21 Ağustos 2008 Perşembe

Dişlerim kaşınıyor

2 gündür babamız iş için Van'daydı. Biz de Çınar'la evde yalnızdık. Akşam ana-oğul Armada'ya gidip gezdik.
Mothercare'den ona buzdolabına koyulan diş kaşıyıcılarından ve aynısının emziğinden aldım. Emzik şeklinde diş kaşıyıcı.Alacağından çok umutlu değildim, çünkü normal emzik de emmiyor. Tahmin ettiğim gibi emzik şeklindekini almadı. Bir iki ısırıp bıraktı ama diğerlerini ağzından bırakmadı.
Dakikalarca mest olmuş şekilde ağzından çıkarmadan öylece yattı. Hatta hiç kımıldamadı bile :)
Ta ki kaşıyıcı ısınana kadar. Isınınca da arkaya doğru fırlatıp attı. (Yeni keşfimiz, oyuncakları bir iki kez sallayıp, arkaya doğru fırlatmak)
Neden daha önce keşfetmemişim ben bunları. Hem çocukcağız rahatladı hem de ben.
Posted by Picasa

19 Ağustos 2008 Salı

5 Aylık oldum



5 aylık kontrolümüz için Emel Hanım'a gidemedik bu sefer çünkü kendisi tatildeydi. Başka bir doktordan randevu aldık. İnternetten iyi bir doktor adı aldım. Özel bir hastanede çalışan yeni doktorumuzu yerinde bulamadık. Çünkü telefonda randevu veren akıllı! sekretere hala o doktorun orada çalışıp çalışmadığını 2 kere sormama rağmen çalıştığını söylemişti. Oraya kadar gidip de doktorun orada çalışmadığını ve ne alakaysa nefroloji uzmanına randevu verdiğini söylemesi üzerine her tarafı tuvalet kokan, kalabalık ve pis hastaneden resmen kaçtık. Zaten doktor orada olsa da girmezdik herhalde, çünkü adı özel olan hastanenin devlet hastanelerinden eksiği var fazlası yoktu.



Oradan çıkıp başka bir hastaneyi arayıp 10 dk sonrası için rastgele bir doktordan randevu aldık. Hayatımızda gördüğümüz en yaşlı doktor olan Prof amca sorduğu soruları 2 kere soruyordu. Benim ona sorduğum bazı sorulara da anlamsız cevaplar veriyordu. Hiç memnun olmadan olduk 5.ay kontrolümüzü.



Çınar bu ay 600 gr almış. Bir anda kilo alış hızımız yarıya düştü. 7.100 gr ve 63 cm'iz. Geçen ay 300 gr almıştı. Sonrasında geceleri uyandırıp emzirdim ve 10 günde 300 gr aldı. Demek ki sonra ki 3 haftada yine 300 gr aldı. Bir dengesiz gidiyor kilo alışımız. Ama ayına göre çok iyi kilosu. Biraz da büyüdüğü için daha az aralıklarla emmeye başladı. Anne sütüne devam, ek besinlere gelecek a geçiyoruz.


İyi haber mi kötü haber mi bilmiyorum, doktor dede dişlerinin patladığını ,yakında çıkacağını söyledi.Pnömokok ve rota aşılarını da olduk. Aşı ilk kez Çınar'ı huzursuz yaptı. Bütün gün ağladı. Akşam da erken uyudu. Aşı halsiz bıraktı çokoprensimi sanırım.



18 Ağustos 2008 Pazartesi

Hafta sonu



Hafta sonumuz yine dolu dolu geçti. Önce cumartesi günü müstakbel gelinimiz Naz'ı görmeye gittik. Annesi Pervin telaşla bizi aradı ve 3 gün önce doğan Naz'ı emziremediğini söyledi. Biz de apar topar arkadaşım Nilgün'le çıkıp Naz Hanım'a nasıl emilir öğretmeye gittik ama başarılı olamadık. En azından annesini biraz rahatlattık. Aramıza hoşgeldin Naz.

Oraya gidip de Naz'ı görünce Çınar bana kocamaaaan göründü. Meğer büyümüşsün be oğlum :)


Akşam oğlumun arkadaş adayları olan Gülün ve Halit'in üçüzlerini annelerinin karnından sevmeye gittik. Yaşasın oğluma 2 arkadaş birden geliyor. (Biri sanırım yaşamayacak.)


Pazar günü öğlen Çınar'ı babasıyla bırakıp ben kuzenimin düğününe gittim. Oğluşum evde dedesiyle babasını hiç ama hiç üzmemiş. Aferin ona.


Öğleden sonra ailecek abimlerde toplandık. Çınar'ın abi ve abla kuzenleri de olmak üzere kalabalık bir gruptuk ve Çınar o kalabalıkta en çok sesi çıkan kişiydi. Bir ara "Offf ne çok gürültü yapıyorsun!" sesleri bile duyulmaya başlandı. Sürekli tiz bir sesle çığlık atan Çınar şimdiden aile efradının başını ağrıtmaya başladı bile. Bir de dişleri kaşındığı için de huzursuz bu aralar. Eline ne versek büyük bir hırsla ısırıyor.

Oğlumun en küçük kuzeni Altay Çınar'ın eline sürekli birşeyler tutuşturmaya çalıştı. Bunların içinde kocaman plastik bir kılıç, pipet, rüzgar gülü, top, bardak vardı. Her defasında onun onları tutamayacağını söylediğimizde gidip yeni birşey getirip onu tutup tutamayacağını denedi Altay.


