Arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2011 Perşembe

25 yıl önce doğursaydım eğer???


Kapımız çalsın istiyorum. Çınar'ın mahalleden arkadaşları olsa kapıdakiler. "Hadi gel oynayalım" deseler ya da kapının önünden bağırsalar:
 "Çııııınaaaaaar, Çıııınaaarr!"

Keşke...
Keşke aşağı sokaktan arkadaşlarıyla kavga etse. Bana gelip onları şikayet etse.
Keşke sokakta evlerin demirlerine ya da lambaların direklerine ip gerip voleybol oynasalar.Yakan top, saklambaç, istop, birdirbir oynasalar arkadaşlarıyla. Sonra topları arabanın altına kaçsa ve yere yatıp ayaklarıyla o topu çekmeye çalışsalar.

Sokakta koşarken düşse, ağlaya ağlaya eve gelse, dizine yara bandı yapıştırsak, sonra koşa koşa oynununa, "mahallesine" geri dönse. Bayramlarda tel çevirseler, çıtır pıtırla, kız kovalayanla oynasalar. 

Mahallemizin bakkal amcası olsa bir de. Tek başına gidip gazoz almak onlara heyecan verse, buzzz gibi içseler gazozlarını. Kapakları kalkan saydam kutularda satılan gofretleri bakkal amca kese kağıtlarına maşayla koysa. Nadir yenen o gofretin tadı başka birşeyde olmasa.

Komşunun kayısı ağacındaki çağlalara dalsalar. Sonra komşu teyze bağıra bağıra onları kovalasa. Ardından hem suçlu hem keyifli, tuzlaya tuzlaya o çağlaları yeseler.Gece yarılarına kadar o sokaktan eve girmese. Elli kere söylesem "Çınaaar hadi eve gir artık oğlum" desem.

Sabahçı olsa okulda.  Etütmüş, dansmış, müzik kursuymuş olmasa. Eve gidince bakacak kimse yok diye okuldan sonraki zamanını dolduracak aktivitelerle akşama kadar okulda kalmasa. Eve gelir gelmez formasını çıkarıp hemen sokağa koşsa. Koşsa, oynasa, yorulsa yorulsa, yorulsa...

Benim çocukluğumu o da yaşasa keşke. Okuldan sonra ne yapacak kaygısı çekmesem. Okuldan sonra boş zamanlarını koşarak, yorularak, terleyerek, giysileri kirlenerek değerlendirse. Hayatı hep ders, hep ders olmasa.
Çocukluğunun gerektirdiklerini DOYA DOYA yaşasa!

21 Ekim 2010 Perşembe

Her anı oyuna döndürebilme yetisi= Yaratıcılık


Bu aralar bakıyorum da herkesin üzerinde bir rehavet. Boşlanmış bloglar pek çok. Benimki de
bunlardan birisi. Bu ihmalin pek çok nedeni var ama en başta iş geliyor.
Eve ağzım açık geliyorum. Sonra evde müthiş bir güç savaşı başlıyor. Yer misin yemez misin, uyur musun uyumaz mısın......
Kim galip, kim malup bilemiyorum ama saat 12'ye doğru ben kendimi pek bi malup hissediyorum. Ne kadar galip görünsem de.


Halbuki o kadar çok şey planlayarak geliyorum ki eve.

Öncelikle ayaklarımı havaya dikip uzanmak, kitap okumak, internette boş boş dolanmak, blogu güncellemek, bir türlü bitiremediğim Lost DVD'lerini izlemek hatta ve hatta hiç sevmediğim televizyonu izlemek. Bir de çalışmak tabii, zorunluluktan...
Ama hiçbirini yapamıyorum yorgunluktan.Uyuyakalıp, yattığım koltuktan kazınarak yatağa gidiyorum (ne tatlı uykudur o ama ).

Çınar 1haftadır hastaydı yemek yemeyen çocuk iyice yemekten aştan kesildi. Benim sinirlerim iyice hopladı. Neyse ki gündüz evde yokum da gözüm görmüyor.


