28 Haziran 2010 Pazartesi

Başa mı döndük ne?

Nedir şimdi bu?

27 aydan sonra herşey bir anda başa dönebiliyor mu? Dönem dönem geri dönüşlerin yaşanmasını bekliyordum da bu kadarını değil.
Biraz önce Çınar'ı ayağımda sallarken aklımdan bunların hepsi birer birer geçti. Evet evet ayağımda salladım.
27 ayda ayağımda sallama sayım iki elin 10 parmağını geçmezken uyumayı reddettiği için çareyi sallamakta buldum. Uyuması 5dk bile bulmadı.


1 haftadır geceleri o kadar mı sık uyanılır? Dün gece 4'te yatmıştım. O saate kadar olan uyanmaları zaten ayakta olduğum için rahatsız etmemişti ama 4'te yatıp da sabah saat 6'da hala uykuya dalamamış olunca koymaya başladı.
Hep dişe veriyorum herşeyi. Sanırım yine diş.

Uzun zamandır geceleri bez bağlamıyorum. Birkaç kez gece kaldırdım artık kaldırmıyorum da. 12 saat kadar çişini tutabiliyordu ya da gece beni uyandırıyordu çişi gelince.
Bu sabah altına yaptığı için ağlayarak uyandı. Yine dişinden dolayı uyuyamadığı için çok derin bir uykuda geldiğini düşünüyorum.

Ben uykuya sabah 6.30 da geçebildim. yani herkesin uyandığı saatte. Çınar 10'da uyandı , ben 1. de. İnanamadım günün yarısı yatakta geçti. Hala kendime gelebilmiş değilim.

Yemeklerini yanağında bekletmeye başladı. Yemek yemesi 1,5 saati buluyor. Bakıcı ablamız ve ben de yiyeceklerini küçük parçalara bölmeye başladık. Yoksa 1,5 çarpı 3 = 4,5 saatimiz günde yemeğe harcanıyor.
Hem onun yararına hem de benim psikolojim açısından alışır malışır demeden eziyorum iri parçalı yemekleri napiiiiim!!!! Yoksa yemek saatleri tam bir işkence.

Eee tekrar soruyorum nedir bu şimdi? 
Ben terzi miyim kendi söküğümü dikemiyorum.
Neden bitti derken baştayız?

25 Haziran 2010 Cuma

5-6 saat daha istesem arsızlık mı ederim?



İşe tekrar başlamama 10 gün kadar kaldı. Araya anne-baba-çocuk üçlüsü olarak gideceğimiz bir tatil programı sıkıştırmamız lazım. Ama yapacak o kadar çok işin arasında tatile nasıl çıkacağız bilemiyorum.

Gündüzleri evde zamanımın bir kısmını çalışarak geçiriyorum ama asıl geceleri benim oluyor. Herkes uyuduktan sonra-takribi 12 civarı- ev sessizleşiyor. Ne tv sesi, ne insan sesi. Sadece mevsime inat sürekli yağan yağmurun kokusu ve camdan gelen serinlikle çalışıyorum. Uykum gelse de zorluyorum kendimi. Çünkü seviyorum gece çalışmayı. 3 gibi yatıyorum.



Sabah Çınar kahvaltısını yaparken ben uyuyor oluyorum ama kendimi suçlu da hissediyorum. Sanki Çınar'ı başkasına emanet edip keyif yapıyormuşum gibi hissediyorum. Ama bakıcı ablamız ile evde beraber olmak her zaman ele geçmez. Ben de 2 senenin acısını çıkartıyorum. Bahanem de var: Napıyım gece çalışıyorum :))

Çınar bu aralar kartlı oyunlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyor. Özellikle eşleştirme kartlarıyla aynı nesne resimlerini eşleştiriyoruz. Hayvanlarla yavrularını eşleştirme kartlarımız, ilişkili nesne kartlarını birleştirme oyunlarımız vaktimizin çoğunu alıyor.

Bir de Lego Duplo serisinin Construction Site ürününü çok sevdi. Takıyor, çıkarıyor, insan figürlerini konuşturuyor, inşaat yapıyor. Bazen bizimle, bazen yalnız başına takılıyor.

Bunların dışında şu linkteki renk eşleştirme kartlarını indirdim laminasyon yaptırdım. Sadece eşleştirme yapıyoruz ama isimlerini vermiyorum henüz. Bir tek kırmızıyı biliyor zaten. Onu da ben öğretmedim; kendi kendine öğrenmiş. Şimdilik 3-4 ay daha renk öğretmeyi düşünmüyorum.


Dün hem Çınar hem benim için bol misafirli ve eğlenceli bir gün oldu. Akşam iş çıkışı Burcu Arda'yı kapıp geldi. Bol bol zıpladılar, kikirdediler. Arada kavga ettiler, sonra unutup tekrar oynadılar. Bir ara sakin sakin masada resim yaptılar. Tam o gitti diye üzülürken 10 dk sonra bir baktık Sibel kapıda kucağında Emre'yle. Ne güzzeeell. Çınar sevinçten coştu.


Genelde lego oynadılar. Arabalarına çivilerden park yapıp, park ettiler. Birbirlerine patlamış mısır yedirdiler :))) Aslında Çınar yedirdi. Çünkü hala 12,5 tan 15 (şu anda tek azı ve 2 köpek dişi patlıyor) çıktığı için mısır sert geliyor prens beye. Çok nazikiz çok.



Çalışacak,okuyacak o kadar çok şey varken, evdeyken evle ilgili yapmak istediğim pek çok şey varken, bol bol fotoğraf çekmek isterken ve bir de Çınarişkomla gezmek, eğlenmek, oynamak isterken nerden başlayacağımı bilemiyorum.
Aşk-Memnu finalinin ardından ufak bir değişiklikle noktalıyorum.
Sermin kaçar!

23 Haziran 2010 Çarşamba

"Çocuğun yediği helal, giydiği haram"mış!!

Merviş ve Ayça beni mimlemişler. Ayça bir akşam gelip, sırıtarak "Seni mimleyeceğim hadi cevaplama bakalım" diye beni tehdit etmişti. Artık iş başa düştü :P Buyur Ayçam.


1)Nasıl giyidiriyorsunuz?

Rahat ve ince. Kendim kalın giyinmeye gelemediğim için bebekliğinden beri kendim nasıl giyiniyorsam Çınar'ı da kendi vücut ısımı baz alarak giydirdim. Kışın da dahil.