Çınar'ı birazcık kıskanan Altay biz içeri girer girmez ilginin Çınar'da olması üzerine "Ama o kusuyooor" diyerek Çınar' lekeleme girişiminde bile bulundu :) Şimdilik aradaki 3 yaş farkı çok gibi ama büyüyünce iyi birer arkadaş olacaklarına eminim.


Akşam Çınar çok huysuzlandı. Ne olduğunu anlayamadık. Baktık mızır mızır modunda, gidelim bari dedik. Arabaya biner binmez uyudu. Meğer uykusu varmış.

17 Ağustos 2008 Pazar

Aaa benim de ayaklarım varmış!!




Çınar 10 gündür ayaklarına fena takmış durumda. Ayaklarını keşfetti ve sürekli onlarla oynuyor özellikle altını açtığım zamanlarda daha rahat hareket edebildiği için ilk işi hemen ayaklarını tutmak oluyor. Hem ayaklarını tutup hem yana doğru yatıyor, top gibi oluyor. Ben de hemen poposunu ısırıveriyorum. Bayılıyor minik fırtına, yine yapmamı ister gibi gülüyor. O kadar alıştı ki mıncıklanarak sevilmeye, oradan oraya savuruyorum, ısırıyorum, mıncıklıyorum hala gülüyor.
Ağzına götüremiyor ama hala. Sadece çıngıraklı çoraplarını giydirdiğimde üzerindeki çıngırakları çekiyor iyice, ağzına götürüyor. Bir de ayaklarını götürüp yese o bezelye dolmalarını, o zaman tadından geçilmez oğluşumun.
Posted by Picasa

15 Ağustos 2008 Cuma

Çınar Gezmede

(Lozan Park'ta)

Bu hafta ilk kez bu akşam evdeyiz. Her akşam bir yerlerdeydik. Zaten bir başladık mı kendimizi durduramıyoruz. Arka arkaya sürekli plan yapıyoruz. Sonra bir süre evden hiç çıkmıyoruz.

Yine gezme dönemindeyiz. Çınar da bize ayak uyduruyor artık. O da seviyor gezmeyi. Arabasına bindi mi başlıyor sevinç çığlıkları atmaya.
Önce oğluşumun anneannesi ve dedesi rahatsızlandıkları için yazlıktan Ankara'ya geldiler. Onları ziyarete gittik. Uyku saatinde biraz huysuzlandı ama sonra uyudu.
Evvelsi akşam
Ankan'dan arkadaşım Funda ve güzel kızı Rengin ile Lozan Park'ta buluştuk. Çınar'la arabasında uzun uzun dolaşıp çam ağaçlarının kokusunu içimize çektik. Sonra parkta oynayan çocukları izledik. Böylece ben de biraz yürüyüş yapmış ve hareketsizlikten dolayı yaşadığım suçluluktan kurtulmuş oldum. Oradan 365'e gidip birşeyler yedik, gezdik dolaştık.
Dün akşam siteden arkadaşım Evin ve güzel oğlu Efe'leri ziyarete gittik. Efe bizden 10 gün büyük. Büyüyüp de beraber oynayacakları günleri heyecanla bekliyoruz. Aramızda 10 gün olmasına rağmen Efe pıtır pıtır dönüyor. Sırt üstünden yüzüstüne döndükten sonra tersine dönemediği için adına layık şekilde efelik yapıyor anne babasına. Bu yüzden biraz gergin Efe bu aralar. Ah bir tam dönmeyi becerebilse, tutabilene aşkolsun.

(Efe'lerde)
(Efe ve Çınar)

Bugün de oğlumla Panora Alışveriş Merkezi'ne gittik. Dev akvaryumdaki balıkları Çınar öyle büyük bir keyifle izledi ki, o balıkları izlerken ben de Çınar'ı izledim. Ağzı açık, sırıta sırıta bir balığın tüm hareketlerini takip etti, sonra onu kaçırınca başka balığı izledi. Arada kafasını yukarı kaldırıp köpek balıklarına baktı.
Sonra da çığlık atma denemeleri yaptı. Bu aralar çığlık atmayı keşfettiği için sürekli bağırıyor, tiz bir sesle çığlık atıyor. Gelen geçene gülücükler attı, çığlıklarını duyup gelenler oldu, kim bu diye merak etmişler. Hatta bir abla gelip onu şap diye öptü. Sinir oldum ama herşey kaşla göz arasında oluverdi ben birşey diyemeden. Neden öperler anlamam, hasta mısın, in misin, cin misin? Niye öpersin benim çocuğumu. Bir de elini öpenler var. Çocuğun eli sürekli ağzında, bu sefer senin öptüğün yeri o ağzına alıyor. O da ayrı bir dert. Aslında hiç pimpirikli değilimdir bu konuda. Mikroba alışması taraftarıyım, tanıdıklarım öptüğünde rahatsız olmuyorum ama yabancıların öpmesini sevmiyorum. Bir de aşırı pimpirikli babamız var tabii. O saatlerce kafaya takıyor yabancı birisi öpünce. Sürekli söyleniyor :))
Mothercare'den bodyler aldım 6-9 ay, 9-12 ay için. Gap Kids ve Karamela'dan şapka, pantolon falan.
Yorulduk, çok yorulduk. Çınar'da çok yoruldu. Çığlıkları susmak bilmeyince, çevredekileri rahatsız etmemek için oradan çıktık. Arabaya biner binmez uyudu fındığım. Meğer 4 saat gezmişiz saatin farkında olmadan.
Çok şükür evdeyiz. Hafta sonu gezmesi için enerji toplamamız lazım.
Çınar banyodan sonra hoop uyudu. Ev sessiz, Serkan çalışıyor, ben de kendimle vakit geçirmenin keyfini çıkarıyorum.




