2,5 aylık fotoğrafını gösteriyorum. Annem "Irmak bu değil mi?" dedi.

Çınar'ın bebekliğini bilenler benzetiyorlar. Ben fotograflarına bakınca benzetiyorum sadece ama dudakları ve pörtlek bakışları benziyor.Özellikle korktukları zamanki o şaşkın bakışları var ya bebeklerin, işte o halleri.

Çınar kreşe alıştı. Mutlu gidiyor ve mutlu çıkıyor ve benim için de önemlisi bu. Geçen hafta ilk kreş hastalığımızı aldık ama neyse ki Irmoşa bulaştırmadan atlattık. Bulaşmasın diye bir o oda, bir bu oda koşturdum orası ayrı post konusu olur valla.
Geniz eti ameliyatından sonraki ilk hastalığımız çok kısa sürdü. 5 günde geçti. Çok garip geldi bana. O zamanlar 2 haftada ancak toparlanıyordu.

Selin'in doğumgününden- Zeynep ve Selin ile

Irmak 4 ay 12 günlükken gayet sosyal bir bebek oldu. Gözgöze gelmeyegör , sırıtmak için yer arıyor. Annem şöyle tanımlıyor :) "5 kuruşu varsa gülmeye vermiş."

2,5 aylıkken dönmeye başlamıştı Irmak. Tam dönemese de yan dönüyor arada bir tam dönebiliyordu ama elini kurtaramıyordu. Şimdi tam dönebiliyor ama hala elini kurtaramıyor.

4 ay civarında yaşanan o "sessizlik" dönemine henüz gelmedik. Hala hep konuşmaya çalışıyor. Belki de biz bu dönemi yaşamayız.  Her çocuk sessizlik dönemini geçirecek diye bir kaide yok. Ya da kısa süreli yaşamış ve ben farketmemiş olabilirim.

2.çocuk olmanın avantajlarını şöyle yaşıyor Irmak.
3 aydan sonra emerken duyduğu her sese dönmeye başladıklarında emmeleri biraz sekteye uğrar. Daha uzun süre emzirmeye çalışırsın çünkü sürekli kafasını çevirir.
Ama evde bol sesli bir abi varsa zaten sesle emmeye alıştığı için bu dönemi daha kolay atlatıyoruz. Yine renkli şeylere, yüksek seslelere dönüyor ama hemen memeye geri dönüyor. Özellikle de karnını  biraz doyurmuşsa.


Bunların dışında çıngırağıyla, mobilleri, yumuşak renkli hayvanlarıyla bayağı bayağı oynamaya başladı. Bu da onu uzun süre oyalıyor.
Ellerinden sonra ayaklarını keşfetti. Tam olarak tutamıyor ama yan yatarken yakalıyor.
Emerken ağzımla, burnumla oynuyor. Ben en çok bunu seviyorum.

Bir de bana en çok sorulan sorulardan biri: Konuşma ve dil gelişimi için neler yaptığım:
Hergün 1-2 kitap okuyorum ona. Aynı hecelerden oluşan kelimeleri sık sık tekrar ediyorum. (mama, baba, dede...)
Zaten bunları 7-8 aylar civarında baba, dede demek için değil de konuşma öncesi antreman olarak hece tekrarları şeklinde söyleyeceği için ona bir hazırlık oluyor aslında.

Her kitapta 4-5 kelime belirliyorum kendime. Hep onları tekrar ediyorum.
Çevresel sesleri, hayvan seslerini (tak tak, cik cik) sık sık tekrar ediyorum.
Aynı hecelerden oluşan şarkılar söylüyorum. Mesela bir çocuk şarkısını sadece -ma hecesini kullanarak söylüyorum.
Ben konuşurken ellerini ağzıma koyuyorum (ağız hareketlerimi farketmesi için).
Evdeki nesnelerin isimlerini sık tekrarlı söylüyorum.
Uyurken başına bebek müzikleri olan cd açıyorum hep alıcı dil gelişimi için hem de seste uyumaya alışsın diye.
Bir de en önemlisi evde sürekli ama sürekli hiç durmadan konuşan birileri -ki bu görünce çıldırdığı abisi- varken Irmoş sürekli uyarana maruz kalıyor.