Şimdilerde uzun pantolon giydirmiyorum, bunalmasın diye. Genelde şort, bermuda üstü kolsuz, ya da ince kısa kollu tişört. Yazın favorilerim arasında tek parça tulumlar geliyor.

Evde genelde kilot-atlet ya da sadece kilot şeklinde geziyor :)) Evimiz fazla sıcak oluyor.


Bir de benim çoraba alerjim vardır. Daralırım. Mümkün olduğu kadar evde Çınar'a kışın çorap giydirmiyorum. Alışşın yere çıplak basmaya diye.

Yazın zaten çoraplar dolaptan hiç çıkmıyor.

Bazen ayakkabının cinsine göre ayağını acıtmasın diye giydiriyorum.

2) Marka mı, pazar mı , semt butiği mi...? Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?

Özellikle marka olsun diye değil ama modellerini gerçekten çok sevdiğim için bir de gezip nerede, ne var diye bakmaktan pek hoşlanmadığım için doğruca gider alırım.


Tercihlerim Zara, Gap, Mothercare, Smyk ve denk gelirsem C&A. Bir de Mckays diye fabrika satış mağazalarında ya da sosyete pazarlarında satılan bir marka var. Onları da denk gelirsem alıyorum. Çok kaliteli ve modelleri çok güzel.

Mothercar'de artık bizimkilere göre çok güzel şeyler bulunmamaya başladı. Ama tek parça tulumlar 36 aya kadar oluyor. Hemen bittiği için sezon başında hemen alıyorum. Bu sene de öyle yaptım. Zira dediğim gibi anında bitti.
0-36 aylık çocuğu olanlara ısrarla tavsiye edeceğim tek giysi bu tutumlar. Müthiş rahat hem anne hem çocuk için.





Ayakkabılar ise Nike alıyorum genellikle. Bu sene Strike Ride'lardan aldım ama biraz dar geldi sanırım. Kalıpları dar onların.

Crocs ise favorim. Çok rahat etti.


3)Haftada 3-5 defa camaşır döndüren makina canavarlarının cicilerini ütülüyor musunuz?

Küçükken daha titizdim bu konuda. Ama şimdi bakıcı ablamız ütülüyor hepsini. O olmasa yapar mıyım? Emin değilim.

Hafta sonları çamaşır askısından alıp giydirdiğim çok oluyor. Çok kırışık olmadığı sürece sorun değil.

4) Terlik mi, sandalet mi?

İkisi de. Crocs'unu terlik olarak kullanıyor genelde.

Sandalet de gezmeye giderken falan giydiriyorum.

5) Şapka sorun mu? Nasıl çözüyorsunuz?

Yok. Sağolsun Çınarişkom itiraz etmez şapkaya.

Hatta ben unutursam kendisi söyler "şapka tak" diye.




6) Mayo kullanıyor musunuz? Öneriler?




Evet. Mothercare'in mayolarını seviyorum. Bu sene tuvaletini söylediği için dar, boxer tarzı mayolardan almıştım ama 24-36 ay büyük geldi.

Ben de geçen sene aldığım su sızdırmayan mayosunu giydirdim. Hafif küçük gelse de yine de idare etti. Amaç kapatmak olunca işe yaradı işte :)

Onları pek sevmiyorum aslında. Çünkü suyu iyice emdiği için kurumak bilmiyor.

Zaten çocuklara 2 tane mayo almak lazım. Islak kalmamaları için.

Burcu Kipa'nın mayolarını tavsiye etmişti. Gidip bakamadım. Bulursam onlardan alacağım.


9 Haziran 2010 Çarşamba

Güne Merhaba


Ben evimi, Çınar babasını, bakıcı ablasını ve oyuncaklarını özlemiş. Didim'deyken hiiiç babasını sormayan yazlıkçı ördeğimin babasını özlemediğini düşünmüştüm.
Havaalanında onu gördüğünde, bacaklarının önünde kafasını eğip durdu ve babasının tepki vermesini bekledi. Babası da tepkisiz gülümseyerek durdu. Sonra üzgün üzgün kafası eğik, elleriyle oynamaya başladı. Babadan gelen "hadi sarıl oğlum" tepkisiyle ona bir yapıştı pir yapıştı. O andan beri yapışık geziyorlar.

Beni istemiyor, sürekli bana "anne giiiiiiiiit" diyor ve babasıyla oynuyor. Ben de bu durumdan pek şikayetçi değilim açıkcası.

Döndüğümüzden bu yana biraz agresif takılıyor. Agresifliği tatil dönüşü olduğu için desem evde olmaktan da müthiş keyif alıyor. Anlayamadım. Oyuncaklarını o kadar özlemiş ki birini alıyor, öbürünü bırakıyor. Yarım saatte 6 oyuncak birden değiştiriyor.
Acaba diyorum hala çıkamayan dişlerden mi? Azı dişi 3 aydır mor bir şekilde çıkmayı bekliyor.



Bir diş hekimi komşumuza dişlerle iglili kendi doktorumuza sormayı unuttuğum şeyleri sordum. Mesela hala neden 12 dişi olduğunu sordum.

Halk arasında söylenen şeyin doğru olduğunu ne kadar geç çıkarsa o kadar geç kaybedeceğini söyledi. 3 yaşına kadar yolu varmış. Endişelenecek birşey yokmuş.

Fırçalama ve diş macunuyla ilgili öğrendiklerimse şöyleydi. İlla 3 kere fırçalamaya gerek yokmuş. Yatarken ve sabah kalkar kalkmaz fırçalamanın önemli olduğunu, ama bisküvi ve çikolata gibi şeyler yedikten hemen sonra fırçalanması gerektiğini söyledi. Biraz daha büyüdükten sonra günde 3 kez fırçalamalıymışız.
Diş macunu yutmak çok da sorun değilmiş. Zaten onlar için üretilen macunlar yutulabilir özellikteymiş.


