Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2012 Pazartesi

Serminn Photography'e davetlisiniz!

Çoook uzun zamandır hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirdim. Fotoğraf çekmek benim için vazgeçilmez bir hobi iken üstüne Irmoş'la birleşince ikisini aynı anda yapabileceğim bir şeyle uğraşmak istedim. Hep istedim ama bir türlü bu işi resmiyete dönüştürememiştim.

Doğumlara girdim, çıktım, bebekleri fotoğrafladım ama bunu çocuklarımla da yapabileceğim bir işe dönüştürmek zamanımı aldı.  Şimdi ikisine de vakit ayırabileğim sevdamı cümle alem duysun istedim.
Ankara'da doğum, bebek, çocuk ve hamile fotoğrafçılığı ile sahalardayım. Bir ben eksiktim değil mi! Olsun :))

www.serminn.com is ON AIR!



www.serminn.com
 

5 Ekim 2011 Çarşamba

Doğdum, geldim...

4 kişilik bir aileyiz artık. Tam anlamıyla aile hem de. Çeşitli şekillerde kombinasyonları var ailemizin. Çınar-Anne, Baba-Irmak, Çınar-Baba, Irmak-Anne şeklinde.
Bir de babasız olduğumuz bir kombinasyon var ki halim içler acısı. Ben, Çınar ve Irmak... Dün gece bunlardan birisiydi.

Gözlerim uykusuzluktan yarı açık, yarısı çıkmış ojeli ellerim, kucağımda Irmak. Bir yandan emziriyorum, bir yandan da Çınar önde elinde direksiyon, ben arkasında koridorda araba olduk ve birbirimizi yakalamaya çalışıyoruz.
-Hıııııın desene annneeeee...
-Elinle direksiyon tutuyor gibi yapsana anneeee...

Tek elimle Irmak'ı tutup emzirmeye diğer elimle de direksyon tutuyor gibi yapıyorum.
İçimden düşünüyorum "10 çocuklu ev hanımları gibi hissediyorum kendimi"



Hikaye bundan 40 hafta önce başladı.  2.olsun dedik. Allah'ıma binlerce şükür biz istedik, o verdi.
38+3'de doğuma büyük bir stresle gittim. Çınar o sabah 6.30'da uyandı. Hiç kalkmaz o saatte oysa ki.

Sürekli ağrıyan fıtığımı bildiğinden ona hem fıtığın beni daha fazla rahatsız etmemesi için onu iyileştireceklerini ve hem de kardeşinin doğacağını anlattım.
Önce ağladı. Sonra beni asansöre kadar uğurlayıp sarıldı, sarıldı, sarıldı. Öptü, öptü, öptü.Saçlarımı okşadı.
Hissetti neler olacağını. O bakışlarındaki hüzünü tarif edemem.

Epidural takılırken çok korktum bu sefer. Önce bebek alınacağı sonra da fıtık ameliyatına alınacağım için karma ilaç verdiklerini söylediler.
Ameliyata girmemle Irmak'ımın sesini duymam 10 dk'yı bulmadı bile. Çınar'ın aksine doğar doğmaz ağladı. Onu yanağıma koydukları anda 3. kez doğmuş gibi hissettim kendimi.

Kendileri 3.290 gr ve 49 cm olarak doğdu. Çınar'ın aksine kumral ve beyaz tenli birşey. Ortak yönleri ise kaşları ve ördek ağızları. Bana hiç benzemiyor. Epidural olmasa, karışmış diyeceğim.




Odaya çıktığımda Çınar beni odada bekliyordu. İlk tepkisi "Anne neden öyle konuşuyorsun?" oldu. İlacın etkisiyle biraz baygın konuşuyordum. Sonrası hep aynı şekilde devam etti.
"Kardeşimi sevebiliii miyim?"
"Kardeşimi son kez sevebiliii miyim?"
Bunun anlamı şu: Sever gibi yapıp bir yerlerini mıncıklayabilir miyim?

