2 çocuklu hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 çocuklu hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2015 Cuma

Biz yokken, çok büyüdük!

 Çooook uzun bir zamandan sonra merhaba!!!!!!
    
Biraz önce bloga girip bir bakayım dedim ve buraları ne kadar özlediğimi farkettim. Bizimkiler büyüdü, ufak bir güncelleme sadece benimki!

Bizde herşey yolunda. Ördeklerin birisi anaokuluna, diğeri 1.sınıfa gidiyor. Anneleri de babaları da yüksek lisans yapıyor. Hepimiz okullu olduk kısaca.  İş, okul, ev, çocuklar, ödevler, arada gezmeceler.... 
Kısaca hayat...

2 çocuklu yaşam zor çok zor ama keyifli geçiyor. İyi ki de olmuş dedim hep. Irmak kız olduğu için sanırım Çınar'dan çok ama çok farklı. İkisi hem çok iyi arkadaş hem de birbirilerinin azılı düşmanı gibiler. Evde sürekli bir kavga hali. 10 dk sessizce oynadıklarında kıllanıyorum. Gidip bakıyorum, hala niye bir çığlık sesi gelmedi diye. Irmak idmanlı büyüdü ne de olsa. Artık o da savunma teknikleri geliştirdi. Hatta bazen Çınar'ı Irmoş'un elinden almak zorunda kalıyorum. 

Fiziksel kavga etmedikleri taktirde pek mudahale etmiyorum. Hem problem durumunda kendi çözümlerini bulmayı öğrenmeleri için hem de kendi ruh sağlığım adına söyleyim. Sürekli arayı bulma durumu fena sinir bozucu birşey. Bir süre sonra amaaann moduna geçiyorsun. 

Neyse, çocukluğun ve kardeşliğin gerekliliği belki de. Hem dayanışmayı hem olumsuzluklarla mücadele etmeyi öğrenmeleri adına sınav gibi birşey kardeşlik. 

Özet: Güzel şey be kardeşlik.
      
Cee-e yapıp kaçıyorum. Hadi tutmayın beni ;)

    

1 Mart 2013 Cuma

İki Çocuklu Alışverişin Hikayesi


2 çocuklu annelik artılarıyla eksileriyle... Biraz mübalağa edeceğim, aslında çok ama çok zevkli birşey her an onlarla olmak.
2 çocuklu bir aile olarak en kaos dolu anlardan biri  evden çıkmaktır.  Bunun ilk aşamasında başlar zorluk.
İlk olarak Irmak hazırlanır. Sonra babamız evdeyse o Çınar'ı hazırlar yoksa ben hazırlarım. Bu arada milyon kez "Irmaaaaaak gel, kızım addaaaa gidiyoruz" ya da " Çınaaar hadi bırak arabayı gel, geç kaldık, bak baban kızacak" şeklinde bağırır dururum ama tık yok...

Otobüs terminalindeki "Çığırtkanlık yaparak sizi rahatsız etmek isteyenlere itibar etmeyiniz"yazısını hatırlıyorum. Bu ben ve Çınar için yazılmış olmalı.

Birinin çantası, diğerinin oyuncakları, birinin şapkası, diğerinin ayakkabısı derken zaten daha gitmeden yorulmuşsundur.  İkisini birden toparlayamadığın anlarda "amaaaan gitmiyorum" diyesin gelir, ama nafile. O kadar hazırlık, çaba boşa mı gidecek??
Hazırlanma aşamasında 1000 kalori harcamışsındır çoktan.  Niye iki çocuklu anneler tek çocuklu hallerinden daha zayıftır? Bundan işte.

En son çingene göçü şeklinde elinde çantalar giyinip çıkarsın, asansöre binersin. Asansörün düğmesine Çınar basar, Irmak da "Ben de basacağım "ı  işaret parmağı havada "ııııııh ıııııhhhh "larla ifade eder.  Hıh tamam küçüğün de gönlünü ettik. O da bastı asansörün düğmesine, sorun yok.

Genelde büyükler babaların , küçükler annelerin sorumluluğunda olur. Herkes kendi sorumluluğundakini alıp koltuğuna bağlar. Ohhhh yola çıktık gibi.