Geçen oyun oynarken yemeğe çağırdım. Arka arkaya pek çok defa söylemişim olacağım ki Çınar'dan gelen şu sözlerle birden çarpıldım.
-Yaaa anne bi şuş yaaa, bi şuş yaaa!!!! Oyun oynuyoyum!!!!
Anladım ki artık o bir bebek değil. O bayağı bayağı bir çocuk. Bana itiraz eden, kendi fikirleri, mantığı, planları olan...
Halbuki Ayça ile anaokulu araştırmalarımız sırasında Demir ve Çınar önlerinden geçen çocuklara şaşkın şakın, ağızları açık bakarken ne kadar da küçük görünmüş, anaokuluna gönderme konusunda kafamda "acaba" baloncuğunun belirmesine neden olmuştu.
Bu baloncuk aldığım bu cevapla bir daha gelmemek üzere söndü.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Chokella




16 yıldır her dönüşümde üzülmüşümdür ama bu sefer daha bir koyuyor sanki. Bu sefer Çınar acısını çıkardıgı için midir yoksa o mutlu oldugu için ben daha da mutlu oldugum için midir bilmem ama kaç gün kaldıgını saymak bile istemiyorum.

Ankara'dayken evden dışarı cıkmak icin yarım saat dil döktüğümüz küçük beyefendi burada eve girmiyor yine.
Bir bakıyorum bir komşu almış Çınar'ı götürüyor, bir bakıyorum başka birisiyle geliyor. Burada toplu yaşıyormuşum hissi oluyor bende. Ben seviyorum ama Çınar önceleri hiç sevmedi. Şimdi de bunu kullanıyor cüce.

Kendisine ilgi gösterilmesinden pek hoşlanmaz, özellikle yabancılarla ilk karşılaştığında kafasını nereye sokacağını şaşırır ya da birden bir çığlık atarak tepki gösterir. İşte tam da bu noktayı Çınar kullandı burada. İlk başta birden bağırınca anneanne, dede, konu, komşu kim varsa güldüler. Bu sayede çığlığın volümü yükseldi ve sıklaştırdı. Ben ne kadar bu davranışı söndürmeye uğraşsam da, annemleri kontrol etsem de komşulara ayıp olur diye "Gülmeyin, tepki vermeyin" diyemiyorum.

Bir de yemek sırasında her gören "Çınar ne yiyorsun, aaaa yemek mi yiyorsun, yemezsen ben yiyeceğim" türünden laflar edince Çınar güzel güzel yiyorsa bile hooop ağzındakini çıkardı. Ben de sıcakta evin içinde yedirerek çare buldum bu duruma.

Abant'a iş gezisi olduğu için kalabalık bir grup gitmiştik. Masanın başında oturan ve kaplumbağa hızıyla yiyen esas oğlanın yanından geçen 40 kişinin 40'ı da "Hadi yemeğini bitir bakiiiim, Aaaaa bitirmedin mi?" dedi. Çınar bu yüzden 3 gün aç yaşadı. Bu nasıl bir psikolojidir anlamıyorum, anlayamıyorum.

SONUÇ:

Neymiş? Yemek yiyen çocuk görünce yokmuş gibi davranacakmışız.

28 Mayıs 2010 Cuma

Denizci



-Anneee döjüme havuj kaçtııı!!(gözüme havuz kaçtı)


Bilinçli olarak denize girdiği ilk deneyimin spot cümlesi.

Ne yapıyoruz?

Çınar: Sürekli ama sürekli konuşuyor. Etrafımızdaki bütün komşuları çenesiyle bıktırdı. Cidden ama, insanlar bıktı.

Bu akşam karşı komşuyu uzun bir süre

*şen napiyo şen?

*nemoo(memo) şenin adın ne?

*şen nemane yiyoşun (neler yiyorsun),

*ben yuk-aşaaa indim, tendim indim. (yukarıdan aşağı indim)

cümle kalıplarının sırayla 10000 kez tekrarlanıp araya yeni cümleler, yeni sorular ekleyerek Çınar'ın mütemadiyen, nefes almadan soru sorup birşeyler anlatması sonucu adamcağız " Yaww siz bunu susturdunuz, hiç konuşturmadınız da çocuk patlıyor mu şimdi" diye bıkkınlığını dile getirdi. Konuşacak şey bulamadığı zaman "şen napiyo şen" diyor.SÜREKLİİİ!!!

Bunun dışında hortum tam gün mesai yapıyor. Sulanmadık yer kalmadı.

Açık hava çarpmış olmalı ki gece (maşallah) süper güzel uyuyup, gündüzleri de nerdeyse tüm öğleden sonra uyuyor. Artık gidip uyandırmak zorunda kalıyorum.
Herşey güllük gülistanlık değil tabii. Arada sinir krizleri geliyor, bağırıyor. Bazen kimsenin kendisiyle ilgilenmesini istemiyor.Bu durumlarda isteklerini kızmadan, güzelce söylemesi için yönlendirmeye çalışıyorum ama tabii benim dışımda pek çok kişi var etrafta. Bu tür ortamlarda çok zor. Hele ki yemek yedirirken ve bu tür problem davranışlarda. Görmezden gelinemiyor ben ne kaar istesem de.

Bu sefer oyuncak getirmedim çok fazla. Sadece birkaç araba, oyun hamuru, kalem ve kitaplar. Bunun dışında oyuncağa gerek yok zaten.
Yapraklarla sıralama yapıyoruz, taşlardan büyük-küçük olanları ayırt ediyoruz, çiçekleri kokluyoruz, çilek tarlasından çilek topluyoruz, kaplumbağaları, kurbağaları canlı canlı gözlüyoruz, toprağı doldurup,boşaltıyoruz, denize taş atıyoruz, ıslak kumdan şekiller yapıyoruz ve balık tutanları seyrediyoruz.
Oyuncaklardan çok sıkıldım artık. Çocukları hazırcılığa alıştırıyormuş gibi geliyor. Tabii bazen boş boş dolandığımız da oluyor. Çınar bu arada gördüğü herşeyi soruyor.
Bu timin evi?
Bunun adı ne?
Fu ne fu?