26 Ocak 2012 Perşembe

Vay halime

Uzuuuun zaman oldu. Yazmadığımın farkına bile varamadığım uzun bir zaman. Çok yorulduğum uzun bir zaman. 2 çocuklu olmanın zorluklarını daha da anladığım bir zaman.

Sebepse basit ama inceden; bakıcımız işten ayrıldı.
...ve ben evin işleri, yemek, Çınar'la oynamak, yedirmek, uyutmak, Irmak'ın bezi, banyosu, emzirmek, uyutmakla çokca meşgulüm. Saçı başı dağıtmış halde geceleri sırt ağrısı bir yandan, bacaklarımın ağrısı bir yandan günü tamamlıyorum. Bu en erken gece 1'de oluyor.
Yatağa yattığımda muzaffer komutan edasında " bugünü de kotardım hadeee" diyip sabah hiç olmasın diye gözümü kapatmak bile istemiyorum.


Ömrümde bu kadar yorulduğum başka bir zaman var mıdır bilmiyorum. Hepsini aynı anda beceremediğimi kabul ediyorum.  2 haftanın sonunda daha hızlı yemek yapıp, dağınıklığı daha az görüp, daha organize olmayı öğrendim ama yok ben almayım. Irmak huysuz bir bebek olsaydı ötesini hayal edemiyorum zaten.

Bu düzen-pardon düzensizlik- içinde beni en çok yoran şey aslında ev işleri ve yemek. Çocuklarla zaten yine ben ilgileniyordum ama eğer evde sürekli oynamak isteyen bir çocuk var ve ona sürekli "yemeği yapayım ondan sonra, şurayı toplayım ondan sonra, kardeşini emzireyim ondan sonra" demenin vicdan azabıyla Çınar'ı kreşe başlattım.


Bir önceki o çok meşhur ama aslında sadece işten hiiiç anlamayan o anaokuluna değil ama. Irmak'ı evde bırakıp oryantasyon sürecini tekrar baştan yaşamayı göze alarak daha eski, bu işi daha iyi bildiğine inandığım bir yere. Bu sefer işi bilen, azıcık çocuk psikolojisinden anlayan, daha binaya bile girmemişken 2.günde ağlaya ağlaya çocuğu kucağımdan alıp, sınıfa zorla götüren bir kreş değil burası. Yavaş yavaş, çocuğu hiç ağlatmadan sadece 1 haftada okula uyumu sağlayabilen bir yer.

Çok şükür alıştı Çınar. Irmak 1 hafta boyunca yarım gün anneanne, babaanne şefkatiyle benden ayrı kaldı ama neyse ki uyku saatlerine denk geldi bu süreler.

Bu sürede hep sorduğum şu sorular geriye dönüp ısrarcı olma isteğimi depreştirdi ama iş işten geçmişti.
Neden benim çocuklarım ne emzik ne biberon almazlar, neden?????
Ben hep 2 emzirme arasında koştura koştura işlerimi halletmek zorunda  mıyım?




26 Aralık 2011 Pazartesi

Pinpon topu ben/ İlk çeyrek bitti bile

Gün denilen şey kendi temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan vakitte evdeki biri yerinde duramayan, biri de emmeden duramayan iki veletin ihtiyaçlarını karşılamakla geçmekten ibaret.

Bir tanesi "evde sıkılmak" ifadesini literatürde başka bir boyuta taşıdı. Oynadığı şeyler battaniye, ip, kevgir, yastık, sarımsak döveci.
Yarın odasındaki bütün oyuncakları yok edip, acaba farkına varacak mı diye bir test etmeyi bile düşünüyorum. Yalnız başına güzel güzel oynayabilirken şu ara yanında ben ya da babası yoksa oyuncaklarıyla oynamıyor.