En sevdiğim anlardan biri yolculuk kısmıdır. Genelde onlar arkada gülüşür durur. Çınar bir hareket yapar, Irmak kıkırdar. Çınar gidene kadar aynı hareketi tekrarlar. Ya da Irmak bir ses çıkarır, Çınar'a çok komik gelir. Habire kikirder dururlar. Yol boyunca aynı sesi duymaktan bazen kafan kocaman olur, bazen de sessiz sessiz giderler.
Biri susamışsa ve tek pet şişe varsa yandın.  İlla öbürü de suluğundan değil de pet şişeden içeçektir. Büyük küçük farketmez, ikisi de pet şişeyi ister. Kardeştir, birşey olmaz dersin ve aynı şişeden ikisi de içer. Genelde idare etmek zorunda olan büyük olandır. Çünkü o anlar, diğeri terrible two'ya çoktan girmiştir. Tamam  sularını da içtiler. No problem.

Gideceğimiz yere geldik. Arabayı indir. Birini indir, diğerini indir. Birini indirirken diğerinin elini tutmayı unutma sakın. Çanta, kabanlar, şapkalar, sular, bebek arabası, aman arabada birşey unutma.Hepsini aldık, oooh gezeceğiz.

Yemek yedirme kısmını genelde sorunsuz hallederiz. Dolaşacağımız bir yerse Irak arabada, Çınar yürüyor şeklinde girdiğimiz yere Irmak yürüyor, Çınar arabada şeklinde devam ederiz. "Aaaa kocaman çocuğu bebek arabasında gezdiriyor" şeklinde bakan bakışların yanından geçerken "Oooğlum, kardeşinin arabasından in. Bak sen büyüdün taşımaz bu seni" derim ki "Aman da aşırı koruyucu anne sanmasınlar" :)))

Genelde bizim gezmelerimiz  bebek arabasında uyumayı sevmemesinden dolayı huysuzluk yapıp, ne kucakta, ne arabada, ne yürüme pozisyonunda mutlu edemediğimiz Irmak ve baba önde, "Yaaa daha yeni gelmiştik, biraz daha duralım anne noluuuuur" şeklinde Çınar'la ben arkada arabaya doğru hızla gidip, çingen göçüne bir de alışveriş torbalarını eklemiş olarak gitmemizle sonlanır.

Aslında alışveriş merkezi gezmeyi pek sevmiyorum. Genelde hava soğuk da olsa hava alsınlar diye dışarıda biraz dolaşıp sonra restaurant ya da ev gezmesi yaparız. Ev gezmesi en rahatı...Neyse...Orası ayrı hikaye.

Arabaya bindik. Haaaah tamaaam. Ohhh eve gidiyoruz. Gelirkenki sesler yerini sessizliğe bırakır. Önce "Anneee Irmak uyudu" sesi gelir arkadan. Sonra "Annneeee dişlerimi fırçalamadan uyusam dişlerim çürür müüüüü?" sorusu gelir.
Mutlu sona az kaldı. İkisi de uyudu. Biri bende, biri babada. Eee alışveriş torbaları ne olacak???  Güçlü baba hepsini taşır. Çınar ve torbalar kucakta ya da Çınar kucakta torbalar alışveriş arabasında beraber ite ite gideriz asansöre.
Sonunda....
Çingene göçü göçemeden geri geldi. Yorgun, argın, canın çıkmış....
İlk söylediğimiz şey.........Evim evim güzel evim.




13 Şubat 2013 Çarşamba

Kardeşli Çınar-Abili Irmak


Tekrar merhaba,
Yine arayı çok mu açtım ne!!!!!
Tek tek bahaneler saymayacağım.  Doğum fotoğrafçılığının vaktimi çok alması, Irmoş'a bakıcı bulamamam, 2 çocuk yorgunluğu ve uykusuzluk diye kısa bir özet geçmekte fayda var.

Yani aslında, telaşlar silsilesine bir kapıldım, çıkamıyorum. Bir el lazım bana. Biri el atsa da çıksam da insan sıfatına yakışır şekilde yatsam, uyusam, gezsem, tv izlesem, kitap okusam (emzirirken boş kalmayım diye Irmak'ın saboteleri arasında okumayı beceriyorum yine ama neden akşam yatağa yatıp okumayım...), sam sam sam...

Olsun.. ben şikayetçi değilim. Kaçan bilmem kaçıncı yardımcı teyzeden sonra en son gönlüme göre bir tane buldum. Darısı devamına..
Bir bakışa, bir dokunuşa bütün yorgunluğun tükendiği bir serzeniş benimki aslında. Irmoşumla yeniden bebek kokusunu içime çekip, bebek özlemimi giderirken bir bakmışım zevkle yapıyorum hepsini.