Posted by Picasa

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Dönüş Yolculuğumuz







Dönüşte, giderken yaptığımız hatayı tekrarlamamak için uçakla geldik. O da ayrı bir maceraydı.


2 ay önce küçük olduğu için uyuya uyuya gelmişti. Bu sefer ona ayrı koltuk almadığımız için de zor olmuştu. Şimdi nasıl zaptedeciğimi bilemedim. Kıpır kıpır şeklindeydi.

Bebeklerin ağlayan başka bir bebek duyunca ağlama olayı çok fena birşey. Biri başlayınca domino taşları gibi hepsi sırayla ağlamaya başlıyor. Komik oluyor. Bebekler korosu şeklinde geldik. Ben kucağımda "Aaaa burda da kanat varmış, bulutların üstünde gidiyoruz. Cuuuuu diye uçuyoruz. ... İki uzun kulağım her fısıltıyıııı duyaaaar." diye ter dökerken, yanımdaki kadın "Kahvem sütlü olsun lütfen, bir tane de şeker alabilir miyim." diye sandviç ve kahve keyfine hazırlanırken, ben ikramları yemeyi bırak, alamadım bile. Zaten hostes bana verirken alacağımdan şüpheli olarak bakıyordu. Alsam da nereye koyacaktım ve hangi elimle yiyecektim ki.

Yanımızdaki bayan kahvesini keyifle yudumlayıp, sütlacını yedikten sonra dönüp, yanındaki diğer bayanla birlikte Çınar'ı oyalamaya çalıştılar sağolsunlar. Arada bir onlara gülücük atıp, koroya tekrar katıldı. Kalkarken biraz emdiği için inişte emmek istemedi. Ben de 3 aydır almadığı emziğini vermeye çalıştım. Emmese de o ağzına girince yutkunduğu için kulaklarını ağrıtmadı basınç.

Çok şükür evimizdeyiz artık. En çok da Çınar rahat yatağına kavuştuğu için rahatladık. Yeni enerjimizle sonbahara hazırız artık...

Tatil Tatil O da Bitti.

Havuzda

Duştan sonra

Babaannemiz, halamız ve kuzenimiz


Denizde

Gittik, geldik, yorulduk. Tatile gitmesi güzel de dönüşü çok yorucu. Döndüğünde daha dinç olman gerekirken dönüş sonrası valiz boşaltma, çamaşır vb. yoruyor insanı. Tek güzel yanı zihnini sıfırlamış olarak dönüyorsun. Tabii çocukla bu daha zor. Yine de hakkını yememek lazım, oğluşum bizi utandırdı. Beklediğimden daha az yordu bizi.

Önce 3 gün Bodrum, ardından Didim'de yazlık keyfi. Şöyle ayağımı uzatıp bir dinlenemedim ama yine de güzeldi. Çınar'ın uyumadığı saatlerde denize gidemediğimiz için bir odaya tıkılmış habire ya emzirme ya da uyuma savaşı halinde geçti tatilimizin bir kısmı.


Didim'e gittiğimiz ilk gün fena halde ishal oldu. Bu 4 gün sürdü. Sanırım sıcak ve hava değişikliği çarptı onu. Bizi bile çarptı, küçücük bedeni nasıl çarpmasın? Akşamları uyku saati açık hava, sıcak vb. nedenlerden dolayı 1 saat öne kaydı. 20.30'da uyudu. Evde olmadığımız zamanlarda arabasında hem uyudu, hem gezdi. Biz de böylece rahat rahat yemek yiyip, dolaştık.


Çınar'ı denize 2 kere sokabildik. İlkinde babası onu alıp, bodoslama denize sokunca, çocuk bir anda ne olduğunu anlayamadı. Hem deniz çok dalgalı, hem de soğuktu. Bir anda yüzüne sular gelip, vücudu da soğuk suya girince bastı yaygarayı. Tabii bu arada ben de arkadan elimde fotoğraf makinesi ve havlu " Beni bekleeee hayatıııııım" şeklinde koşturuyordum. Bi heves etti babamız, daldırdı heyecanla oğluşunu. Ben kızınca ertesi gün bana verdi bu görevi!! Ben önce kucağıma oturttum, sonra yavaş yavaş suya girdik kenardan. Önce iki mızıldadı, sonra şarkılar, oyunlar unutturdu denizi ona. Yavaş yavaş beline, göğsüne kadar girdik. Hoşuna bile gitti. Bir ara baktım ayağını suyunu içinde sallamaya bile başladı. Girdiğimiz saat akşam 5.30 olmasına rağmen en az 35 derece sıcak vardı. Bu yüzden çok duramadık denizde. Neyse ki, "Denize girmeden geldik."demedik. Bunun dışında sıcaktan dolayı deniz kenarına pek götürmedik onu. O uyudu, kayınvalideme bırakıp biz biraz yüzdük, geldik.


Bir de sinek ve haşere kısmı var tabii. Çok şükür ısırılmadan bitirdik tatilimizi. Yanımıza aldığımız şeylerden "İyi ki de almışız!" dediklerimizden birkaçı olan ana kucağı için sinek koruyucu tül ve chicco'nun sineksavar spreyi en çok işimize yarayan şeylerdi. Bunlar olmasaydı akşamları dışarıda rahat rahat gezemezdik. Bunun dışında;

Güneş kremi

Üstünü örtmek için inçe tülbent

Ana kucağının içine havlu örtü ( Buna rağmen çok terledi)

Kolsuz, atlet bodyler (7'li set şeklinde götürmüştüm. Sadece ve sadece bunları giydi.)