Akşama kadar tv izlemek, telefonda oynamak ve Wii oynamak için kaç kez pazarlık ediyor benimle bilmiyorum ama izin vermiyorum. Hepsinden de nefret ediyorum. Bazılarına bu çok tutucu geliyor olabilir ama herkesin taktığı birşey var işte, benim de alerjim bunlara .
En azından çok sınırlı olmak koşuluyla ya da zor durumda kaldığım zamanlarda izin veriyorum, misafir geldiğinde vb..
Çocuğun yaratıcılığını kısıtladığı için, hareketsizleştirdiği için, düşündürmediği için.... için, için, için...

Diğeri, en tombik ve minik olanı ise tombili vücuduna göre pek mühim beceriler edinmekle meşgul.
3. ayımızı bitirdik.En çok sevdiğim aydır 3. aydan sonrası.
Farklılaşmış ağlama gelişir. Altına yaptığında, uykusu geldiğinde, canı sıkıldığında niye ağladığını anlarsın, çeşit çeşittir.

2,5. aydan bu yana nesnelere uzanmaya, elinde tuttuğu nesneleri ağzına götürmeye ve yüzüstü dönmeye başladı. Ama kolunu alttan kurtaramıyor kendileri henüz.


Çenesi çok mu çok. Gözgöze gelmeyegör. Anında agular başlıyor. 3.ay kontrolünde doktorumuz artık oturtabilirsiniz dediğinden beri de oturmak en büyük keşfi. Kafayı tutabildiği kadar uzun süre tutup, sağa, sola sırıta sırıta döndürüyor. Heeeyy yatmaktan kurtuldum der gibi.
3.ayı bitirdiği günden bu yana da günde 2 kez 1 saat uyuyor çok şükür.

Bir de kötü bir gelişme var ki beni sıkıntıya sokuyor. Bakıcımızla yalnız kaldığında 5 dk sonra "ağlıyor gelin" diye telefonla evime dönmek zorunda kalıyorum. Evde ben varsam daha az ağlıyor. Ama yalnızken geldiğimde canhıraş bir şekilde ağlarken buluyorum. Korkuyor ondan Japon Balığım.

Neyse;
2012'den ilk istediklerim:
Şu hastalıklar biraz azalsa da Çınar'ı tekrar kreşe göndersem de minik olanını hastalıklardan koruyabildiğim kadarıyla korumuş, diğerini de can sıkıntısından kurtarmış olsam.

Olsam, yapsam, alsam, bitse, gitse -sa, -se..... ama en çok da Irmak hiç büyümese...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Ekme, biçmeden ibaret


Önce bana kızdı. Ardından:

- Anne! İnsanlar bazenleri böyle annesini sevmeyebilir mi? diye sordu ördek ağızlım.
- Evet, olabilir. İnsanlar kızdıklarında bazen öyle hissedebilirler, dedim.

5 dk sonra:
Masada otururken geldi kucağıma oturdu.
Sırtı bana dönük, sağ kolunu kaldırdı, başıma doladı.

- Güzel annem! dedi.

Daha ben ağzım kulaklarımda duyduğumun şaşkınlığını üzerimden atmadan;
-Annem bir yana, dünya bir yana, dedi.

Çocuğun sendir aslında dedim o anda içimden. Çocuğunun nasıl olmasını istiyorsan öyle olmalı, ne duymak istiyorsan onu söylemelisin diye düşündüm.
0-6 yaş çocuğu video kamera gibidir. Ne kaydedersen onu izlersin!

1 Aralık 2011 Perşembe

25 yıl önce doğursaydım eğer???