İlk günlerin aksine daha rahatladı. Ona kardeşini sevmek zorunda olmadığını, onu anladığımı, ondan hoşlanmadığını anlayabildiğimi söylüyorum. Daha yumuşak sevmesini istiyorum. Empatik yaklaştığımda, duygularını anladığımı ve onu hala çok sevdiğimizi hissettirdiğimde daha ılıman yaklaşıyor.
Hep onu çok sevdiğini söylüyor ben öyle dediğimde.

Eve gelir gelmez ilk sözü hemen "Kardeşime bakacağım" oluyor ve o önde ben arkada koşuyoruz. O önce giderse bebiş önce parpıyı yiyor, ben gidersem bebişim abisinin

Evet, işte ilk aşkımın son aşkımla olan kıskançlık hikayesinin miladı.
Söyleyeceğim demiştim. 1+1=2 değilmiş. 1+1=5 çocukmuş. 

Zorlayan son çocuk değil ilk çocukmuş. Tek çocuk, hiç çocukmuş.
Olsun... Zor ama güzel bir hikayenin başlangıcı olsun diyelim, öyle olsun.
En azından şimdilik.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Irmak'a 5 kala


Şafak vakti geldi, çattı. Ne yerdeyim, ne gökte.. Ne doğum yapacağımı anladım, ne normal hayatımı sürdürebildim.

Çınar'ın hastalığı tam bitti derken, kusmaları azaldı derken, 2 gündür yoğun ishal başladı yine. Bugün yarım günüm Çınar için hastanede geçti zaten. Onun dışındaki zamanlarda da Çınar'la yapışık geçti tüm gün.



Irmak'ın doğacağını (evet adı Irmak oldu) bildiği için Çınar'ın gerginliği hat safhada. Kelimelerle tarif edemiyorum. Zıvanadan çıktı. Ne bakıcıyı  ne annemi kabul ediyor. Herşeyi annem yaptırsın diye tutturuyor. 5 dk duşa girdim, çıktığımda Çınar çığlık çığlığa ağlıyordu. Sebep: Suyumu annem içirsin.

Tam kreşe alıştı derken,üstüne 1 haftadır evde ve kardeş geliyor. Açıkcası ben ..oku yedim.



Anladım ki planlı sezeryan çok stresliymiş.Çınar'da apar topar gittiğimiz için hiç böyle duygular içinde değildim. Gerçekten garip şeyler hissediyorum. Sanki yarından itibaren Çınar'ı aldatacakmışım, hayatım duracak gibi saçmasapan şeyler.
Hiç yemek yemedim bugün, yiyemedim. Benim gerginliğimden bebiş de hiç hareket etmedi.



1 haftadır kapı süsü, altın yastığı ve bebek şekerlerini koyacağım kutu için uğraşıyorum. Çok ama çok zevkliydi. Kutunun içindeki şeker kavanozları ise Ayça ve Bige tarafından benim için hazırlandı. Elinize sağlık tatlı arkadaşlarım benim.


Sanırım (umarım) benim için hayatımdaki hamilelik sayfası kapandı. Bu sefer çok zor geçtiği için buruk bir sevinç var içimde.

Neyse en azından başıma neler geleceğini biliyorum. Ama şunu şimdiden anladım ki 1+1=2 çocuk değilmiş. Çok daha fazlası. Kaç olduğunu doğumdan sonra hesaplarım artık :)



Dualarınızı bekliyorum..........
Önce sağlıkla gel kızım. Sonra mutluluk getir bize, 4 kişilik güzel bir aile olalım seninle.

18 Eylül 2011 Pazar

Yazıyla Eksi Dört

Güzel bir pazar günü. Günümün güzel olması için havanın çok sıcak olmaması, nefesimin sıkıştırmaması, rahat oturabilmem ve Çınar'ın yemeklerini yemiş olması gibi kriterlerim var.Bunların ilki haricinde hiçbiri yok. Nefes alabilmemin tek yolu uzanmak. Oturup kalkmak zulüm gibi.