Büyüdükçe hayat bir yandan kolaylaşıp bir yandan zorlaşıyor. Şöyle ki... Çınar'ın ilk doğduğındaki kıskançlıkları kalmadı hatta tam tersi birbirlerine müthiş düşkün 2 kardeş oldular. Akşam eve gelince Irmak hemen abisine sarılır, hatta ayakkabılarını alıp ayakkabılığa koyar (vallahi billahi de yapıyor. içinden geliyor hanımın), uzun bir kolaşırlar. Sonra bu sevgi kelebekleri aynı oyuncağı almak isteyene kadar devam eder.

Artık Irmak'ın da sesi çıkmaya başladığı için elindeki kıymetliyse ve biri onu almak istediyse sesiyle karşısındakini pes ettiren cinsten.

Artık  Çınar'la beraber oyun da oynamaya başladılar. Bazen bakıyorum odaya girmişler ya top oynuyorlar, ya üst üste boğuşuyorlar, ya da ikisinin elinde birer araba bayağı bayağı oynuyorlar. Şaşırıyorum.  Kıskanmıyor mu peki?  Her çocuk kadar, olması gerektiği kadar, bazen çok bazen hiç. Biz Irmak'ı çok sevdiysek bakıyoruz surat düşmüş. O da küçük daha, o da ilgi bekliyor. Kıskançlığını bazen ilgi bekleyerek, bazen kedi gibi bakarak, bazen hırçınlaşarak gösteriyor. Bir şekilde denge kuruluyor ama.

Problem genelde Çınar'ın oyununa dalıp da Irmak'ın oyununu bozmasından çıkıyor. Abisinin yaptığı herşeye büyük hayranlık beslediğinden onun oyunları onun için dayanılmaz cezbedici geliyor. Oyununun ortasına dalınca " Anneeeeeeee Irmak oyunumu bozuyor" sesinden sonra Irmak'ı odadan çıkarabilene aşkolsun.


Bir de sık sık yaptıkları bir sarılma fasılları var ki buna değinmeden geçemeyeceğim. Her gördüğümde duygulanıyorum. Çınar her ağladığında ya da ben Çınar'a kızdığımda Irmak her ne yapıyorsa yapsın işini bırakıp koşa koşa abisinin yanına gidip ona sarılır. Hiç kaçırmaz. Bundan mütevellit aralarında bir anlaşma oldu. En ufak mutsuzlukta ya da arada bir estiğinde hemen sarılırlar, Irmak abisinin omzuna başına koyar. Öyle kalırlar :) Geçen Çınar'a kızdım ve odasından 5 dk çıkmamasını istedim. Çınar içerden "Irmaaaaaaaaak, öhüüüü" şeklinde ağlıyordu :))

Bazen bağırış çağırış kavga ettikleri de oluyor. Irmak küçük ama sesi onu bastiriyor. Ama anladım ki bu insanın sinirlerini bozan birşeymiş. Bu zamanlarda sinirlerim elveriyorsa müdahale etmemeye çalışıyorum ama bunun için Irmak'ın biraz bilinçli olması lazım diyorum. En azından problem çözmeyi öğrenecek kadar.

Ama bu çok uzun sürmeyecek gibi.  Folik asit çocuğu bunlar... Suya götürüp, susuz getirecek cinsten...





8 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Ses, 3 soluk

6 ay önce yeni yaşımız bize sağlık getirsin dileklerinizi alıp ortadan kayboldum. Bir sürü mail aldım, iyi misin, yaşıyor musun diye soranlar. Burdayım, yaşıyorum, iyiyim. Çoook şükür.
Çınar doğumgününden hemen sonra hastaneye yatmayı gerektiren, adını bile anmak istemediğim şüphelerle hastaneye yattı. Tedavisini oldu, çıktı. O günleri tekrar hatırlamak istemediğim için hiç detaya girmeyeceğim. Ömrümün en kötü günleriydi desem...

Ondan sonra da yazasım gelmedi hiç. Soğumuştum bayağı. Zaten bırak yazmayı, bilgisayarın başına oturacak vakit bile bulamadım. Hala da devam ediyor. 2 çocuklu hayat gayet koşturmacalı devam ediyor. Hem çoooook güzel hem çoooook zor. 

Çınar cephesinde durumumuz daha iyi. Artık 1 yaşını dolduran Irmoş'la oynamayı çok sevdiği için kıskançlıklarını biraz dizginledi.  Kreşten eve gelir gelmez hemen kardeşini soran bir abi, abisinin sesini hatta adını duyduğu anda çıldıran bıcırık ile tatlı 2 kardeş oldular.
1 yaş tahlili için kan alınırken alnından şapır şapır terler akıtan hatta bir süre sonra üzüntüsünden ağlamaya başlayan bir abi oldu benim minik ördek. Kardeşi aşı olacağı gün benden daha çok stres olan hatta "Anne nolur kardeşimi aşıya götürme, canı acıyacak" diye ağlayarak beni şaşırtan performansıyla hem hala çocuk hem abi işte bizimkisi.