 Akşamları ise uymuycaaaaaam! Geyek yok  anne, uyumuycaam geyek yok!!! Ben uyandım!!! Uyumak iiiiss-teeee-mii-yooooo-ğuummm. İstemiyoğum dedim işte! Ya anne yatmıyycam dedim işteeeeee!
Özellikle 3 gecedir resmen evde tabak çanağın havada uçmadığı kalıyor. 9.15'de yatağa sokmak için mücadelemiz başlıyor ancak 11.30-12.00 arası muvaffak olabiliyoruz.
O saatten sonra ne yapabilirim ki!





Küçük bir çocuğun hayal dünyasının bizden ne kadar farklı ve geniş olduğu üzerine düşünmemi sağlayan şeyler yaşıyorum bu aralar. Bugün üstünü giydirirken elinde oyuncağı bir elinden diğerine geçiriyor.
Sonra "çekkür edeyiiiim" diyor ve eline bakıyor. Diğer eline geçirip, yine eline bakarak "çekkür edeyiiiim" diyip gülüyor.
Kime teşekkür ediyorsun dediğimde "elime çekkür ediyoğum" dedi.
Ellerinin yardımlaştığını düşünüyor ve teşekkür ediyor :)))
Süper birşey bu.. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

İşte o zaman oyun grubumuz geldi aklıma. Küçüklüklerinden bu yana nice şey paylaştılar. Kavga ettiler, güldüler, hala da kavga ediyorlar ama paylaşmayı, yardımlaşmayı öğreniyorlar.
1 ay kadar önce hafta sonu şehir dışındaki evimizde" 4 silahşörler mangal partisi " yaptık. Bahçedeki bir avuç kum, aslında hepsine yetecek kadar kum ilk defa akşama kadar kavga etmeden, gıkları bile çıkmadan oynamalarına yetti.




Sorunsuz bir gün geçirmenin temelinde yatanlarsa çok basit.Bir parça kum, biraz temiz hava, biraz su, hortum ve bir bidon :))) Çünkü kum hepsine yetiyordu.

Yemek yemeseler de, uyumasalar da saçları, başları, gözleri, ayak parmak araları, burun delikleri, kulakları hatta pipilerine kadar kumdan bembeyaz olana dek oynadılar.
Kumdan Allah razı olsun, en çok biz rahat ettik. Babalar zaten hep rahat :ppp





Kıssadan hisse: Şimdi anladın mı beni blog, yazamıyorum pek ama aklımdasın. S.S.

8 Ekim 2010 Cuma

Çocukla işe gitmek mi, çocuğun okulunda çalışmak mı?

Geçen cuma öğle uykusundan sonra Çınar'ı kreşe getirdim.
Şöyle oldu:
Öğretmeniyle tanıştı.
Sınıfa girdi ve....
Beni unuttu :((
Önce annesi olarak şaşırdım, bu kadar mı çabuk dedim. Sonra eğitimci olarak bunun devamlı olacağını daha bilmiyor, bir-iki güne gerçekle yüzyüze gelir dedim.
Evvet...Eğitimci kimliğim kazandı.
Hem de tam da 2.gününde.





Okul biraz kalabalıklaşsın, çocuk dolsun sonra başlasın diyordum. Çünkü hergün gelen giden çok oluyor. Sürekli veli görüşmeleri yapıyorum. Beni bırakmayacağını biliyordum.
Normalde Çınar'ı evden çıkarmak ne mümkün.
 Dün sabah bakıcı ablamız geç kalınca "hadi okula gidiyoruz" der demez hemen koştu çantasını getirdi. Ayakkabılarını son sürat giydi. Gık bile demeden....
Yoksa psikolojik olarak hazırlamamız, kapıyı kapatıp "hadi biz gidiyoruz, hoşçakal" dememiz, ardından Çınar'ın ağlayarak gelmesi "ben de geliyorummmm anneeee" diye bağırması, ardından kapı önünde giyinmesi, ayakkabılarını giydirene kadar 30 kez içeri gidip gelmesi ve kan, ter içinde çıkmamız lazımdı.