Çınar havayla besleniyor 3 gündür. Kreşten ilk hastalığını kaptı. Sürekli kusuyor ve yemiyor. 3,5 yıldır hiç bu kadar zayıfladığını hatırlamıyorum. Kaburgaları tek tek sayılıyor. Bu sene çok çekti yavrukuş. Hastalık, kreş, kardeş, uykusuzluk, korkular.... Üstüne bir de kuma geliyor. Zor bir sene onun için.



Olsun işte yine de güzel birgün.
Dr perşembe gününe randevumuzu ayarladı. 22 Eylül'de mercimoşu kucağımıza alacağız inşallah. Kafamı karıştıran birşey var yalnız. Son adet tarihine göre perşembe günü 38 hafta 3gün oluyor ama doktor ilk ultrason ölçümünü baz alıyor. 1 hafta ileri oluyor yani 39 hafta 3 gün.  1 hafta daha bekler miydi acaba diye düşünüyorum. Nst'de kasılmalarımın başladığı görünüyordu, dayanacağını pek düşünmüyorum ama.

İsim hala bulamadık. 4 isim arasında kaldık. Her isim konusu kavgayla bitiyor :)) Anlaşamıyoruz bu konuda. Bugün kura çekeceğiz artık. Başka yolu yok.

Çınar'ın odasında birkaç ufak değişiklik yapıp kız odasına dönüştürdüm orayı. Perdeler, halılar değişti. Yatak korumalığı vs.
Çınar'ın odası hala hazır değil. Bir tek perdelerini yaptırabildim. O da sonraya kaldı artık. Arabalı yatak diye tutturan bir oğlum ve kocam var. Ama ben kıl kapıyorum o yataklara.

Artık geriye sayım başladı. Bir dahakine ya bebekli bir post ya da  doğuruyoooom diye bir post yazarım artıkın.
Dualarınızı bekliyorum.

26 Haziran 2008 Perşembe

İyi ki Geldin Oğlum!


Tatmadan yaşanmayacak bir duyguymuş meğer anne olmak. Doğumunun 1.dakikasında yüzünü yüzümde hissettiğimde hayatımı tümüyle kaplayacağını anlamıştım. Hamileyken de hissettim anneliği ama seni gördüğümde ve seni ilk emzirdiğimde anladım ki o hisler sadece bu duygu yükünün içinde ufacık bir nokta imiş. Daha hala inanamıyorum senin benim oğlum olduğuna ve senin annen olduğuma. Mavi nüfus cüzdanını ilk elime aldığımda anne kısmında adımı gördüğümde anladım ki bu gerçek. Evet ben senin annenim. Bir gün gelecek, sen bana bunu gözlerime bakarak söyleyeceksin.




O tarifi imkansız kokunu senden uzaktayken bile duyabiliyorum. O kadar alıştım ki o kokuna, o kadar seviyorum ki o kokuyu... Giysilerini yıkamadan önce onları koklamazsam birşeylerin eksikliğini hissediyorum.Anne olmadan bilemezdim uykunun bu kadar tatlı ama senin de ondan tatlı olduğunu. Yatakten gözlerimi zar zor açarak ve daha yeni yatmıştım diye düşünerek kalkıp beşiğine gittiğimde o tatlı yüzünü görüp, kucağıma aldığımda bütün uykusuzluğum gidiyor fındığım. Seni, bütün uykulara tercih ederim anneciğim.




Anne olmadan bir "pırt" a bu kadar sevineceğimi, hayatın güneş doğmadan da başlayabileceğini, hafif bir rüzgarın minik kulaklarına zarar verebileceğini asla bilemezdim. Ne kadar da çok şey öğrendim sayende. Büyüdüm ben de seninle. Ben daha çocuk hissederken kendimi, bir de baktım ki kucağımda bir çocuk. O an anladım ki ben büyümüşüm.