Kapımız çalsın istiyorum. Çınar'ın mahalleden arkadaşları olsa kapıdakiler. "Hadi gel oynayalım" deseler ya da kapının önünden bağırsalar:
 "Çııııınaaaaaar, Çıııınaaarr!"

Keşke...
Keşke aşağı sokaktan arkadaşlarıyla kavga etse. Bana gelip onları şikayet etse.
Keşke sokakta evlerin demirlerine ya da lambaların direklerine ip gerip voleybol oynasalar.Yakan top, saklambaç, istop, birdirbir oynasalar arkadaşlarıyla. Sonra topları arabanın altına kaçsa ve yere yatıp ayaklarıyla o topu çekmeye çalışsalar.

Sokakta koşarken düşse, ağlaya ağlaya eve gelse, dizine yara bandı yapıştırsak, sonra koşa koşa oynununa, "mahallesine" geri dönse. Bayramlarda tel çevirseler, çıtır pıtırla, kız kovalayanla oynasalar. 

Mahallemizin bakkal amcası olsa bir de. Tek başına gidip gazoz almak onlara heyecan verse, buzzz gibi içseler gazozlarını. Kapakları kalkan saydam kutularda satılan gofretleri bakkal amca kese kağıtlarına maşayla koysa. Nadir yenen o gofretin tadı başka birşeyde olmasa.

Komşunun kayısı ağacındaki çağlalara dalsalar. Sonra komşu teyze bağıra bağıra onları kovalasa. Ardından hem suçlu hem keyifli, tuzlaya tuzlaya o çağlaları yeseler.Gece yarılarına kadar o sokaktan eve girmese. Elli kere söylesem "Çınaaar hadi eve gir artık oğlum" desem.

Sabahçı olsa okulda.  Etütmüş, dansmış, müzik kursuymuş olmasa. Eve gidince bakacak kimse yok diye okuldan sonraki zamanını dolduracak aktivitelerle akşama kadar okulda kalmasa. Eve gelir gelmez formasını çıkarıp hemen sokağa koşsa. Koşsa, oynasa, yorulsa yorulsa, yorulsa...

Benim çocukluğumu o da yaşasa keşke. Okuldan sonra ne yapacak kaygısı çekmesem. Okuldan sonra boş zamanlarını koşarak, yorularak, terleyerek, giysileri kirlenerek değerlendirse. Hayatı hep ders, hep ders olmasa.
Çocukluğunun gerektirdiklerini DOYA DOYA yaşasa!

24 Kasım 2011 Perşembe

2.ay




Japon Balığımla 2 ayı devirdik. Hiç geçmesin istedim bu sefer, Çınar'ın aksine. İlk çocukta insan büyüsün de bir an önce gelişiminin tüm aşamalarını hızla göreyim istiyor, başına geleceklerden habersiz.

İkincide neler yaşayacağını bildiğinden ve geriye baktığında hiçbirşey hatırlamayacağını, o günleri, o süt kokusunu özleyeceğini bildiğinden doya doya, tadını çıkara çıkara yaşıyor. İnsan denen varlık gözünü karartıp bir çocuk daha yapabilecek kadar deli olabiliyormuş.


Doktor kontrollerini yine yazmaya başlamak garip geliyor mesela.
Geçen ay boy ve kilomuz 4.490 ve 56 cm idi. Bu ay 5.560 gr ve 59 cm olmuş bizim kızçe. Yanakları yerçekimine karşı gelemiyor şu aralar. Çınar'a göre daha az sütüm olduğunu düşünüyordum ama bugün doktorumuzla konuştuğumuzda ikinci çocukta ilkindeki gibi göğüslerdeki o aşırı gerginlik hissinin olmayacağı ama bu sütün daha az olduğu anlamına gelmediğini öğrendim, rahatladım.

Zira Irmak'ta son 3 haftadır başlayan akşam 7'den sonra aşırı emme isteği sonucu hiç süt kalmaması beni üzüyordu.Yarım saatte bir emmesi sonucu süt iyice azalınca mememle kavga edip, ıh ıhhlarla kafa atıyor, süt gelmiyor diye kızıyordu.