Ama hiçbiri olmadı. Gidiyoruz dedikten sonra benden bile hızlı hazırlandı.
Bilmiş bilmiş gitti okula. Sanki 40 yıldır gidiyor.
Ta ki kreşin kapısına gelene kadar.
Kapıya geldik ve orada başladı "beni kucağıma(kucağına) al anne..."
İndirene kadar canım çıktı. Öğretmenler pervane.
Yok... Yemek salonuna girmiyor. Bir süre sonra karar verdi ve girdi yemek salonuna.
Sonra????
"Sen yedir anneeee"
Allahımmm ben anaokuluna başlayınca yemeklerini kendi yiyeceği için mutluydum.
Kafamda sürekli alt yazı geçiyor." Alışma süreci, normaldir"
Diğerlerini de taklit edip, hiçbirşey yemedi.
Sınıfa girince beni unuttu.
Uyku ve yemek saatlerinde görünmemeye çalışsam da, veli görüşmesi, öğretmenlere birşey söylemem gerektiği durumlarda beni görünce uzun bir öpüşme, sarılma, kucağa gelme, omzuma kafayı koyup yatma, kulağına saçımı sokma faslı gün içinde en az 15 kez kadar tekrar etti. Arada istediğinde çıktı, beni gördü.. Giderken de "anne yütfen işe ditme" diyi endişeli ama mutlu bakışlar fırlattı.


Herşeyi benden istedi. Annem uyurken yanıma yatsın, kitabı sen okumaaaa annem okusun, yemeğimi annem yedirsin, sen konuşmaaaa annem konuşsun.

Görüşmelerim sırasında "Yaaa ben anneme ditmek istiyoyuumm" lar kapının önünde çınladı.
Yok dedim yok yok... Ertesi gün ve 1-2 hafta kadar getirmeyeceğim..
Çok yoruldum, çok. En iyisi o evde, ben anaokulunda.
Tek işim okul, çocuklar, program, plan, veliler, eğitimciler, gelişim değerlendirmeleri, kayıtlar, hazırlanacaklar olsun..
Çınar aç, gergin benim peşimde, ben işim yapamazken olmuyor....
Biraz vakit....
Fotoğraflar: Demir, Emre Jr, Arda ve Çınar. Arda ve Burcu'nun katılamadığı Tunalı buluşmasında yeni 4.cümüzü bulduğumuz anların hikayesidir.





Veeeeee..... Okeye 4. geldi... Aynı yaşta bebesi olan kızlar klübü son üyeleri.... 1 üyemiz değişti.

Burcum inanmıyorsun ama inan o an hepimiz çok üzgündük. Gözlüklerden görünmüyor farkındayım.....
Bu hafta sensiz 2.blog yazısı ve sana ithafen notlar.....
Seni çok seviyoruz..... Valla billa....

13 Eylül 2010 Pazartesi

2,5 Yaş Dil gelişimi


1,5 yaş civarında kelimeler birleşimlere dönüşüp cümle olma yolunda ilerlerken konuşmaları çok hızlıdır. Ardı ardına bir sürü kelimeyi bir başından bir sonundan söylemeye çalışıp arada hiç es vermezler. Yakaladığın hecelerden ne söylediğini anlamaya çalışırsın. Nedeni? Zihinsel gelişimleri atak yapmıştır ve konuşma gelişiminden daha öndedir. Çocuğun söylemek istedikleri kafadan hızlı bir şerit gibi geçer, uçuşur.  Kelime dağarcığı zengindir. Hepsini kullanmak ister.


Sonra bebişler büyür büyür dana kadar olur. 2 yaşını geçer. Birden bire konuşmaları çok yavaşlar, ağııır ağıııır, can çekişir gibi konuşmaya başlarlar.Sanki yavaş konuşma moduna geçerler. Kelimelerinin son heceleri uzuuuun uzuuun söylenir.çç Bir kelimeyi doğru şekilde ifade edebilmek için 4-5 kez tekrarladığı olur. Amaç cümleyi doğru şekilde ifade etmek istemesidir.Nedeni ?Konuşma gelişimi zihinsel gelişimini yakalamıştır.