Yarın inekten süt sağılmasını izleyeceğiz. Burada köylülerin bağa, bahçeye salıp otlarla besledikleri inekler var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedikten sonra anladım ki ben bugüne kadar yoğurt yememişim. Resmen kaymak tadında.
Bir de sabah kahvaltısı için annem Çınar'a kaymak yapıyor, bu sütten. O zaten anlatılamaz bir lezzet ve doğallıkta. Aynısı çilek için de geçerli. Şimdi Ankara'dakileri düşündükçe bize resmen çilek görünümlü sert birşey yedirdiklerini anlıyorum. Bizi kandırıyorlar!
Hafta sonu Abant gezisinde Çınar evin dışında biryerlerde kalma fikrinden hiç hoşlanmayıp tuvalete girmeyi, yemek yemeyi reddetmişti. Sürekli eve gidelim dedi durdu 2 gün boyunca. Didim'de de aynı şey olacak diye korktum ama neyse ki anneanne ve dede burada olunca ve ev ortamı olunca evimizi çok aramadı. Arada bir eve gidelim diyor ama unutuyor.
Neyse biz bir süre daha buradayız. Öbür haftaya dönüyoruz.
Gitmek için iyi bir neden babamıza kavuşacağız.
Tekrar girip yazabilir miyim bilmiyorum ama bu Çınar'ın babasına özlemini gidermesi için bir hediye olsun.





18 Mayıs 2010 Salı

Yeni Sezon


Benden geçti demek istemiyorum ama üstüme bir rehavet çöktü. Nete giremiyorum, blogumu çok boşluyorum. Yılda 1-2 kez geliyor bu yalnızlık isteği. Sonra tekrar başlıyorum.

Gerçi çok ama çok yoğunum.

İşten eve gel, Çınar'ı yıka, yemek yedir, oyna, uyut..... Sofrayı topla, dağınıklıkları topla......

Okumam gereken şeyler, çalışmam gereken bir sınav ve saat 2. Sonra uyu ve sabah aynı tempo baştan.



Çınar büyüdü, her gün yeni beceriler edinmiyor. Belki de ondan. Ne yazacağım?

Yeni becerilerimiz öğrendiği yeni kelimeler, yeni cümle kalıpları.

Bağlaçlara geçti artık. Şimdilerde herşeyin arasına "ve" ekliyor.

-Aakadaşlarıyımı göydüm ben. Demiy'i veee Ayda'yııı veeee Emye'yi göydüm di mi anneee di miiiii?

Her cümlenin sonuna "di mi anneee di miii" mutlaka eklenecek, olmazsa olmaz.

Özel bir şey isteyecekse "anneciiiim" oluyorum yoksa "anneaaaa!!!!"

Cuma'dan itibaren yazlıkçı ördek moduna geçiş yapıyoruz. Benim projelerim bitti bu yüzden işe ara verdim. Cuma Bolu'ya kaçamak ardından Çınar ve ben anneanneyle dedenin yanına gidiyoruz.
Bu sene çok daha keyif alacak biliyorum.



Akşama kadar bahçe sulayacağını ve bir leğeni doldurup içine koyduğu oyuncaklarını doldur-boşalt yapacağını şimdiden görebiliyorum.

Tek dileğim temiz hava biraz iştahına iyi gelse.
Didim'den bildirmek üzere.



30 Nisan 2010 Cuma

Gıy gıy da gıy gıy



Uyumadan önce numaralar çekmeye başladı koca ördek.
Bu akşam, uzun ve akşama kayan öğlen uykusundan dolayı uyumamak için ne mumaralar aman ne numaralar.

-Üüüüüüü işteniyon uyumak.
-Iııh -ıhhh oynaaa, anne oyun oynayacaaam
* Tamam oğlum hadi filinle uyu

-Anne fiyi öp, fiyi öp
*muck

-Anne öbüüü öp (öbür yanağı öp)
*muck, hadi uyu artık
(odadan çıkıyorum, 2 sn sonra)
-Şeeemin ben uyandım, ben uyandım Şeemin
*Uyanman için önce uyuman lazım. Hadi sabah olunca uyanırsın.
(ses yok. geri yatar ve 10 sn sonra)
-annee şuuuu
( 1 yudum içer. ben odadan çıkınca tekrar)

-anneee şuuuu
(tekrar 1 yudum içer)

-anne ayyy şu döküydüüüüüü
*olsun oğlum birşey olmaz, hadi yat

- anneee çişim deeldi, ayyyy kakam deeeldi, ayyy anne çişim deeldi
* şimdi yaptın ya tuvaletini oğluuuuuum

- anneee şuuuu
(bir yudum daha içer, ben tekrar çıkarım)

-anneeee fiyin üştü öyt (fiin üstünü ört)
(gidip filin de üstünü örtüyorum)

-annee eşeği ver, uyuşun.
(eşeğini veriyorum ve odadan çıkıyorum)

-annee eşeğe şu ver.
(bardağı eşeğin ağzına götürüp su içiriyorum :))

-ıııh ıhhh eşek işteniyon. fiyin üştü öyt
(eşeği alıp yerine koyup tekrar çıkıyorum)

-anneee ben yataaa çişş pabtım ayyyyyyyyy
*yok oğlum kuru yatak.

-baptım baaak ışlaaaak.
* yok anneciğim altına uyku kilodu giydirdim, birşey olmaz.

1-2 dk sonra
- anneeeeeeeeeeeee şuuuuuuuuuuuuuuuuu
* (gayet kızarak) aaaaaaaa uyu artık bakimmm çabuk koy kafanıııııııı

-anne çok çok şeviyon
*ben de seni seviyorum aaa uyu artık

-çok çok çok şeviyooon

sonuç: fırça etkili olur ve uyur. nihayet!!!




(AOÇ Hayvanat Bahçesi)

8 Nisan 2010 Perşembe

İki




Resmi doğumgünümüzü sonunda kutladık. Sadece aile arasında yaptık. Bizim aileler gaaayet kalabalık olduğu için -sadece- ailelerle bile kutlayınca sayıca 20'leri bulduk.
Çınar'ınkiyle beraber kuzeninin doğumgününü de kutlayıpbir taşla iki kuşu da aradan çıkarıverdik.
Çınar çoooook mutlu, çoooooook şaşkın, çooooooook heyecanlı idi. O gün bugündür her sabah "anne iii ki dooduun aç" diyip arka arkaya defalarca videoyu izleyip duruyoruz.


Sıyrılan sıtkımı bir toparlayamadım. Bir türlü internetin başına oturamıyorum. Gerçi bunun asıl nedeni vakitsizlik. Bir neden bulup da bilgisayarın başına oturmak eskisi kadar cazip gelmiyordu ama özlemişim buraları.