Canbebe'nin kullan-at alt açmaları ( Gündüz bunların üstünde altını açık, rahat rahat yattı.)

Beyaz sabun ( Kıyafetlerini elimde yıkadım.)

Tatilin ilk günü mızımızlanması anlamayıp dişi çıkıyor diyip yanlış alarm vermişiz. Çocuk sıcak ve hava değişikliğinden yaparken huysuzluğunu biz de dişi çıkıyor sandık. Ama yine de ben şüpheliyim, çünkü sol taraf damağı sağına göre daha beyaz ve 1 haftadır elini ağzından alamıyoruz. Haftaya dr kontrolumuzde bakar, söyler artık.

Biz gittik tatile, darısı gidemeyenlerin başınaaaa....


2 Ağustos 2008 Cumartesi

ÇInar Tatilde-2






2 gün nasıl geçti anlamadık. Çınar bizi çok yormadı aslında. İyi ki gelmişiz dedik. Bunu bize söylettirense odamızın havuzun kenarında olması oldu. Sabah 7.30 kalkış, emiş, alt değiştirme ardından kahvaltı. Deniz kenarına gidiş, "Ay deniz soğuk mu ne, Çınar'ı denize soksak mı, sokmasak mı? Yok yok sokmayalım" diyip şezlonglara geri dönüş, orada gülüş, eğleniş şeklinde öğleyi ediyoruz. Sonra odada Çınar'ı uyutma operasyonunu başarı ile tamamlayabilirsek havuz kenarında keyif. Kamerasından onu gözleyerek öğleden sonraları havuza girip, şemsiye altında oturabildik. 2-3 saat uyudu fındığım. Arada uyandı, emzirdim tekrar uyumaya devam etti. Doktor ancak 4'ten sonra ve 11'den öce dışarı çıkmamıza izin verdiği için akşam 5 gibi deniz kenarına gittik ve orada deniz onu öyle bir çarptı ki, esintiyle beraber bayağı uyudu.Buraya kadar güzel geçti ancak akşam olup da duşlarımızı aldıktan sonra Çınar'ın anlam veremediğimiz ağlamaları ortaya çıktı. Dün akşam için ala carte restoranttan yer ayırtmıştık.Keyifli keyifli, süslenip püslenip gittik. Bir yandan Bodrum manzarası, bir yandan canlı müzik ve oğlumuzla keyif yapalım dedik ama Çınar müsade etmedi. Ne yaptık ne ettiysek içli içli ağlaması durmadı. Sonra anladık ki deniz, rüzgar, açık hava onu çarptığı için erkenden uykusu gelmiş. Arabasında dolaştırırken birden bire uyuyakaldı.Biz de o arabasında uyurken tavla keyfi yaptık, gezdik, dolaştık biraz, eski günlerdeki gibi.

Bu arada bütün yemeklere beraber gidip, sırayla yedik; çünkü birisinin Çınar'ı oyalaması lazımdı. Arabasında yatmak yerinde etrafı izlemek istediği için kucakta oturmayı tercih ediyordu beyefendi. Bugün kahvaltıda arabasının arkasını biraz kaldırdım, geleni geçeni seyretti, arada sırada oyuncak kelebeğine laf yetiştirdi :))
Dünden deneyimli olarak akşam başlayan ağlamasını bu akşam hemen arabasına yatırıp dolaştırmaya çıkararak son verebildik. Meğer gerçekten çocuğun uykusu geliyormuş. Uyku saatine daha 1.30 saat olmasına rağmen arabaya biner binmez uyudu. Akşam yemeğini rahatça yemiş olduk biz de.
Bugün Çınar'ı denize biraz soktuk. Pek hoşlanmadı. Çünkü deniz soğuktu. Su karnına gelene kadar iyiydi ancak karnına değince ağladı biraz. Biz de zorlamadık. Daha 1 hafta tatilimiz var. Didim'de su daha sıcaktır, orada deneriz bir de.
Sandığımızdan daha keyifli ve rahat geçti ilk otel deneyimimiz. Wow Bodrum Resort çocuklu aileler için oldukça uygun bir yer. Her yere arabayla gidebilmek için yollar yapılmış. Yemeğe, havuza denize falan giderken öyle kilometrelerce yürümek zorunda kalmıyorsun. Hep çocuklu aileler var. Belki daha önce gittiğimiz yerlerde de vardı da biz farketmiyorduk. Bu sene "algıda seçicilik" denen olaydan dolayı ilk önce çocuklu aileler dikkatimizi çekiyor. Otel öyle insan yığını şeklinde değil. Sakin, sukunet dolu bir tatil köyü, öğlen ve akşam animasyonları dışında.
Bugün, bir gün büyüyüp de havuzdan çıkmak istemeyeceği, çocuk klübüne gitmek isteyeceği günleri düşündüm. Sonra geçen sene bu zamanlar tatildeyken hamile olduğum için havuza giremediğimi, seneye girerim artık diye düşünürken 1 senenin ne kadar uzun olduğunu ve nasıl geçeceğini düşündüğümü düşündüm.Vakit ne kadar da çabuk geçiyor. Oğlumuz artık bizimle. Şimdi de büyüse de beraber yüzsek diye hayaller kuruyoruz.