Çocukların bu dönemlerine bayılırım. Çok ama çoook tatlı olurlar. Bazen onları dinlerken bir türlü sonunu getiremedikleri 6-7 kelimelik cümleleri doğru ifade edebilmek uğruna tekrar tekrar söylerler ya içime birşey oturur. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir.
Cümlenin sonu gelir, çocuk rahatlar sen rahatlarsın.
Tam bıcır bıcır oldukları dönemdir.
Biz şimdi tam da bu dönemdeyiz. Çınar'ı konuşurken izlemeye bayılıyorum.
 Çok ciddileşiyor ve bu anda büyümüş de küçülmüş gibi görünüyor..Boyundan büyük laflar ediyor. Eskiden "istemiyoYum" tarzındaki ifadeler artık "istemiyoğğRğum" tarzında oluyor. R ile Ğ arası. Beyaz gibi söylüyor aynı. Bir de sonra yoooo RĞĞĞ ummm diye baskılayıp uzatarak söylüyor ki gel de ısrar et.


Şu ara her cümle "istemiyorum" la bitiyor. Müthiş baskın bir karakter oldu evde. Ne söylense yapmak istemediğini belirtiyor. 
Şeni öpmek istemiyoğğrrum, sarrğğrılmanı istemiyorrrğğrum, uyumak istemiyorrğğrrum, yemek yemek istemiyorrğğrruum, eve ditmek istemiyorrğğuum, dışayı çıkmak istemiyorrğğrrum......


Fotolar Emre Jr-Sibel'lerde bir iftar yemeği... Demir, Arda, Emre Jr ve Çınar.
Terasta onlar için hazırlanmış mini sinema salonunda film izlediler, tatlı yediler, oyun oynadılar. Çok keyifliydi. Büyüdükçe paylaşımları artıyor. Hem onların hem bizim.. İyi ki varsınız.

25 Haziran 2010 Cuma

5-6 saat daha istesem arsızlık mı ederim?



İşe tekrar başlamama 10 gün kadar kaldı. Araya anne-baba-çocuk üçlüsü olarak gideceğimiz bir tatil programı sıkıştırmamız lazım. Ama yapacak o kadar çok işin arasında tatile nasıl çıkacağız bilemiyorum.

Gündüzleri evde zamanımın bir kısmını çalışarak geçiriyorum ama asıl geceleri benim oluyor. Herkes uyuduktan sonra-takribi 12 civarı- ev sessizleşiyor. Ne tv sesi, ne insan sesi. Sadece mevsime inat sürekli yağan yağmurun kokusu ve camdan gelen serinlikle çalışıyorum. Uykum gelse de zorluyorum kendimi. Çünkü seviyorum gece çalışmayı. 3 gibi yatıyorum.



Sabah Çınar kahvaltısını yaparken ben uyuyor oluyorum ama kendimi suçlu da hissediyorum. Sanki Çınar'ı başkasına emanet edip keyif yapıyormuşum gibi hissediyorum. Ama bakıcı ablamız ile evde beraber olmak her zaman ele geçmez. Ben de 2 senenin acısını çıkartıyorum. Bahanem de var: Napıyım gece çalışıyorum :))

Çınar bu aralar kartlı oyunlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyor. Özellikle eşleştirme kartlarıyla aynı nesne resimlerini eşleştiriyoruz. Hayvanlarla yavrularını eşleştirme kartlarımız, ilişkili nesne kartlarını birleştirme oyunlarımız vaktimizin çoğunu alıyor.

Bir de Lego Duplo serisinin Construction Site ürününü çok sevdi. Takıyor, çıkarıyor, insan figürlerini konuşturuyor, inşaat yapıyor. Bazen bizimle, bazen yalnız başına takılıyor.

Bunların dışında şu linkteki renk eşleştirme kartlarını indirdim laminasyon yaptırdım. Sadece eşleştirme yapıyoruz ama isimlerini vermiyorum henüz. Bir tek kırmızıyı biliyor zaten. Onu da ben öğretmedim; kendi kendine öğrenmiş. Şimdilik 3-4 ay daha renk öğretmeyi düşünmüyorum.