2 çocukta en önemli denge ise büyük olanın hala çocuk olduğunu unutmamak. Başarıyor muyum bilmiyorum, gayretlerim büyük ama.

Otelin çocuk klübünde hazırladıkları gösteriden
 
 
Irmoşa gelince. Geçen hafta yaşını kutladık. 1 yaşına kadar ona hep Sakine dedik. Ne zaman tatile gittik geldik, Irmak'la gidip başka bir çocukla döndük sanki. Diş midir ne zıkkımdır o kadar zor çıkarıyor ki haftalarca süründürüyor. Artık ona Sakine demekten vazgeçtik. Geçici bir dönem biliyorum ama bana günler çok zor geçiyor.

Irmoş'a başlarsam uzun sürer. Ama şunu anladım ki insan çocuk büyütmenin zorluklarını unutuyor da ondan 2.çocuğa karar veriyor.

Neyse Irmoş ve abisinin hem ne kadar benzer hem de ne kadar farklı 2 çocuk olduğunu büyüdükçe daha da iyi anlıyorum. Ama diyorum ki iyi ki, iyi ki olmuşlar. İyi ki onlar benimler. ( Çok mu bencilce oldu??) Seviyorum sizi bebelerim benim!!!



23 Şubat 2012 Perşembe

Bu işte bir yanlışlık var


... Cidden.. Biri 5 aylık biri 4 yaşında iki çocuktan büyük olanının daha "olgun" davranması beklenirken bizde bu durumlar başağı durumda.


Mesela;
Irmak bazen sabaha kadar deliksiz bazen sadece 1 kez uyanıyor geceleri. Çınar sabaha kadar 4,5,6... kez kalkıyor. Tutturabildiğine.

Irmak gece uyandığında ağlamıyor, tısıldıyor kendi kendine ıkınıp, sıkılıyor. Çınar geceleri uyandığında "anneeeeeeeee" diye höykürerek ağlıyor.

İyi tarafı var bir de. Çınar 9.30'da yatıyor. Bebek olanı ise 10.30'da yani abisinden geç gece uykusuna geçiyor.

Irmak ağlayan bir bebek değil. Doğduğundan beri ağladığı sayılıdır. Çınarsa gün içinde ota, ..ka herşeye ağlar oldu. Evde ağlayan bebek olan değil dana olan.


Irmak kendi kendini oyalayabiliyor. Önüne koyuyorum 1- 2 çıngırak, sesli oyuncak, onlarla uzun uzun oyalanıyor. Oyuncak yoksa bile beni seyrediyor. Sadece yalnız kalmayı sevmiyor. Hemen söylenmeye başlıyor.


Irmoşumu uykusu gelince yatağına yatırıyorum, çıkıyorum. Çınar'da da öyle yapıyorum ama uykuya dalana kadar 50 kez çağırıyor bizi. Süt içecektim, perdeyi örtmedin, muz yiyecektim, birsey soracaktım, üstümü örtme......

 İşte bundan diyorum, bir yerlerde bir yanlışlık var diye!

26 Ocak 2012 Perşembe

Vay halime

Uzuuuun zaman oldu. Yazmadığımın farkına bile varamadığım uzun bir zaman. Çok yorulduğum uzun bir zaman. 2 çocuklu olmanın zorluklarını daha da anladığım bir zaman.

Sebepse basit ama inceden; bakıcımız işten ayrıldı.
...ve ben evin işleri, yemek, Çınar'la oynamak, yedirmek, uyutmak, Irmak'ın bezi, banyosu, emzirmek, uyutmakla çokca meşgulüm. Saçı başı dağıtmış halde geceleri sırt ağrısı bir yandan, bacaklarımın ağrısı bir yandan günü tamamlıyorum. Bu en erken gece 1'de oluyor.
Yatağa yattığımda muzaffer komutan edasında " bugünü de kotardım hadeee" diyip sabah hiç olmasın diye gözümü kapatmak bile istemiyorum.


Ömrümde bu kadar yorulduğum başka bir zaman var mıdır bilmiyorum. Hepsini aynı anda beceremediğimi kabul ediyorum.  2 haftanın sonunda daha hızlı yemek yapıp, dağınıklığı daha az görüp, daha organize olmayı öğrendim ama yok ben almayım. Irmak huysuz bir bebek olsaydı ötesini hayal edemiyorum zaten.