-Ağaçları seyrederken-





-Babasıyla nereye bakıyorlarsa!?-


31 Temmuz 2008 Perşembe

Yolculuğumuz vee Çınar Tatildeee!!





Sabah 4.30'da yola koyulduk Çınar, babası ve ben. Hava o kadar soğuktu ki uzun kollularımızı giydik tişörtlerimizin üstüne. Çınar'ı 2-3 saatte bir mola verip emzirdim. Sabah erkenden ilk uzun molamız Afyon İkbal tesislerinde verdik. Bize gülücükler saçarak yattı arabasında. Sonra hava yavaş yavaş ısınmaya başladı.Yavaş yavaş fazla giysilerden kurtulduk.


Karnı çok acıktığı halde sıcaktan bunaldığı için emmedi. Zaten yaklaşık bir aydır çok istekli emmiyor, bir de üstüne sıcak gelince hiç emmedi, aç aç yolculuk yaptı. Sıcaktan bunalmadığı sürece hep uyudu. Ta ki öğlen hava sıcaklığı 45 dereceyi gösterene kadar. Ana kucağının içine terletmesin diye bir havluyu kesip yerleştirdiğim halde yine de sırtı çok terledi.


Mola verdiğimiz yerde arabadan indiğimizde neye döndüğümüzü şaşırdık. Ah Ankaram güzel Ankaram diye diye klimaların bile serinletemediği tesiste Çınar'ın altını almam için yine bizi üst katta bir odaya daha doğrusu hamam mı desem havlet mi desem , sıcak ötesi bir odaya tıktılar. Klimayı çalıştırdığımız halde işe yaramadı. Ufak bir üst değişikliğinden sonra 2-3 saat arabada şarkılar, kitaplar, oyunlar derken bir türlü yaklaşamadık Bodrum'a. Bir de üstüne radara girip 200 ytl ceza yedik, tam oldu.
(-Yapmayın etmeyin memur beeeey-)

Serkan her molada " Bu son bir daha mola vermeyelim" deyip durdu ama Çınar emmediği için sürekli durmak zorunda kaldık. En son Söke otobanına girdiğimizde bağırmaya başlaadı yavru ördeğim. Sıcaktan sırılsıklam kalmıştı. Ne yaptıysam kar etmedi. Ayağımda, daha doğrusu dizimde salladım ve hafif sersemleyince emzirdim. Biraz emdi ve uyudu.


Yola çıktık ama bir türlü varamadık Bodrum'a. Güya erkenden çıkalım da sıcağa kalmayalım dedik ama bütün gün sıcağın altında yaptık yolculuğu. Tam 13 saat sürdü otele varmamız. Bodrum'a girdiğimizde kucağımda "Aaaaa hın hın var, düüüüt, köpeğim hav hav der, köpeğim benden ne ister, kırmızı balık göööldeee...." sesleriyle otele kadar zar zor oyaladım. Otele gittiğimizde aç, terli ve sırtınına kadar tuvaleti geçmiş vaziyetteydi.


Yavrum benim yine de o kadar akıllıydı ki, bizi son ana kadar üzmedi. Çok dayandı ama ne yapsın çok sıcaktı. Sıcaktan bunalınca da oyuncaklarıyla konuştu durdu. Eee, eee, aaa, aaa....diye. Kimbilir, belki bizi şikayet etti.


Odaya girer girmez hemen Çınar'ı soydum. Kollarını açarak, kendini öyle bir bırakmıştı ki yatağa görülmeye değerdi. O bile yatağa kendini atınca rahatladı. Hemen ılık bir duşa soktuk oğluşumu. Mutluluktan çıldırdı fındığım. Sonra da onu havuz kenarında ana kucağına yatırıp havuza girdik, bir yatışı vardı ki efe gibi. Ohh be tatildeyim der gibiydi.

(-"Kızlar da güzelmiş haa. Babamla beraber keselim şu kızları"-)
Akşam yemeğini hiç söylemeyim zaten. Yemeği nasıl aldığımı, bir lokma yiyip de nasıl odaya gittiğimi bilemedim. Şu an açlıktan ölmek üzereyim. Gece yemeğini bekliyorum. Yemekten sonra Serkan odaya geldiğinde tatilimizin renginin nasıl olacağını anladık. Yarısından çoğu odada.




Güzel haber; şansımıza daha doğrusu ricamız üzerine tam havuzun önündeki evi vermişler bize. Böylece odaya kamerasını kurup, o uyurken biz havuza girebileceğiz. 11'den önce de beraberiz zaten. Bakalım yarın ilk deniz keyfi nasıl geçecek.


Kötü haber ise; sanırım dişimiz çıkıyor ve ishalle birlikte akşamki mızmızlanmasının sebebi de bu anladığım kadarıyla. Sol alt dişlerinden biri patlamak üzere. En korktuğum şey başıma geldi. Tatilde diş çıkarmaya başladı!


(-"Yafu daha önce neden getirmediniz beni buraya?"-)

Şimdi ilk günden sonunu tahmin edebildiğim tatilde tek istediğim bir an önce yazlığa, sonra da evimize kapağı atmak. Zaten neden arabayla geldiğimizi halen anlayamadık. Neden kimse bizi uyarmadı acaba? Çocukla 800 km yola arabayla çıkılır mı hiç? Otele gelir gelmez benim ve Çınar'ın uçak biletini ayırttık hemen. Çınar tekrar aynı sabırı gösterir mi bilemem ama sanırım ben aynı sınavı bir daha veremem.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Hoşçakal Ankara

Bu sabah saat 3.30 gibi kalkıp erkenden yola çıkıyoruz. Önce Bodrum'da bir tatil köyünde 3 gün çocukla tatile gitmek kahramanlık mı değil mi onu deneyeceğiz, ardından da Didim'e yazlığa gidip "Ohhh be en rahatı yazlıkmış." diyeceğiz.