Dün hem Çınar hem benim için bol misafirli ve eğlenceli bir gün oldu. Akşam iş çıkışı Burcu Arda'yı kapıp geldi. Bol bol zıpladılar, kikirdediler. Arada kavga ettiler, sonra unutup tekrar oynadılar. Bir ara sakin sakin masada resim yaptılar. Tam o gitti diye üzülürken 10 dk sonra bir baktık Sibel kapıda kucağında Emre'yle. Ne güzzeeell. Çınar sevinçten coştu.


Genelde lego oynadılar. Arabalarına çivilerden park yapıp, park ettiler. Birbirlerine patlamış mısır yedirdiler :))) Aslında Çınar yedirdi. Çünkü hala 12,5 tan 15 (şu anda tek azı ve 2 köpek dişi patlıyor) çıktığı için mısır sert geliyor prens beye. Çok nazikiz çok.



Çalışacak,okuyacak o kadar çok şey varken, evdeyken evle ilgili yapmak istediğim pek çok şey varken, bol bol fotoğraf çekmek isterken ve bir de Çınarişkomla gezmek, eğlenmek, oynamak isterken nerden başlayacağımı bilemiyorum.
Aşk-Memnu finalinin ardından ufak bir değişiklikle noktalıyorum.
Sermin kaçar!

23 Ocak 2010 Cumartesi

4 adet 2,5



Bizim buçukluklar biraradaydılar geçen gece.
Fazla söze gerek yok. Fotoğraflar çok güzel anlatıyor akşamın enerjisini.
Çocuklardan çok anne, babalar eğlendik sanırım.
Buçukluklar haftada en az bir kez görüşmelerine rağmen özlemişler birbirlerini. Emre'miz hastaydı, o eksikti uzun zamandır :((
Bu sebeptendir ki önce Emre Jr.'ın, ardından birbirlerinin göbüşlerini keşfettiler.
Ençok sevdiğim foto ise sağ üstteki Çınar'ın "Ben birşey yapmıyorum. Vallahi!!!!!" diyen, güya çaktırmadığı bakışı. Parmaksa görülmeye değer. İşaret parmağıyla da Emre'nin göbeğini keşfediyor.


Burcu'nun Arda'sı, Sibel'in Emre'si, Ayça'nın Demir'i ve benim Çınar'ım pek güzel eğlendiler. Büyük kartonları karaladılar, hediye paketini hep beraber yırttılar, tünelden geçtiler, birbirlerini kovaladılar. Kendilerince beraber vakit geçirdiler işte.
O gecenin hatırına hepsi de 12'ye kadar mesaideydiler.
Normalde geç yattığında çok üzülürüm ama artık böyle arkadaş toplantılarında geç uyumasına izin veriyorum.
Mutlu oluyor fındıkkurdum.
Zaten "Hadi uyuyalım" diyince, gayet kendinden emin kafayı iki yana sallayıp önce "ııhh ıhh hayıy" diyip ardından da derin bir iç çekip püflüyor.
Çok şaşıyorum bu haline. Sen nerden biliyorsun ki istemediğin birşey söylenince üfleyip, püflüyorsun.
Yani daha 2 bile değilken! Ne minnoşlar, ne tatlılar bu aylarda.


Bu aralar hayatımızda radikal değişiklikler oluyor. Garip şeyler de oluyor, güzel şeyler de.
Kimisi bizim kontrolümüzde, kimisi bizden bağımsız istemeden.
Bakalım bizi karşılayan günler kararlarımızı uygulamamızı sağlayacak mı?
Posted by Picasa

11 Kasım 2009 Çarşamba

Doymadım, doyamadım gezmelere senle ben


Havalar ısındı, biz yine leyleği havada gördük. Çınar ardı ardına günde 2 ziyaret yaparak evde kaldığı günlerin acısını çıkardı. Yeni arkadaşlar edindi, eski arkadaşlarını ziyarete gitti. Hem ona hem bana değişiklik oldu, daha az yapışık olduk birkaç gün.