2 yaşımızla neler değişti:
- 12. dişimiz çıkmak için uğraşıyor günlerdir. Geç ve zor çıkan dişlerimize bir yenisi daha ekleniyor. 4. azımızı da önümüzdeki günlerde hayırlısıyla tamamlayıp uykularımıza geri dönmek istiyorum. Biraz da huzursuz ve hırçın bu yüzden.
-Yemek konusunda aynı istikrar devam ediyor. Az yiyor bazen hiç yemiyor. Bazen de şaşırtıp çok ama çok yiyor. Özellikle kendi başına yediğinde tabağını bitiriyor. 3.müz sofraya oturup hiç yemeğe odaklanmadan sohbet ederek yemek yiyoruz. O da dikkatini sohbete verince o anda yemek yerken bize katılarak çok önemli bir iş yaptığını zannediyor ve kaptırıp yiyor yemeğini.
-Uykumuz genelde düzenli. Bazen hiç uyanmıyor bazen de 2-3 kez kalkıyor.
- 4 gündür emzirmiyorum. O çok arıyor gibi durmuyor ama ben arıyorum :((
- Büyük-küçük, hızlı-yavaş, yukarıda-aşağıda, içinde, önde-arkada, sıcak-soğuk gibi kavramları tanıyor ve kullanıyor. Bunları kendi öğrendi. Renkleri kendiliğinden öğrenmesini istiyorum şimdilik öğretmeyi düşünmüyorum.
-Tam bir ev kuşu. Hadi gezmeye gidiyoruz diyince "ııh-ıhh işteniyon" diyen çocuk ilk kez görüyorum. Benim bildiğim adda diyince başı ayaklarından önde gider çocukların. Evden çıkmadan önce ikna edip giyinme faslı 45 dk'yı buluyor.
-O biiiir sevgi kelebeği. Sürekli "anne şok şeviyom" ya da " şok öjyedim" diyor. Ardından da sarılıp öpüyor :) ehe.... Çocukların korku, sevgi gibi duyguları nasıl öğrenip da somutlaştırabildiklerini hala anlamıyorum.
-Kaydırak vb. gibi cesaret gerektiren şeylerden korkuyor. Ancak yanında korkusuz bir çocuk olması lazım ki onu taklit etsin. Yoksa normalde hayatta çıkıp da kaymaz. Çok ama çok korkak.
Aslında yaptığı, yapmadığı, yapamadığı pek çok şey var.Bunlar tarihe bir not.
Bu da ufak bir anı: Bahçede bir kuş bulduk, eve getirip adını Haydut koyduk. Geçen gittiğimiz bir pet shop'ta kuşların yanında gidip onları seviyordu "aaaduuuttt, aaaduuuuttt". Genelleme bu kadar yapılır ancak!!!
Şaşkın ördeğim benim.

23 Mart 2010 Salı

2 yaşındayım

Öyle duygusal şeyler yazmayacağım bu sefer. 2 senelik anneliğimi ve Çınar'ımın Çanakkale'sine yaptığı çıkartmanın zaferini tüm yurtla beraber kutladık. Aslında bir ön kutlama yaptık. O günün önem ve mahiyetine uygun olarak hemen bir pasta alıp çekirdek aile şeklinde kutladık.

Ben taşınmanın verdiği yorgunluktan mıdır nedir, bu sene çok bir heyecan yapamadım. Daha aile efradını toplayıp kutlama da yapamadık. Bu sene arkadaşlarımızla olan doğumgünü kutlamasını yapacak hiç gücüm de yok.

O kadar vakitsizim ki, ona ayıracak vaktim ve gücüm yok. Beynimin "yapılacak öncelikli işler kısmı"nda daha evi son haliyle yerleştirme olduğu için diğer öncelikler arka sıralarda kalıp, zaman aşımına uğruyor.

2 senede ne çok şey yaşadık. Çınar gözümün önünde günbegün şaşırtı bizi. 2 yaş demek şaşırmak demekmiş onu anladım. Kah 2 yaş sendromunu yaşayıp, kah sessiz sakin takılıyor. Ama her gün, her dakika yaptığı, söylediği şeylerle bir o kadar şaşırıyorum. Resmen bizim herşeyimizi duruşumuzla, sözcüklerimizle, cümlelerimizle, kızgınlıklarımızla taklit ediyor.

Posted by Picasa
2 yaş demek şaşırmak demekmiş, terrible two değil. Bugün onu gezmeye götürdüm. Sağ elini cebine sokup, resmen erkek gibi yürüdü. Tam bir küçük adamdı. Muhtemelen birisinde gördü ve onu taklit etti.
Geçen gün hapşırdım ve gayet doğal bir şekilde "çot yaça annee" dedi. Bir yandan da elinde uğraştığı şeye bakarak. Yani onu gören 40 yıldır her hapşırana bunu söylediğini zanneder. O kadar mı kendinden emin.
Bir de beklerken "çiçek olmasını" istiyorum. Sıra alma ve bekleme 2 yaşın en önemli becerilerinden bence. Öğrenmesi gereken en önemli şeylerden birisi. Tam öğrenemese bile, yönlendirildiğinde bekleyebilmeleri lazım. Bu yüzden sıra alma, bekleme davranışlarını içeren oyunlar oynuyoruz sık sık.
Bugün alışveriş merkezindeki treni beklerken baktım kollarını bağlamış, çiçek olmuş. "Birazdan tren gelecek" dedim, ardından hemen kollarını bağlamış. "çiçet oluyom, bekliyom, anne şen de çiçet ol" dedi bana. O an oyunda öğrendiği bir davranışı güncel hayatına genellediği için çok sevindim.
2 yaş biriktirdiklerini sepetten çıkartmak demekmiş. Bugüne kadar gözlemledi ve hala da gözlemliyor. En önemli faaliyeti gözlem yapmak 2 yaş çocuğunun. Şimdi hergün, her an, her saniye biriktirdiklerini bir bir çıkarıyor sahneye.

Video evde o günün hatırına kendi aramızda yaptığımız ufak çaplı, ön kutlamamızdan.

15 Mart 2010 Pazartesi

Tebdil-i Mekan


Yeni başlangıçlar yapmak hem ne güzel hem ne yorucu. Tebdil-i mekanda ferahlık var derler ama şu anda "ferahlık" kelimesinin yerine "yorgunluk" vardır diyebileceğim. Sanırım ardından gelecek olan ferahlık olacak.

2 hafta önce taşındık. Hem iş hem taşınma bir araya gelince biraz zorladı beni.