Yazlıkta destek kuvvet olarak anneanne ve dedemiz olmayacağı için biz de Didim'e babaannemiz ve halamızı götürüyoruz yanımızda. Ama önce Bodrum'da yalnız başımıza ufak bir deneme yapacağız.

Yine de ben oğluma güveniyorum. O beni üzmeyecek ve tatilde bizimle birlikte keyif çatacak.

Biraz endişeli, biraz mutlu çıkıyoruz yola. Hoşçakal Ankara!!!

28 Temmuz 2008 Pazartesi

İşte Başlıyoruz!


Bugün öğlen kilo kontrolü için doktora gittik. Giderken uykusu olduğu için her zaman olduğu gibi arabaya biner binmez uyudu. Dönüşte ise arabaya biner binmez ağlamaya başladı. Ama ne ağlayış. Hiç yapmazdı böyle. Ayaklarıyla ana kucağına öyle bir dayanmış ki gövdesiyle köprü yapıyor. Aç da değildi. Sanırım bir sıkıntısı var diye düşündüm. Serkan yolun kenarında durdu. Ben de onu arabanın içinde kucağıma aldım, oturttum. Aaa bir anda sanki o ağlayan o değilmiş gibi sesi, soluğu kesti. Kafa bir o yana , bir bu yana yoldan geçen arabaları seyretmeye başladı.


"İşte başlıyoruz!" dedim babasına. Çünkü aynı şeyi dün de yapmıştı ve aç olduğunu düşünüp emzirmiştim ve giderken uyuyakaldığı için ağlaması kesilmişti. Anladım ki arabada giderken kucakta oturmak istiyor.


"4 ay 10 günlük oldum ve artık kimse bana istemediğim birşeyi yaptıramaz, yaptırırsa da ağlarım" diyor artık. O anda gerilere gittim, bir sürü engelli öğrencimin anne, babası geldi gözümün önüne. Ben yıllarca velilerime hep söylediğim şeyi kendim yaptım ve sanırım bundan sonra da bunu engellemek zor olacak diye düşündüm. Çünkü doğrularla duygularla karışıyor birbirine gönlünün en zayıf noktasında. Duygular ağır basıyor. Onun ağlamasına dayanamıyorum, üzülüyorum, kendimi kötü hissediyorum.


Ama olmaz, bildiklerimden şaşmayacağım. Bir kere bunu yapınca, ağladığında sırf o istedi diye, istemediğim birşeyi yapmayacağım. Bir kere, hep kınadığım, arabada çocuklarını kucakta taşıyan anne babalardan olmak istemiyorum. Bunun ötesinde bir, iki, üç derken bunu tüm davranışlarına genellemeye başlayacak. Her istediği şey için ağlayan bir çocuk haline gelecek. O yüzden onu seviyorsam ve doğruları da biliyorsam, onu kuralları olan bir dünyaya getirdiysem, kendim ve onun için doğru olmayan şeyleri sırf ağladı diye yapmayacağım. Sınırlar ve kurallar olduğunu şimdiden öğrenmesi lazım. Arabada ağladığında dikkatini başka yöne çekerek de mutlu olmasını -belki daha çok çaba sarfetmem gerecek ama- yapacağım. Kendime söz veriyorum.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Bu sabah...





Bu sabah saat 7.30 da uyandıktan sonra babası onunla oynayınca uykusu iyice açıldı. Beşiğinde uyumadı, ben de onu yanıma aldım. Yastığıma koydum.

Önce bir elini bir yanağıma, sonra diğerini diğer yanağıma koyup tuttu yüzümden yumuşakça. Sonra yüzünü yastıkla benim yüzümün arasına koydu. Nefes alamayacak diye başımı geri çektim ama o yüzünü yine bana doğru getirip, yanağımla yastığın arasına sokuldu iyice. Uyudu...

O kadar güzeldi ki, uyanacak da pozisyonunu değiştirecek diye nefes bile almadım. Sonra ben de uyumuşum o yumuşak eller, yanaklar yüzümde. Öylece 2 saat geçmiş. Hiç uyanmak istemedim bu sefer.

Yine yapalım anneciğim yine...

Artık dönüyorum




Çınar yüzüstünden sırtüstüne sonunda döndü.2 gün önce yüzüstü koyduğumda önce kendini yana sağ kolunun üzerine attı, sonra ciddi bir performans sergileyip döndü. Ben sevinçten bağırınca da yüzüme "Altı üstü döndüm yafu" der gibi baktı bir de. O günden beri tekrar denememişti.



Bugün yere koyduğumda saniyesinde döndü çokoprensim. Hem de hiç zorlanmadan.



Sıra tam tersinde. Aslında ilk olarak onun üzerinde çalışmaya başlamıştı. Her sırtüstü yattığında yana döner ama tam olarak dönüşü tamamlayamadığı için sırtüstü yatmayı tercih eder. Onu yapamıyorum bari diğerini yapayım diyip pes etti sanırım.

25 Temmuz 2008 Cuma

Bu aralar....