3 silahşörler yine biraraya geldi. İlk kez bu kadar keyifli vakit geçirdiler. 1 ayda bile oyun oynama becerilerinde müthiş değişiklikler olmuş.

Kendilerince saklambaç oyunu kurup, oynadılar hiçbir yönlendirme olmadan. Kutu kutu pense, yatağın üstünde kikirdeye kikirdeye zıplama, köşelerde yine kikirdeyerek kendi aralarında ufak oyunlar oynama, beraber araba sürme, dans etme, basket atma ohooo daha neler neler...

Neler oynamadılar ki... Artık birbirlerini iyice tanıyor hatta seviyor olmalarının etkisi büyük tabii.


Çınar'la Arda'nın küçüklüklerinden beri birbirlerini selamlama fasılları vardır ki artık o bir klasik oldu. Günün ilerleyen saatlerinde Çınar Arda'ya yine kikirdeyerek yanaşıp toslaşma törenini tamamlamayı unutmadı.

Günün en güzel zamanı ise, söyleyince hep kendimce suçluluk hissettiğim ama beni ancak anneler anlar dediğim vakitti. Uyku, sessizlik, ayaklarını uzatma zamanı. Yaniiiii, çocuklar uyuduktan sonraki zaman. Bu sefer biz anneler yiyip, içip, kikirdedik. Babalar da dışarı da buluştu.

Çok keyifliydi.

O günün sabahında yeni arkadaşlar edindik :) Blog arkadaşımız Bige ve şirine Duru'nun evine davet edildik. Melisa, İpek ve Eren de bizimle beraber oradaydı.

Hiç yabancılık çekmedik. Kibar ev sahibesi ve kızların arasındaki 2 böcekten biri olarak hemen kaynaştık ortama.

O gün şunu anladım ki kızlar her yaşta aynı anacığım. Biz her daim cadıyız, her daim baskın olmaktan hoşlanıyoruz.

Duru bizden, oradaki hepimizden küçük olmasına rağmen nasıl da hakimdi ortama, Melisa'yla bir olup nasıl da yönlendiriyordu erkekleri. Çok sevimliydiler. Ben de kız çocuk istereem.
Bir plastik sepet uğruna yediklerini kırk fırın ekmeğin yirmisini yaktılar. Etrafta onca oyuncak varken o sepet ne kıymetli oldu, ne önemli oldu ancak yaşayan bilir.

Evde de aynısını yaşamıyor muyuz! Heryer oyuncak doluyken kötüüüü, sarı bir mutfak bezi öyle kıymetli oluyor ki uğruna ne gözyaşları dökülüyor.


Tutmayın beni. 2 gün sonra eski günlerimizi yadedip 2 fire ile oyun grubumuz bir araya geldi. Sibel'ciğimin güzel çatı katı terasında otantik bir grup toplantısı yaşadık.

Çok eğlendik, çok kaynaştık yine. Kızlı, erkekli, oyunlu, kavgalı, danslı, gülmeli, sohbetli.

Sibel-Emre, Banu-Mira, Umur-Ada, Görkem-Yiğit, Neslihan-Zeynep hepimiz oradaydık. Burcu-Arda ve Çiğdem-Selin makul sebeplerinden dolayı aramıza katılamadılar, üzüldük.




Posted by Picasa

8 Ekim 2009 Perşembe

3 silahşör, 3 ana, 3 baba


Evde miskin miskin otururken çalan telefondaki ses "size geliyoruz" diyince Çınar'ın arkadaşlarıyla olacağına mı, babalar olmadan "kız kıza" sohbet edeceğimize mi yoksa babaların bizden ayrı buluşma planı yapmalarına mı sevindim bilmiyorum ama güzel bir akşamın habercisi olan o ses beni çok mutlu etti.