Bu düzen-pardon düzensizlik- içinde beni en çok yoran şey aslında ev işleri ve yemek. Çocuklarla zaten yine ben ilgileniyordum ama eğer evde sürekli oynamak isteyen bir çocuk var ve ona sürekli "yemeği yapayım ondan sonra, şurayı toplayım ondan sonra, kardeşini emzireyim ondan sonra" demenin vicdan azabıyla Çınar'ı kreşe başlattım.


Bir önceki o çok meşhur ama aslında sadece işten hiiiç anlamayan o anaokuluna değil ama. Irmak'ı evde bırakıp oryantasyon sürecini tekrar baştan yaşamayı göze alarak daha eski, bu işi daha iyi bildiğine inandığım bir yere. Bu sefer işi bilen, azıcık çocuk psikolojisinden anlayan, daha binaya bile girmemişken 2.günde ağlaya ağlaya çocuğu kucağımdan alıp, sınıfa zorla götüren bir kreş değil burası. Yavaş yavaş, çocuğu hiç ağlatmadan sadece 1 haftada okula uyumu sağlayabilen bir yer.

Çok şükür alıştı Çınar. Irmak 1 hafta boyunca yarım gün anneanne, babaanne şefkatiyle benden ayrı kaldı ama neyse ki uyku saatlerine denk geldi bu süreler.

Bu sürede hep sorduğum şu sorular geriye dönüp ısrarcı olma isteğimi depreştirdi ama iş işten geçmişti.
Neden benim çocuklarım ne emzik ne biberon almazlar, neden?????
Ben hep 2 emzirme arasında koştura koştura işlerimi halletmek zorunda  mıyım?




26 Aralık 2011 Pazartesi

Pinpon topu ben/ İlk çeyrek bitti bile

Gün denilen şey kendi temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan vakitte evdeki biri yerinde duramayan, biri de emmeden duramayan iki veletin ihtiyaçlarını karşılamakla geçmekten ibaret.

Bir tanesi "evde sıkılmak" ifadesini literatürde başka bir boyuta taşıdı. Oynadığı şeyler battaniye, ip, kevgir, yastık, sarımsak döveci.
Yarın odasındaki bütün oyuncakları yok edip, acaba farkına varacak mı diye bir test etmeyi bile düşünüyorum. Yalnız başına güzel güzel oynayabilirken şu ara yanında ben ya da babası yoksa oyuncaklarıyla oynamıyor.


Akşama kadar tv izlemek, telefonda oynamak ve Wii oynamak için kaç kez pazarlık ediyor benimle bilmiyorum ama izin vermiyorum. Hepsinden de nefret ediyorum. Bazılarına bu çok tutucu geliyor olabilir ama herkesin taktığı birşey var işte, benim de alerjim bunlara .
En azından çok sınırlı olmak koşuluyla ya da zor durumda kaldığım zamanlarda izin veriyorum, misafir geldiğinde vb..
Çocuğun yaratıcılığını kısıtladığı için, hareketsizleştirdiği için, düşündürmediği için.... için, için, için...

Diğeri, en tombik ve minik olanı ise tombili vücuduna göre pek mühim beceriler edinmekle meşgul.
3. ayımızı bitirdik.En çok sevdiğim aydır 3. aydan sonrası.
Farklılaşmış ağlama gelişir. Altına yaptığında, uykusu geldiğinde, canı sıkıldığında niye ağladığını anlarsın, çeşit çeşittir.

2,5. aydan bu yana nesnelere uzanmaya, elinde tuttuğu nesneleri ağzına götürmeye ve yüzüstü dönmeye başladı. Ama kolunu alttan kurtaramıyor kendileri henüz.


Çenesi çok mu çok. Gözgöze gelmeyegör. Anında agular başlıyor. 3.ay kontrolünde doktorumuz artık oturtabilirsiniz dediğinden beri de oturmak en büyük keşfi. Kafayı tutabildiği kadar uzun süre tutup, sağa, sola sırıta sırıta döndürüyor. Heeeyy yatmaktan kurtuldum der gibi.
3.ayı bitirdiği günden bu yana da günde 2 kez 1 saat uyuyor çok şükür.

Bir de kötü bir gelişme var ki beni sıkıntıya sokuyor. Bakıcımızla yalnız kaldığında 5 dk sonra "ağlıyor gelin" diye telefonla evime dönmek zorunda kalıyorum. Evde ben varsam daha az ağlıyor. Ama yalnızken geldiğimde canhıraş bir şekilde ağlarken buluyorum. Korkuyor ondan Japon Balığım.