Bu aralar Çınar emerken bir eliyle yüzümü inceliyor. Ağzıma, burnuma, çeneme, yanaklarıma dokunmayı çok seviyor. Arada eli yanaklarımdayken kafasını çevirip bana bir gülücük fırlatıp tekrar emmeye devam ediyor. Elini yüzüme getirmeden önce kolunu geriye doğru iyice açıp, hedefe odaklanıyor, sonra pat diye elini yüzüme yapıştırıyor. Birkaç gündür doğrudan elini uzatmaya başladı.


Bu aralar Çınar banyodan sonra uyuduğu öğle uykularını deliksiz uyuyamıyor. Sıcaklardandır diyorum. Ama sıcaklar yüzünden ayağımda sallamaya alıştı sanki. Uyanınca tekrar uyutmak için birkaç kez sallamıştım, şimdi hep onu istiyor.



Bu aralar Çınar emmek istemiyor. Açlıktan ölse de emeceği zaman ağlıyor. Ben de önce onu ayağımda salıyorum, biraz sersemleyince doğru memeye. Lıkır lıkır emiyor.


Bu aralar Çınar yabancılamayı öğrendi. Gittiğimiz evlerde ilk önce ağlıyor sonra alışıyor. Onu kucağına alan yabancı kişilere ağlamaya başladı. Ama bu benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü bana gelince susuyor.

Bu aralar Çınar kucakta oturmaya bayılıyor. Nereye bakacağını şaşırıyor. Hacıyatmaz gibi kafasını sallaya sallaya etrafaki nesneleri inceliyor.


Bu aralar Çınar kendisinin mıncıklanarak sevilmesini istiyor. Hemen kıkırdamaya başlıyor.


Bu aralar Çınar babasının kucağında gezerken uyuyor (Hiç onaylamasam da!). O kadar çok kucakta durursa sonu uykudur tabii.


Bu aralar Çınar'ın en sevdiği oyuncak evin uçuşan perdeleri. O kadar oyuncağın yapamadığını rüzgarda uçuşan perde yapıyor. Heyecanla onu izlerken kendinden geçiyor.



Bu aralar ben daha mı çok kilo aldım ne. Süt yapsın diye yemediğim kalmadı. Doğuma kadar kilo almayıp da doğumdan sonra 8 kilo alan başka kimse var mı acaba?


Bu aralar, bu aralar... Bu aralar hava çok sıcak ve deniz beni çağırıyor.

Romantik Yemek

Geçen akşam 5. Geleneksel Köşebaşı Restaurant Evlilik Yıldönümü Yemeği için mekanımızda yerimizi aldık. Daha doğrusu başka birdeyişle 2. Geleneksel Unutulan Evlilik Yıldönümü Özür Yemeği :)) Babası tv karşısında dondurmasını yerken biz oğlumla kutladık önce evlilik yıldönümümüzü. Sonra 365'e gidip babamıza güzel bir hediye aldık. Eve gelip onu verdik, sevindik, üzüldük.

Ertesi gün her sene kurduğumuz "Bir dahaki seneye 3 kişi geliriz inşallah" fantazimizi gerçekleştirmek üzere tuttuk Köşebaşı'nın yolunu. Her sene evlilik yıldönümümüzde gider yemeğimizi yer, şarabımızı yudumlarken garson hep aynı şeyi söyler. "Seneye 3 kişi bekleriz efendim". Biz de "İnşaallllaah" diyerek hayal kurardık hep.

Bu sene sırf fantazimizi gerçekleştirmek için gittik yine yemeğe. Yoksa Burcu'larla gidilen o yemekten sonra çocukla restauranta gitmenin ne kadar zor olduğunu tecrübe edip bir daha niye gidersin ki.

Çok da kötü değildi aslında. İlk önce akıllı uslu durdu Çınar'cık. Sonra acıktı ve başladı mızmızlanlamaya. Yine her gittiğimiz yerde olan sıcak ve küçük odalardan birine tıktılar bizi "Burada emzirin" diye. Çınar bir yandan etrafı seyredip emmeyi reddederken, bir yandan kolumu koyacak yer bulamadığım için havada kolum ağrıya ağrıya emmesi için onu zorlarken, üstüne sıcak da eklenince kan ter içinde çıktık odadan. Biliyordum ki biraz sonra tekrar ziyaret edeceğiz orayı. 10 dk sonra babamızı masada bırakıp odada yerimizi aldık ki şansımıza hava kararmıştı ve Çınar farklı bir yerde olduğunu anlamadı. Bu sefer de uzuuun uzuuuun, uyuya uyuya emdi. 20 dk sonra zorla memeden çekip indim aşağı. Gittiğimizde Serkan yemeğini yemiş, içkisini bitirmiş ,hatta bana salata bırakmamıştı can sıkıntısından.

Çınar'ın uyku saati gelmişti bu sefer. Karnı tok ama uykusu var vaziyette mız mız mız mıııız. Bir yandan şarkılar söyleyip, bir yandan çıngırağını sallayarak, bir Serkan'da bir benim kucağımda, bir ana kucağında nasıl yediğimi bilemedim. Bu arada herkes ağır ağır yemeğini yerken bu şarkı söyleyip, zıplayan tiplerin ne işi var burada der gibi bakıp duruyordu bize.

En son garson gelip de "Meyve, tatlı ne yersinizi efendim?" diye sorunca "Tek istediğimiz hesap" diyip kendimizi hemen arabaya attık.Çınar arabada uyudu ve biz de "Yemek bizim neyimize" diyerek seneye yine aynı mekanda Çınar koşturup dururken, onun peşinde nasıl bunun gibi romantik! bir yıldönümü yemeği yiyeceğimizi düşünerek eve koyulduk.