Ama olsun güzel yine de. Herkes yerleştin mi diye soruyor. Biraz evet biraz hayır.
Mobilyaları değiştirdik bu sefer halılar uymadı. Bir kısmı diğer odalara gitti, uyan uydu uymayan yerler çıplak kaldı. Hala perdelerimiz takılmadı. Bu sebepten ötürü ev çıplak ve yerleşmemiş görünüyor. Bu durum da beni çok rahatsız ediyor.

Bundan en çok mutlu olan kişi ise Çınar. Koşuyor, zıplıyor, sürekli atılan ,kullanılmayan eşyaları torbalardan çıkarıyor sonra biz tekrar koyuyoruz.

Yeni evimize alıştı. İlk 1 hafta zor oldu. Evimize çok yakın bir camii var ve sabah hocayla beraber ezana eşlik ediyor.

Her sabah ezanı vakti ağlayarak uyanıp "annneee ayyahu ekbeyey, ayyahu ekbeyey" diye ağlıyor(-idi). Hala ara ara uyanıyor.

( 2,5 aylık bebiş Çınar. Resimleri karıştırırken görünce dayanamadım, koydum)

Kendini çeneye verdi.

Nasıl kelimeler kullanıyor, ne cümleler kuruyor inanamıyoruz. Nerden duyuyor, nerden biliyor bunları, gerçekten çok şaşırıyoruz.

Tam bir büyümüş de küçülmüş adam gibi davranıyor.

Bir işi varken ondan birşey istediğimizde "bi dakka anne" diyor. Israr edersek eğer, birden "bi dakka yaaaaa" diyerek cırlıyor.

O anda hem çok tatlı olduğu için gülüyoruz, hem de bir zamanlar bebek olan çocuk bu muydu diye hayret ediyoruz.

Bir de aniden birşey olunca " a-aaa noluyo yaaa" sı var.

Yarım yamalak konuşmalarını kaydetmek istiyorum ama fotoğraf makinem tamirde olduğu için çekemiyorum. Güzel anılar, tatlı zamanlar bunlar, hergününü kaydetmek lazım aslında.

Tuvalet eğitimimizi tamamladık. Artık her ikisini de söylüyor. Hatta dışarı çıkmışsak çok uzun süre tutuyor. Geceleri hala kilot bezlerden giydiriyorum. Hiç uyandırmadım. Şimdi 2 gündür sabahları kuru uyanmaya başladı. Bunu da böyle hallettik gibi.

3 gün sonra Çınarişkomun doğumgünü ve bu hafta sonu da memeden kesmeyi planlıyorum.

Onun alışacağından eminim ama bu konuda kendimle ilgili endişelerim var :)

9 Şubat 2010 Salı

Çalışan Anne Olmak

2 yıldan sonra tekrar çalışmaya başladım. Baktım doğum iznim fazla uzadı, artık izinimi tamamlama vakti geldi dedim.
Doğum izni mi kaldı, bebek nerede?
Dana kadar oldu ama hala bücürün teki.

Hiç bir şeye vakit bulamıyorum. İş dışında başka telaşlarımız da var şu ara.
9 çarşamba bir araya geldi yani.

Çınarişkomu çok az görmek fena koyuyor.
Akşam eve gelip, o yatana kadar onunla olamadığım zamanların açığını kapatmak ister gibi onunla oynuyorum, oynuyorum, oynuyorum. Sarılıyorum, öpüyorum, öpüyorum...

Tuvalet eğitimi güzel gidiyor sayılır. Hala söylemiyor ama tuvaletinin geldiğinin işaretlerini veriyor.
Dışarı çıkarken Çınar'ın çantasının, fotoğraf makinesinin yanına bir şey daha eklendi yükümüz azmış gibi. Adaptörümüz!!!
Dışarıda çok zor oluyor wc'ye götürmek ama bu da cabası.

İşe başlamamla mı alakalı yoksa 2 yaş sendromumuz doruk noktasında mı henüz anlayamadım ama Çınar 3-4 gündür çok hırçın.
Herşeyde kendini yere atıp, ağlıyor. Hiçbirşey işe yaramıyor.
Gözkontağı bile kurmadan, hızla odadan çıkıyorum. Bir süre ağlıyor, sonra bakıyorum tıpış tıpış geliyor :)
Pantolonu neden giydirdin, çorap giymeyeceğim, kalemi neden elimden aldım, onu neden oraya koydun?!... Herşey ama herşey kızması için bir neden.
Zaten günün büyük kısmını evde külotla geçiriyor, pantolon ve çoraba alerjiğiz bu aralar!!!

Bana eskisi kadar da sarılmıyor :( öpmüyor :(
İşe giderken arkamdan ağlamıyor :( ve :) Bu kadar çabuk alışmasını beklemiyordum açıkcası :(
Neyse aslında iyi birşey bu :((((
(Yazılar dış ses, ifadeler iç ses :p )
............Stop...............................
Posted by Picasa

26 Ocak 2010 Salı

Tuvalet Eğitiminde 1.hafta

Bir hafta önce bezimize veda edip, tuvalet eğitimimize başladık.

Aslında 3 ay önce yine başlamıştım. 2 günde bayağı da yol katetmiştik ta ki büyük tuvaletini lazımlıkta görene kadar.

"Anne gookuu" diye bacağıma sarılıp ağladığı anda bitirdim eğitimi.

Aslında beklenen birşey bu. Çoğu çocuk onu kolu, bacağı, ciğeri gibi vücudundan bir parça şeklinde düşünüp ayrılmak istemiyor ve lazımlığın içinde görünce korkuyor.

Neyse ki bizde ayrılmak istememe yaşanmadı.


Geçen hafta akşam ona artık bez takmayacağını, sadece uyurken bez takacağını söyledim. Tuvaletin sadece klozete ya da lazımlığa yapıldığını anlattım. Bir de tuvalet eğitimiyle ilgili bir kermesten aldığım bir kitap vardı, onu okudum ona.

İlk başta çok garip geldi ona ve akşam saat 6'dan 8.30'a kadar her 10 dk'da bir pantolonuna çiş yaptı. Ben pantolonunu yıkayıp, asıp, yeni pantolon giydirene kadar yenisini yapmış oluyordu. Bir türlü lazımlığa gitmeye fırsat kalmadı.