Neyse;
2012'den ilk istediklerim:
Şu hastalıklar biraz azalsa da Çınar'ı tekrar kreşe göndersem de minik olanını hastalıklardan koruyabildiğim kadarıyla korumuş, diğerini de can sıkıntısından kurtarmış olsam.

Olsam, yapsam, alsam, bitse, gitse -sa, -se..... ama en çok da Irmak hiç büyümese...

24 Kasım 2011 Perşembe

2.ay




Japon Balığımla 2 ayı devirdik. Hiç geçmesin istedim bu sefer, Çınar'ın aksine. İlk çocukta insan büyüsün de bir an önce gelişiminin tüm aşamalarını hızla göreyim istiyor, başına geleceklerden habersiz.

İkincide neler yaşayacağını bildiğinden ve geriye baktığında hiçbirşey hatırlamayacağını, o günleri, o süt kokusunu özleyeceğini bildiğinden doya doya, tadını çıkara çıkara yaşıyor. İnsan denen varlık gözünü karartıp bir çocuk daha yapabilecek kadar deli olabiliyormuş.


Doktor kontrollerini yine yazmaya başlamak garip geliyor mesela.
Geçen ay boy ve kilomuz 4.490 ve 56 cm idi. Bu ay 5.560 gr ve 59 cm olmuş bizim kızçe. Yanakları yerçekimine karşı gelemiyor şu aralar. Çınar'a göre daha az sütüm olduğunu düşünüyordum ama bugün doktorumuzla konuştuğumuzda ikinci çocukta ilkindeki gibi göğüslerdeki o aşırı gerginlik hissinin olmayacağı ama bu sütün daha az olduğu anlamına gelmediğini öğrendim, rahatladım.

Zira Irmak'ta son 3 haftadır başlayan akşam 7'den sonra aşırı emme isteği sonucu hiç süt kalmaması beni üzüyordu.Yarım saatte bir emmesi sonucu süt iyice azalınca mememle kavga edip, ıh ıhhlarla kafa atıyor, süt gelmiyor diye kızıyordu.

Yine böyle akşamlardan birinde mama vermeyi denedim. İk gün almadı ama 2. gün zar zor içti. O gün anne sütünü elinden alıp yerine yapay birşey vermiş gibi hissettim ve vicdanen çok rahatsız oldum. Sonrasında da zaten sevmediği için içmedi mamadan. Ben de şöyle bir formül buldum bir gece önceden 12 gibi sütümü sağıyorum ve akşam sütüm yetmezse onu veriyorum.


İnsan zannediyor ki ilk çocukta uyku, yeme vb düzenlerin nasılsa bunda da öyle olacak. Yok bunların gözünden, saçına, parmaklarından, teninin rengine, uykusuna, gazına, emmesine kadar herşeyleri tamameeen farklı.

Mesela Çınar bu aylarda akşam 8.30-9.00 dedi mi uyurdu ama sabah erken kalkardı. Gece de sık kalkardı, gazı olduğu için. Kızçe ise evde hepimizden geç yatıyor.  3 hafta öncesine kadar 8'de uyuyordu.
Şimdilerde abisini, babasını uyutup, beni de ayakta uyutup 11.00'den hatta bazen 12.30'dan önce uyumuyor. Ama bunun güzel yanı da sabah 6-7'ye kadar deliksiz uyuyor. Sonra 8.30-9'da emip geri uyuyor ve öğlene kadar kalkmıyor. Ben de onunla tabii :) Gündüzleri tilki uykuları uyuyor, öyle uzun uzun uykusu yok. Çınar ise bir yattı mı 3 saat uyurdu, ördeğim.


Bu arada Çınar da kreşe hala gitmediği için evde sürekli kardeşiyle olmaya alıştı ve daha da uyumlu bir üçlü olduk.  Evde sıkılıyor tabii. Hala Tv'yi hemen hemen hiç açmıyorum. Mümkün olduğu kadar ben kardeşiyle ilgilenirken onun da kendi kendine ya da bakıcı ablasıyla oynamasına alışmasını istiyorum. Biraz da başardık sanırım. Ya da ben emzirirken sözel oyunlar oynuyoruz, şarkı söylüyoruz, kitap okuyoruz vb... Kendimizce bir düzen oturttuk bakalım.