Yine böyle akşamlardan birinde mama vermeyi denedim. İk gün almadı ama 2. gün zar zor içti. O gün anne sütünü elinden alıp yerine yapay birşey vermiş gibi hissettim ve vicdanen çok rahatsız oldum. Sonrasında da zaten sevmediği için içmedi mamadan. Ben de şöyle bir formül buldum bir gece önceden 12 gibi sütümü sağıyorum ve akşam sütüm yetmezse onu veriyorum.


İnsan zannediyor ki ilk çocukta uyku, yeme vb düzenlerin nasılsa bunda da öyle olacak. Yok bunların gözünden, saçına, parmaklarından, teninin rengine, uykusuna, gazına, emmesine kadar herşeyleri tamameeen farklı.

Mesela Çınar bu aylarda akşam 8.30-9.00 dedi mi uyurdu ama sabah erken kalkardı. Gece de sık kalkardı, gazı olduğu için. Kızçe ise evde hepimizden geç yatıyor.  3 hafta öncesine kadar 8'de uyuyordu.
Şimdilerde abisini, babasını uyutup, beni de ayakta uyutup 11.00'den hatta bazen 12.30'dan önce uyumuyor. Ama bunun güzel yanı da sabah 6-7'ye kadar deliksiz uyuyor. Sonra 8.30-9'da emip geri uyuyor ve öğlene kadar kalkmıyor. Ben de onunla tabii :) Gündüzleri tilki uykuları uyuyor, öyle uzun uzun uykusu yok. Çınar ise bir yattı mı 3 saat uyurdu, ördeğim.


Bu arada Çınar da kreşe hala gitmediği için evde sürekli kardeşiyle olmaya alıştı ve daha da uyumlu bir üçlü olduk.  Evde sıkılıyor tabii. Hala Tv'yi hemen hemen hiç açmıyorum. Mümkün olduğu kadar ben kardeşiyle ilgilenirken onun da kendi kendine ya da bakıcı ablasıyla oynamasına alışmasını istiyorum. Biraz da başardık sanırım. Ya da ben emzirirken sözel oyunlar oynuyoruz, şarkı söylüyoruz, kitap okuyoruz vb... Kendimizce bir düzen oturttuk bakalım.

Hafta sonları ve akşamları da baba evde yokken Irmak ana kucağında abisiyle bizi izliyor. Irmak hala abisinin elini, kolunu sıkmasına maruz kalıyor yavrum ama Çınar'ın ameliyattan önceki o öfke nöbetleri kalmadı neyse ki. Ben de zamanında benden 12 yaş büyük abim tarafından az cimcik yememişim.

Sonuç olarak, öyle, böyle kırkımızı çıkardık ve artık resmi olarak lohusa değilim. Hormonlarım da düzene girdi, ağlak halimden kurtuldum. Darısı verilecek kilolara, 3.aylara, 4.aylara, oturmalara, emeklemelere...İnşşşşalllah!!!!!!!!!!!

31 Ekim 2011 Pazartesi

Sen yokken bak neler oldu!

Geniz etinin yokluğu bir çocuğun hayatında bu kadar mı güzel değişikliklere sebep olur. Bilseydim geçen sene kurtulurdum ondan. Doktorumuz her gidişimizde "Alalım bunu!" dediği halde inatla "ameliyat" olgusunun korkusu yüzünden vazgeçtik.

Meğer çok basit bir operasyonmuş. Sadece ameliyata girerken ve çıktıktan sonra anestezi etkisiyle 1 saat kadar ağladı. Sabah ameliyat oldu ve öğlen sanki operasyon geçiren o değilmiş gibi koşturup duruyordu. Üstüne 2 adet tüpümüz bile oldu her iki kulağımızda.
Geniz etini aldırana tüp bedava!!! Gel tüpe gel!!