22 Temmuz 2008 Salı

Ata'ya ilk bakış!!!

Posted by Picasa

21 Temmuz 2008 Pazartesi

4 Aylık Oldum



4 aylık kontrolümüz için doktorumuz Dr. Emel Atmaca'ya gittik. Tüm muayenelerimiz iyi çıktı. Artık Çınar yavaş yavaş yabancılamaya ve daha bilinçli tepkiler vermeye başladığı için benim kucağımda muayene etti doktor onu. Doktora giderken genelde çok mutlu oluyorum. Her ay doktora gitmek demek, oğlum 1 ay daha büyüdü demek olduğu için heyecanlı gidiyorum. Acaba kaç kilo aldı, boyu ne kadar uzadı, gelişimiyle ilgili neler söyleyecek diye merak ediyorum.. Babası da benim gibi gittiğinde doktorun odasından ayrılamıyor bir türlü.

Bu sefer giderken hem heyecanlı hem gergin gittim. Çünkü Çınar'ı ev terazindde tarttığımızda düşük kilolu çıktı. Öyle çıkmasını da bekliyordum çünkü kendileri çok meraklı. Bu yüzden doğru düzgün emmiyor. 1-2 fırt çekip kafayi arkaya doğru atıyor ve lambayı, tavanı, eşyaları izliyor. Hele ki yabancı bir evde ve etrafta konuşan insanlar varsa yandık. Mümkün değil emzirmem. Etrafı izlemeyi karnının doymasına tercih ediyor sıpa. 1 aydır geceleri de sabah saat 6-7'ye kadar uyuması da bunun üstüne tuz biber oldu. Ben de fırsat bilip 3 ayın acısını çıkardım ve uyudum :))

Geçen ay doktora 1 hafta geç gitmiştik ve bu 3 haftada tahmin ettiğim gibi sadece ve sadece 330 gr almış bizim fındık. Çok moralim bozuldu. İdrar tahlili yaptı, acaba idrar yollarında enfeksiyon mu var diye. Temiz çıktı çok şükür. Bunun beklenen birşey olduğunu, genelde bu ayda çocukların daha az kilo aldığını, memeye bağlılığın azaldığını söyledi. Kilosu gayet iyi ama her ay en az 1,200 kg alan çocuk bir anda dörtte bir oranında kilo alınca doktorun da, bizim de hoşumuza gitmedi tabii. Serkan'ın da benim de suratlar düşünce doktor bizi rahatlatmaya çalıştı ama nafile. Doktorumuz ek besine hemen geçmeye karşı olduğu için bir 10 gün daha gözleyecek. Yapacaklarımız:

Geceleri bir kez kalkıp emzireceğim.

Sessiz ve loş ortamda emzireceğim. Dikkatini çekecek şeyler bulunmayacak.

Ben yediklerime daha çok dikkat edeceğim çünkü Çınar daha az emdiği için sütüm azaldı.

Yavaş yavaş günde 1-2 çay kaşığı yoğurt vereceğim ki ek besinlerin tadına alışsın.

Biz yemek yerken o da sofrada bizim kucağımızda oturacak, bizi yemek yerken izleyecek ve yoğurdunu yiyecek. Böylece yavaş yavaş yemek yemeye adapte olacak. Zaten en büyük zevklerinden birisi yemek yerken kucakta oturmaktı, şimdi izin çıktığına göre kucaktan hiç inmeyecek.

Doktor eğer anne sütü yeterli ise ek besinlere 6 aydan önce başlamayı tercih etmeyenlerden. Ama bunu 10 çocuktan 1'inde görüyorum dedi. Genelde çoğusunda bu aylarda başlamak gerekiyormuş.

Son 1 ayda Çınar daha da farklılaştı. 4. aya doğru daha bilinçli tepkiler vermeye, çıngıraklarını ses çıkarması için sallamaya, oyuncaklarını iki eliyle tutup ağzına götürmeye, yatağının kenarındaki koruyucuları kendine doğru çekip emmeye, soluna doğru dönmeye, yüzüstü yattığında kafasını kaldırmaya, etrafında olan biten herşeyden zevk duymaya başladı ve aguların yerini konuşma benzeri sesler aldı. Alışveriş merkezine gidince arabasında yatmak yerinde kucakta gidip etrafı seyretmek istiyor. Kafasını bir o yana, bir bu yana hacı yatmaz gibi sallaya sallaya, herkese gülücükler saça saça gitmeye bayılıyor. Mağazaların ışıkları çok ilgisini çekiyor. Bu ayın en büyük gelişmesi bence arabada kullandığımız ana kucağının bel desteği ve kafa korumalıklarını çıkartmamız oldu. Sanki bir üst aşamaya geçmişiz gibi hissediyorum, oğlum büyüdü ve artık ana kucağına sığmıyor.



Çınar'ın ayakları sürekli soğuk oluyor. Bu normalmiş, terlediği için olurmuş. Çorap giydirmeme gerek yokmuş. Sterilizatör alayım mı diye sordum. 4.aydan sonra önermiyoruz dedi. Vücudu mikroba alışsın, bağışıklığı kuvvetlensin dedi. Onun biberon ve kaşığını ayrı bir süngerle yıkayıp, iyice durulamamı önerdi.

Bakalım 10 gün sonra kilo artışımız ne durumda olacak. Ben bu durumdan pek ümitli değilim, hala az emiyor. Tek artısı geceleri emzirdiğimde uzun emmesi oldu. 1o günü dört gözle bekliyoruz.