Hafta sonları ve akşamları da baba evde yokken Irmak ana kucağında abisiyle bizi izliyor. Irmak hala abisinin elini, kolunu sıkmasına maruz kalıyor yavrum ama Çınar'ın ameliyattan önceki o öfke nöbetleri kalmadı neyse ki. Ben de zamanında benden 12 yaş büyük abim tarafından az cimcik yememişim.

Sonuç olarak, öyle, böyle kırkımızı çıkardık ve artık resmi olarak lohusa değilim. Hormonlarım da düzene girdi, ağlak halimden kurtuldum. Darısı verilecek kilolara, 3.aylara, 4.aylara, oturmalara, emeklemelere...İnşşşşalllah!!!!!!!!!!!

31 Ekim 2011 Pazartesi

Sen yokken bak neler oldu!

Geniz etinin yokluğu bir çocuğun hayatında bu kadar mı güzel değişikliklere sebep olur. Bilseydim geçen sene kurtulurdum ondan. Doktorumuz her gidişimizde "Alalım bunu!" dediği halde inatla "ameliyat" olgusunun korkusu yüzünden vazgeçtik.

Meğer çok basit bir operasyonmuş. Sadece ameliyata girerken ve çıktıktan sonra anestezi etkisiyle 1 saat kadar ağladı. Sabah ameliyat oldu ve öğlen sanki operasyon geçiren o değilmiş gibi koşturup duruyordu. Üstüne 2 adet tüpümüz bile oldu her iki kulağımızda.
Geniz etini aldırana tüp bedava!!! Gel tüpe gel!!


Abi ördeğim o günden beri deliksiz uyuyor. 1 senedir sabaha kadar 50 kez kalkan o değil sanki. Hem de kendi yatağında. Yanımıza gelmiyor :)

İştahı yavaş yavaş açılmaya başladı. Yemek vakti diyince hooop masaya oturuveriyor. Yemek seçiyor o ayrı. Bu yaşa kadar sebzeye bayılan, kapuskayı bile severek yiyen oğlum, şimdilerde normal bir çocuk olup pilav ve patates kızartmasına dadanır oldu. Yesin de ne yerse yesin diyorum artık.

Tüm o agresifliği azaldı. Arada bir çığrından çıkıyor ama çoğunlukla dediklerime çok fazla itiraz etmiyor. Daha sakin, daha uysal. Bütün o gerginlikler kulaklarının duymamasından ve nefes alamamasındanmış.


Irmak'la daha iyi araları artık. O kadar çok kıskançlık nöbeti geçirmiyor. Gün içinde hala emzirirken, altını alırken, uyurken.... yani çocuğun her anında başından ayrılmıyor o ayrı. Sürekli bir kafasını koklama durumunda. Çok güzel kokuyor diyip burnu çocuğun kafasında yaşıyor.

Uyku başına vurduğu zamanlarda daha çok canını yakmaya çalışıyor.
Eskiden her uyuduğunda gelip başında bağırıyordu. Şimdi daha az yapıyor bunu.
Özellikle evde misafir varsa Irmak'ın elini ve kolunu daha çok sıkıyor. Onun için geldiklerinin farkında.
Neyse ki bir sürü kitap, oyuncak alıp depolamıştım. Irmak'a gelen hediyeleri görüp de üzülmesin diye misafirlerimiz getirmiş gibi ona veriyorum. Bu durum çok normalleşmeye başladı onun için. Habire oyuncak geliyor ki yüzüne bile bakmıyor

Onun yanında bebişi doğru düzgün sevemiyorum da. Robot anne gibi, sadece emziriyorum, altını alıyorum. Gayet duygusuz ve ruhsuz. Yoksa bozuluyor koca ördek.
Konuşup güldürmek için bahaneler yaratıyorum kendimce. "Hadi gel oğlum, konuş kardeşinle de gülsün" diyip model oluyorum "Bak böyle konuşacaksın" diye. Kızcağızımı sevmek için bahanem oluyor işte.

Çileğim, pembişim de kendi halinde takılıyor. Gazımız çok bu aralar. Zinco veriyorum. Rahatlıyor. Bu sefer aman gazı var, ne yapacağım moduna da girmedim. Biliyorum ki geçecek.

Gerçekten insan 2. çocuğu çok rahat büyütüyormuş. Stres yapmıyorum hiçbirşeyini. Çınar'da en ufak bir sıkıntıda 10 kat fazla stres yaşıyordum. Bunda biliyorum ki, öyle, böyle büyüyecek ve herşey geçecek.
Hatta diyorum ki hiiiiç büyümese, hep böyle süt koksa.