O kadar savunmasızsın ki, karnın açken yanaklarımda aranışın, emerken sütün boğazına kaçıp da öksürürken gözlerimin içine bakarak çırpınışın, banyo yaparken ki o endişeli bakışın, ani seslerden korkup dudaklarını büzüşün, içli içli ağlamaların, sancın geldiğindeki kıvranışların, kendini boşlukta hissettiğin anda gözlerini kocaman açıp kollarını iki yana doğru açışın, göğsümden yüzüne süt fışkırdığındaki endişeli, korkak bakışın, hıçkırırken sinirlenişin, uyanıp da seni kimse almadığında çaresizce ağlayışın... Bunları gördükçe hani diyorum ya sana " Ben yanındayım canım oğlum merak etme,", sonra tutuyorum ya ellerini, sen de parmağımı sıkı sıkı kavrıyorsun ya, işte o zaman seni hep koruyacağıma, hep ellerini sıkı sıkı tutacağıma, hep seni kollayıp, koruyacağıma söz veriyorum kendi kendime.




Sen bana verilmiş en güzel hediyesin fındığım. Baban hep derdi ki bana "Ellerimi hiç bırakma ama hiç", ben onun ellerini bırakmadım ve hediyem sendin. Şimdi ben sana diyorum canım oğlum "Ellerimi hiç bırakma ama HİÇ"




Seni canımdan çok seviyorum...


22 Mart 2008 Cumartesi

Çınar'ımın doğum hikayesi




Oğluşum bloğun hayırlı olsun. Bir gün büyüdüğünde bunları
okuman ve "vay beee bana bak" demen için yazacağım seninle olan aşkımızı!
Zor oldu gelmen. Hasta oldum, fmf dediler.Bir türlü tanımı kesin koyamadılar. Tanı konduktan sonra anne olabilirsin dedi doktor amcalar. Hala da koyamadılar ama sonunda izin koptu doktorlardan. Önce kardeşin geldi ama sonra o düştü. 6 ay sonra sen geldin :)) İyi ki de geldin.


Nasıl mı geçti hamileliğim? Bulantı ve kusmalarla dolu çoook zor bir 3 aydan sonra zayıflayıp 49 kg ile hamileliğimin 4.ayına girmiştim ki oğlan anası olacağımı öğrendik:) Dünyalar bizim oldu. Cinsiyetin hiç önemli değildi bizim için. "Sağlıklı olsun da" dedik hep babanla.

30 Mart 08 tarihli görünen doğumumun son kontrollerinden biri için 18 Martta doktorumuza gittik. 1 hafta öncesinde bir gün sanki sancı gibi kasılmalarım olmuştu. Dr "Bir bakalım açılma var mı?" dedi ve muayene etti. "2 cm açılma var" dedi. Sonra Nst ye girdim ve kasılmalarım olduğu ortaya çıktı. Babanın ağzı kulaklarına varacaktı neredeyse. Zaten "İnşallah erken olur" diyip duruyordu erken doğumun risklerinden habersizce.

Doktor Sedat Cömert amca eve yolladı ve kasılmalarımı izlememi söyledi. Gerçekten de karnım bir sertleşiyor, bir yumuşuyordu. Meğer bunlar doğum kasılmalarıymış ve ben hiç ağrı hissetmiyordum. Bu kasılmalar 2 gündür de sürekli oluyordu. Hemen doktor amcayı aradım ve acilen hastaneye yattım. Çok istediğim normal doğumu yapmamı doktorum istemedi, çünkü kaslarım zayıfmış ve sen bana ağırlık yapınca kasık fıtığı olmuştum ve sezeryan olmak zorundaydım.

Apar topar yağmur eşliğinde Serkan'la, kameranın kaseti, fotoğraf makinesinin pili yüzünden kavga ede ede gittik hastaneye :)) Gider gitmez beni aldılar. Epidural sezeryanla minik mucizem sen 2800 gr olarak dünyaya geldin. Doğar doğmaz seni kucağıma verdiler ve o dünyanın eeeen güzel anıydı. Bir yandan ağlayıp, bir yandan seni kokladığım, öptüğüm anı dünyada hiçbirşeye değişemem. İyi ki geldin minik fırtınam benim, iyi ki geldin ve hayatımızı baştan sonra değiştirdin. Meğer yaşamımızda bir sen eksikmişsin.