Normalde bu kadar sık yapmaz tabii. Değişik bir durum olduğu için bilerek yaptı kendileri :)

Ertesi gün daha seyrek olmakla beraber yine bir dolu pantolon değiştirdik. Ama o günün asıl skoru 2'ydi. 2 kez lazımlığa denk getirmeyi başarabildik.


Zaten önemli olan lazımlığa ilk denk getiriş, sonrası daha kolay işliyor.

Çünkü lazımlığa yaptığında eline çıkartma yapıştırdım, kapıya bir kağıt astım ve gülen çocuk çizdim.
Lazımlığını klozete kendisinin boşaltıp, ardından sifona kendisinin basmasına izin verdim ki sifona basmaya bayılıyor. Ennn önemlisi ise sifonu çektikten sonra çişiyle vedalaşma faslı oldu. Beraber el sallayıp, hoşçakaaaal demek lazımlığa oturması için bir sebep oldu.

Bir de tuvalet kağıdıyla pipisini silip, ardından ellerini yıkama fikri de çok hoşuna gitti tabii.

2. günde 15 dk'da bir tuvalete götürdüm. 3. günde 20 dk'da bir. 4. günde 30 dkd'a bir.Bu arada kağıdının üzerine sembol pekiştireç olarak ne istiyorsa onu çizdim.

4. günde pipisini tuttuğu zaman çişi geldiğini anladım. O gün sadece 1 kez kaçırdı. O günden bu yana ise her tuvalete götürdüğümde yaptı ve herhangi bir kaza yaşamadık çok şükür.

Şimdi saatte bir ya da her pipisini tuttuğunda tuvalete götürüyorum. Ya da soruyorum var mı diye. Ya yok diyor, ya da geldi diyip tuvalete koşuyor.

Uykuda ve dışarı çıkarken kilot şeklinde olan ilk adımlar bezini takıyorum ama onu kilot diye tanıttım. "Daha sıcak tutsun diye bunu giydiriyorum" diyorum. Gün içerisinde normal kilot giyiyor artık. Adam oldu be!! Çok hoşuma gidiyor.

Şimdi sırada tuvaletini söylemesi ve geceleri tutması var.

Çoğunlukla söyledikten sonra ve tutmayı öğrendikten sonra birdenbire geceleri de yapmayı kesiyorlar. Onu bekliyorum. Yoksa şu anda gece uyandırmak çok zor geliyor bana. Başaramazsak, kalkmayı deneyeceğiz.

Yazının özü: Popolara özgürlük!!!!!!!!!!!

23 Ocak 2010 Cumartesi

4 adet 2,5



Bizim buçukluklar biraradaydılar geçen gece.
Fazla söze gerek yok. Fotoğraflar çok güzel anlatıyor akşamın enerjisini.
Çocuklardan çok anne, babalar eğlendik sanırım.
Buçukluklar haftada en az bir kez görüşmelerine rağmen özlemişler birbirlerini. Emre'miz hastaydı, o eksikti uzun zamandır :((
Bu sebeptendir ki önce Emre Jr.'ın, ardından birbirlerinin göbüşlerini keşfettiler.
Ençok sevdiğim foto ise sağ üstteki Çınar'ın "Ben birşey yapmıyorum. Vallahi!!!!!" diyen, güya çaktırmadığı bakışı. Parmaksa görülmeye değer. İşaret parmağıyla da Emre'nin göbeğini keşfediyor.


Burcu'nun Arda'sı, Sibel'in Emre'si, Ayça'nın Demir'i ve benim Çınar'ım pek güzel eğlendiler. Büyük kartonları karaladılar, hediye paketini hep beraber yırttılar, tünelden geçtiler, birbirlerini kovaladılar. Kendilerince beraber vakit geçirdiler işte.
O gecenin hatırına hepsi de 12'ye kadar mesaideydiler.
Normalde geç yattığında çok üzülürüm ama artık böyle arkadaş toplantılarında geç uyumasına izin veriyorum.
Mutlu oluyor fındıkkurdum.
Zaten "Hadi uyuyalım" diyince, gayet kendinden emin kafayı iki yana sallayıp önce "ııhh ıhh hayıy" diyip ardından da derin bir iç çekip püflüyor.
Çok şaşıyorum bu haline. Sen nerden biliyorsun ki istemediğin birşey söylenince üfleyip, püflüyorsun.
Yani daha 2 bile değilken! Ne minnoşlar, ne tatlılar bu aylarda.


Bu aralar hayatımızda radikal değişiklikler oluyor. Garip şeyler de oluyor, güzel şeyler de.
Kimisi bizim kontrolümüzde, kimisi bizden bağımsız istemeden.
Bakalım bizi karşılayan günler kararlarımızı uygulamamızı sağlayacak mı?
Posted by Picasa

13 Ocak 2010 Çarşamba

Süzgeçte takılıp kalanlar


Yazamıyorum bir türlü. Nete bile zor giriyorum. Bakıcı geldi geleli daha yoğun oldum, tersi olması gerekirken.

Neden yokum??? Bilmem!!

*Bolu/Mudurnu'ya tayinim çıktı. Gittim, gördüm çok sevdim oraları. Okul güzel. Öğrenciler güzel. Lisedeler ya biraz korkuttular beni. Gidecek miyim? Hala emin değilim.

*Bakıcımız hasta gelmiyor 1 haftadır. Domuz gribine benziyor sanki.

*Çınar bana iyice yapıştı yine.

*Akşam uykusuna yatmamak için direnmelerimiz biraz kırıldı. Sabır sabır sabır...

*Artık oğlumla sohbet edip, sözlü oyunlar oynuyoruz ve ben bundan çok zevk alıyorum.

* 2 yaş sendromu arada bir uğrayıp gidiyor. Onun dışındaki zamanlarda beni hiç üzmüyor. Kurallara uyan, sakin bir çocuk olarak bir ileri bir geri gidiyor işte.

*2 azısı birden çıkıyor ya da çıkamıyor. Çok zor diş çıkarmak Çınar'ım için. Çok acı çekiyor, çok aç kalıyor.Bense yemek yememesine takmıyorum artık ! (?).

*Dün heptatit a ve hepatik b aşılarımızı da olduk. Doktor teyzesine öpücük yollaya yollaya çıktık hastaneden.

* Fotoğrafçılık kursu, ingilizce konuşma pratik dersleri ile günlerim doluyor, boşalıyor.