Fındıkkurdum sabahtan uykusuz olduğundan biraz huysuz bir günündeydi ki üstüne bir de akşamki uyku saati geçip de oyuncaklarını paylaşması gerektiğinden iyice cinlendi.
Emre jr'u görünce sinirden mi heyecandan mı anlamadığım, zaten varolan müthiş enerjik modu daha bir aktif hale geldi.
Tam bir kurulmuş oyuncak gibiydi. Yerinde duramayan, kıpır kıpır, oyuncaklarına dokunulmasına, koltuğuna oturulmasına çıldıran bir Çınar vardı o gecede sahnede.


Kadim dostu Arda gelince biraz daha sakinlemişti ki gelir gelmez ona sarılmaya, elini tutup içeri götürmeye çalıştı. Arda'yı 2 aylıktan beri sürekli gördüğü için sanırım onu hemen tanıyor, küçüklüğünden beri selamladığı şekilde kafasını onunkine tos yapar gibi yanaştırıp kendince selamlıyor.

Bir ara bir yandan "tut tut" diyerek Emre ve Arda'nın ellerinden tutmaya çalışıp onları oyuna çağırdı. Artık kendiliğinden oyun başlatabildiğinin ilk örneği oldu bu.
Meğer kutu kutu pense oynamaya çalışıyormuş. Ellerinden tutup olduğu yerde dönerken bir yandan da kukuuu diye şarkı söylediğinde anladıki ki, ördeğim oynamak istermiş.


Gelirken ince düşünülüp benim bile hatırlamadığım 4 gün sonraki doğumgünüm için pastam alınmış, sütlaçlar yapılıp getirilmiş.

Siboşum, Burcum çok teşekkür ederim. Çooook mutlu oldum sayenizde.

Bu arada günün en önemli oluşumu ise kendilerine Anti-Blogger'lar diye isim vermiş olan kocalar oldu.
Dışarıda gezip, hafiften içip :) eve çok dinç kafalarla geldiklerinde "Anti-Blogger" açılımı hakkında bilgilendirildik. Bizim blogları ne kadar önemsediklerini de anlamış olduk bu sayede.
Bu arada Allah onlardan razı olsun hiç bu kadar gülüp, eğlenmemiştik herhalde.

Her hafta gerçekleşecek olan Anti-blogger oluşumunu destekliyoruz ki sayelerinde biz de haftada bir çocuklar uyuduktan sonra loş ışıkta bir ağlayıp, bir gülerek kız kıza muhabbetlerimize devam edeceğiz.
Üniversitedeyken yaptığımız öğrenci muhabbetlerini hatırlattığı için çok sevdim ben bu işi.

Posted by Picasa

4 Ekim 2009 Pazar

İstanbul'un incisi, gönlümün birincisi




İlk şehirlarası açılımımızı yapmış bulunmaktayız.
Cuma günü uzun zamandır Çınar'ın peşini bırakmayan!, en kısa zamanda bir kız doğurup Çınar'ı almayı planlayan Elçin taaa İstanbul'lardan gelip, bize güler yüzünün yanında bir koca bir kutu tatlı mı tatlı hediyeler getirdi.


O kadar sıcakkanlı bir görüşme oldu ki sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuş da uzun zamandır görüşmüyormuş gibi bir kucaklaşma ile başladı. Ardından Çınar'ı bol sevmeli, bol sohbetli, bol gülüşlü bir buluşma oldu.
Kendi elceğizleriyle yaptığı kurabiyelerin bir kısmını mideme indirmeden önce hemen fotoğrafladım. Çok lezzetlilerdi gerçekten. Görüntüleri zaten tartışılmaz.


Çınar'ı gerçekten yorumlarında yazdığın gibi çook sevdiğin, candanlığın, Çınar'ı severken nasıl da içtenlikle söylediğin "anneciğim"lerin için çok teşekkür ederim Elçin'ciğim. İyi ki tanışmışız seninle.
Artık İstanbul'da bir kapım var biliyorum. Her zaman bize açık!
Not: Annem diye tanıştırmasan ablan sandığım genç ve tatlı anneciğine de hoş sohbeti için teşekkürler.
Yine bekleriz :))



Posted by Picasa