Abi ördeğim o günden beri deliksiz uyuyor. 1 senedir sabaha kadar 50 kez kalkan o değil sanki. Hem de kendi yatağında. Yanımıza gelmiyor :)

İştahı yavaş yavaş açılmaya başladı. Yemek vakti diyince hooop masaya oturuveriyor. Yemek seçiyor o ayrı. Bu yaşa kadar sebzeye bayılan, kapuskayı bile severek yiyen oğlum, şimdilerde normal bir çocuk olup pilav ve patates kızartmasına dadanır oldu. Yesin de ne yerse yesin diyorum artık.

Tüm o agresifliği azaldı. Arada bir çığrından çıkıyor ama çoğunlukla dediklerime çok fazla itiraz etmiyor. Daha sakin, daha uysal. Bütün o gerginlikler kulaklarının duymamasından ve nefes alamamasındanmış.


Irmak'la daha iyi araları artık. O kadar çok kıskançlık nöbeti geçirmiyor. Gün içinde hala emzirirken, altını alırken, uyurken.... yani çocuğun her anında başından ayrılmıyor o ayrı. Sürekli bir kafasını koklama durumunda. Çok güzel kokuyor diyip burnu çocuğun kafasında yaşıyor.

Uyku başına vurduğu zamanlarda daha çok canını yakmaya çalışıyor.
Eskiden her uyuduğunda gelip başında bağırıyordu. Şimdi daha az yapıyor bunu.
Özellikle evde misafir varsa Irmak'ın elini ve kolunu daha çok sıkıyor. Onun için geldiklerinin farkında.
Neyse ki bir sürü kitap, oyuncak alıp depolamıştım. Irmak'a gelen hediyeleri görüp de üzülmesin diye misafirlerimiz getirmiş gibi ona veriyorum. Bu durum çok normalleşmeye başladı onun için. Habire oyuncak geliyor ki yüzüne bile bakmıyor artık.


Onun yanında bebişi doğru düzgün sevemiyorum da. Robot anne gibi, sadece emziriyorum, altını alıyorum. Gayet duygusuz ve ruhsuz. Yoksa bozuluyor koca ördek.
Konuşup güldürmek için bahaneler yaratıyorum kendimce. "Hadi gel oğlum, konuş kardeşinle de gülsün" diyip model oluyorum "Bak böyle konuşacaksın" diye. Kızcağızımı sevmek için bahanem oluyor işte.

Çileğim, pembişim de kendi halinde takılıyor. Gazımız çok bu aralar. Zinco veriyorum. Rahatlıyor. Bu sefer aman gazı var, ne yapacağım moduna da girmedim. Biliyorum ki geçecek.

Gerçekten insan 2. çocuğu çok rahat büyütüyormuş. Stres yapmıyorum hiçbirşeyini. Çınar'da en ufak bir sıkıntıda 10 kat fazla stres yaşıyordum. Bunda biliyorum ki, öyle, böyle büyüyecek ve herşey geçecek.
Hatta diyorum ki hiiiiç büyümese, hep böyle süt koksa.

21 Ekim 2011 Cuma

Yeni Blogger Girişimi: Parti Saati

Sevgili blogger arkadaşlarım Ayça ve Bige uzun çalışmalardan sonra yaratıcılıklarını yansıtacakları güzel bir işe adım attılar. İnternet üzerinden parti süsleri, doğum şekerleri kapı süsleri vb.. şirin tasarımlarla bizimleler.
Irmak'ın doğum şeker kavanozlarını onlar hazırladılar.  Heyecanlarını ve titizliklerini minik kavanozlarıma da yansıttılar. Elinize sağlık arkadaşlarım.
Yolun başında çıkardığınız profesyonelce işler yapcaklarınızın garantisi eminim.

 Detaylı bilgi için: www.partisaati.com