* Çektiğim fotoğrafların bir kısmını bilgisayarım yok etti. Ellerine sağlık. İçim cız ediiiyyy!!!

*Tekrar vakit bulup sahalara dönmek istiyorum.

*********Fin*****************

29 Aralık 2009 Salı

2010 hazırlıkları

Benim sert ördeğim yılın son günlerine yeni alışkanlıklar, yeni huylarla başladı. Sanırım 2010'a hazırlanıyor :) Eeee yeni yıla yeniliklerle girmek lazım.
21 ayı geçtiğimiz şu günlerde uyku alışkanlıklarımız bayağı bir değişti. 15 gün öncesine kadar yatağına bırakıp çıktığımda uyuyan Çınarişkom şimdilerde ben odadan çıkınca ağlıyor. Ben de 1-2 dk odada duruyorum eğer o zaman kadar uyumazsa çıkıyorum. Arkamdan bir iki ağlıyor sonra uyuyor.
Bazen ise üstünü açtı mı diye kontrole gittiğimde yatağın içinde oturmuş oyuncaklarıyla oynuyor buluyorum. Hem de sessiz sessiz.
2 gündür de uyumayı reddediyor. Bu da ayrı bir problem tabii. Uykudaki bu değişikliklerin bakıcımızın gelmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Eğer dışarı çıkacaksam o uykudayken çıktığım ve uyanınca beni göremediği için bunları yaşıyoruz. Diğer adıyla ayrılık kaygısı yani.

Bu ayrılık kaygısını daha da artırmamak için küçüklüğünden beri hep onun önünde kapıdan çıktım, hep vedalaştım, hiç kaçmadım. Arkamdan ağladı hep tabii ki ama sonuçta annem aniden ortadan kayboluyor diye düşünmüyor. Sanırım o uyurken de çıkmamam lazım, kaygımızı depreştirdi gibi.

Gece uykuları da bir iyi bir kötü. Yine son 2 aydır hiç uyanmadan uyuyordu sabaha kadar. Şimdilerde benim uzaktan pışpışlamam pek işe yaramıyor. İlla odasına gitmemi istiyor ve çok sık uyanıyor. Hala 10 adet olan dişlerimizin yenileri geliyor diye umut ediyorum.

Ağzımız çeşme gibi. tam anlamıyla. Sürekli ağızdan aşağı doğru akan çizgi şeklinde salyamız mevcut. Bazen üstü ıslanınca "Ayyyyy anneeee, pantooo tiynendiiiii" (pantolonum kirlendi) diye yanıma koşuyor, kaşlarını Küçük Emrah modeli yaparak. Çok titiziz.

Konuşma konusunda son 3-4 günde bayağı ilerledi fındıkkurdum.
Artık öznesi, nesnesi ve fiili olan 3 kelimelik cümleler kullanmaya başladı. Bayağı bayağı derdini anlatıyor. İşin ilginç yanı ise başka bir çocuk ya da yabancı bir büyük varsa yanında asla konuşmuyor. Tek tük kelimeler kullanıyor o zamanlarda. Bu yüzden de aile bireyleri dışındakiler Çınar'ı hala konuşmuyor zannediyor. Halbuki akşama kadar çenesi 1 dk kapanmıyor.
Bakıcı ablamıza alıştık ama ben yanlarındayken hala beni tercih ediyor. İmkansız, ablası onu içeri oyun oynamaya götüremiyor. İllaki benimle oynayacak.

Yeni yıla yeni umutlarla giriyoruz. Yeni beceriler, yeni alışkanlıklar, yeni güzellikler bizi bekliyor umarım.

Arada dikenler de olacak tabii ki ama evrene yeni yıl isteğimi atıyorum: Sabaha kadar deliksiz uykulu, bol iştahlı (aman aman bu sadece Çınar için), bol gezmeli, 2 yaş sendromsuz, sakiiiin, huzurlu bir yıl olacak. Evet evet olacak.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Heyyo, hediyem geldi!!



Yeni yıla çok az kala benim de hediyem ulaştı. Dışarıdaydım, bakıcımız aradı "kargo geldi alayım mı?" dedi.
Heyyoooo hediyem geldi dedim. Sevinçle eve gittim, değilmiş :( Ismarladığım tripodum gelmiş. Normalde ona da çok sevinirim ama heyecanla hediyemi beklediğim için üzüldüm tripodu görünce.
Ardından 5 dk geçmeden güvenlik aradı. "Kargonuz geldi, yollayım mı?"
Tekrar bir heyyoooo, yolla yolla!!
Beklediğim kargo geldi :)
Sevgili Özge, bana güzel bir kitap ve Çınarişkoma da bir çift terlik yollamış.
İçine bir de güzel not yazmış. Bir de beyaz kağıda yazdığı için özürdileyerek başlamış notuna.
Ne önemi var ki, nasıl bir kağıda yazıldığının. Hem daha güzel, oğluşunun resim kağıdına yazmış.
Ne güzel, ne masum.
Teşekkür ederim Özge.
Özge gibi ben de kitapları çok severim. En kısa zamanda okumaya başlayacağım :)))
Sana ve herkese güzel bir yıl diliyorum.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Bakıcılandık


Poposuyla piyano çalmayı öğrenen şaşkın ördek yavrusunun totosunu bir başkasını temizleyecek artık :(((
Son zamanlarda eşe dosta bakıcı aradığıma dair notlar bırakıp, gerisini pek de aramamıştım. Çünkü bakıcı bulmam demek artık işe başlama zamanımın gelmesi demekti.
Hem başlamak isteyip hem de bu fikir içime lönk diye oturduğu için ne iş aradım, ne de bakıcının üstüne düştüm.
Ama bir arkadaşımın çok memnun kaldığı bakıcısının şu anda işsiz olduğunu duyunca hemen atladım.
Dün başladı bile.
Çınar da sevdi Gülen Ablasını. O da Çınar'ı.
Ben müthiş rahatladım.
Şimdi aklıma yatan bir iş bulana kadar evdeyim.İlk başta Çınar alışsın diye hep biraradayız.
1-2 hafta sonra ben yavaş yavaş kaçarım evden.
1 ay sonra işe başlamış olmayı planlıyorum. Kendime ayıracağım bir 15 günüm var yani.
Ehiheee :)
Posted by Picasa