18 Ekim 2011 Salı

Geniz etimize veda ederken

Hani tırnağının etle birleştiği yeri derin kesersin de tırnağın her etine değdiğinde canın yanar. Ne yanmadır o sızım sızım sızlar. Sonra tırnak yavaş yavaş uzar, acı günbegün hafifler.

Çınar'ımın kardeş sızısı da güngebün hafifliyor işte. Şu aralar daha dingin bir hayat sürüyoruz. Kısmen...
En azından Irmak'ın varlığını kabullendi. Yine ona her dokunuşu illa ki şiddet içeriyor. İlla kolunu, bacağını sıkıyor ya da o uyurken odaya girip uyansın diye bağırıyor. Sonra da" Yanlışlıkla oldu, özürdilerim" diyip suçunu bastırıyor.

Ben de onun kıskançlığını hafifletmek için bazı çözümler kullanıyorum. Bunları ayrı bir yazı olarak eklerim.
Çınar, Irmak hasta olmadan 2 hafta önce viral enfeksiyon geçirmişti. Şimdilerde hala ve hala bu hastalığın uzantılarıyla uğraşıyoruz. O enfeksiyon orta kulak iltihabına döndü. Sonra ishal, ateş vb... İyileşti derken tekrarladı. Antibiyotiklerimiz hep ishale neden oldu, bitirmeden bıraktık.

Tekrar orta kulak iltihabı, tekrar kreşten viral enfeksiyon, tekrar ishal, tekrar ateş. Sonra kulakta sıvı birikmesi ve işitme kaybı. %70 sıvı dolu olduğu ve sıvı bir türlü gitmediği için sol kulağı çok az duyuyor.
Çınar'la konuşurken yaşlı bir dedeyle konuşuyor gibi bağırıyorum. O da anlamazsa bağıra bağıra "Neeeeeeee?" diyor :))) Günün yarısı "Ne dediiiin? "Bir daha söyleeeee" lerle geçiyor.

Bu arada geniz etimiz de iyice şişti mi tam oldu. Zaten tüm bunların sebebi geniz etimiz. Burnu tıkalı ve geceleri uyuyamıyor.
Sabaha kadar bir Çınar'a koş, tekrar uyut, bir Irmak'ı emzir, altını al, gazını çıkar, hıçkırdığı için tekrar emzir, tekrar gazını çıkar. Bu arada uzun bir süre geçtiği için tekrar Çınar uyanır ve tekrar onu uyut. Olsun, olsun.... Ben şikayetçi değilim. Onları her gördüğümde, kokularını her aldığımda yeniden doğmuş gibi oluyorum. İyi ki varlar.

Fotograf: Özlem (Nilsu'lu Hayat) tarafından çekildi. Eline sağlık canımcım

Çınar'ın bu hastalıkları dengemizi bozmuştu ki 10 gündür de arada birer gün mola veren ateş peydahlandı. Geçmedi bir türlü. En son damardan 3 doz antibiyotikle çareyi bulduk. Bu süre zarfında kalabalık yerlere girip yeni bir hastalık kapmayacak ki iyileşir iyileşmez geniz eti ameliyatı olacak ve kulaktaki sıvı için tüp takılacak. Bu hafta sonuna iyileşir diye umut ediyorduk ki şimdi de öksürük başladı. Sürekli ateşten dolayı  kilot  ve atletle yatıyordu. Ateşi düştüğünde üşüdü ve hastalandı sanırım.

Bu hastalık furyasından Irmak da 15 günlükken nasibini aldı. Burnu tıkandı. 10 gündür nefes alamıyordu. Yeni geçti. 15 günlük bir bebeğin hasta olması çok ama çok üzücü birşey. Minicik burun deliklerinden nefes alamaması uyuyamaması demekti.

Ufff yazarken yoruldum................
Neyse sanırım geçti. Şimdi hayırlısıyla Çınarişkomun ameliyatı kaldı. Kreşe gitmiyor.  Sürekli evde olması beni çok zorladı. Bakıcımız yerine herşeyi benim yapmamı istemesi, emzirirken Irmak'ın yanına, kucağıma gelip akşama kadar yapışık olmamız dışında bugünlerde ev halimiz daha da süt liman.

Yok yok, 2. çocuğu düşünenler gözünüz korkmasın. Hayat eskisi kadar kolay değil ama o kadar da kötü değil.
Çok zor ama çok güzel.
Aşkın 1 iken 2 tane oluyor.
2 tane mis kokuyu içine çekiyorsun.
2 masum şey hayatının odağı oluyor.
Bu arada senin şaftın kayıyor ama olsun, yine de güzel.