Yarın inekten süt sağılmasını izleyeceğiz. Burada köylülerin bağa, bahçeye salıp otlarla besledikleri inekler var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedikten sonra anladım ki ben bugüne kadar yoğurt yememişim. Resmen kaymak tadında.
28 Mayıs 2010 Cuma
Denizci
Yarın inekten süt sağılmasını izleyeceğiz. Burada köylülerin bağa, bahçeye salıp otlarla besledikleri inekler var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedikten sonra anladım ki ben bugüne kadar yoğurt yememişim. Resmen kaymak tadında.
18 Mayıs 2010 Salı
Yeni Sezon


Gönderen
Sermin
zaman:
07:26
14
yorum
Etiketler: Günce, Konuşma-Dil Gelişimi
30 Nisan 2010 Cuma
Gıy gıy da gıy gıy
Bu akşam, uzun ve akşama kayan öğlen uykusundan dolayı uyumamak için ne mumaralar aman ne numaralar.
-Üüüüüüü işteniyon uyumak.
-Iııh -ıhhh oynaaa, anne oyun oynayacaaam
* Tamam oğlum hadi filinle uyu
-Anne fiyi öp, fiyi öp
*muck
-Anne öbüüü öp (öbür yanağı öp)
*muck, hadi uyu artık
-annee şuuuu
( 1 yudum içer. ben odadan çıkınca tekrar)
-anneee şuuuu
(tekrar 1 yudum içer)
-anne ayyy şu döküydüüüüüü
*olsun oğlum birşey olmaz, hadi yat
- anneee çişim deeldi, ayyyy kakam deeeldi, ayyy anne çişim deeldi
* şimdi yaptın ya tuvaletini oğluuuuuum
- anneee şuuuu
(bir yudum daha içer, ben tekrar çıkarım)
-anneeee fiyin üştü öyt (fiin üstünü ört)
(gidip filin de üstünü örtüyorum)
-annee eşeği ver, uyuşun.
(eşeğini veriyorum ve odadan çıkıyorum)
-annee eşeğe şu ver.
(bardağı eşeğin ağzına götürüp su içiriyorum :))
-ıııh ıhhh eşek işteniyon. fiyin üştü öyt
(eşeği alıp yerine koyup tekrar çıkıyorum)
-anneee ben yataaa çişş pabtım ayyyyyyyyy
*yok oğlum kuru yatak.
-baptım baaak ışlaaaak.
* yok anneciğim altına uyku kilodu giydirdim, birşey olmaz.
1-2 dk sonra
- anneeeeeeeeeeeee şuuuuuuuuuuuuuuuuu
* (gayet kızarak) aaaaaaaa uyu artık bakimmm çabuk koy kafanıııııııı
-anne çok çok şeviyon
*ben de seni seviyorum aaa uyu artık
-çok çok çok şeviyooon
sonuç: fırça etkili olur ve uyur. nihayet!!!
(AOÇ Hayvanat Bahçesi)
Gönderen
Sermin
zaman:
13:40
16
yorum
Etiketler: Çınar'ca yaramazlıklar, Günce
8 Nisan 2010 Perşembe
İki


Gönderen
Sermin
zaman:
14:36
21
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim, Doğumgünü, Ne zaman neler öğrendim?
23 Mart 2010 Salı
2 yaşındayım
Öyle duygusal şeyler yazmayacağım bu sefer. 2 senelik anneliğimi ve Çınar'ımın Çanakkale'sine yaptığı çıkartmanın zaferini tüm yurtla beraber kutladık. Aslında bir ön kutlama yaptık. O günün önem ve mahiyetine uygun olarak hemen bir pasta alıp çekirdek aile şeklinde kutladık.
Ben taşınmanın verdiği yorgunluktan mıdır nedir, bu sene çok bir heyecan yapamadım. Daha aile efradını toplayıp kutlama da yapamadık. Bu sene arkadaşlarımızla olan doğumgünü kutlamasını yapacak hiç gücüm de yok.
O kadar vakitsizim ki, ona ayıracak vaktim ve gücüm yok. Beynimin "yapılacak öncelikli işler kısmı"nda daha evi son haliyle yerleştirme olduğu için diğer öncelikler arka sıralarda kalıp, zaman aşımına uğruyor.
Video evde o günün hatırına kendi aramızda yaptığımız ufak çaplı, ön kutlamamızdan.
Gönderen
Sermin
zaman:
15:12
28
yorum
Etiketler: Doğumgünü, Ne zaman neler öğrendim?
15 Mart 2010 Pazartesi
Tebdil-i Mekan

Yeni başlangıçlar yapmak hem ne güzel hem ne yorucu. Tebdil-i mekanda ferahlık var derler ama şu anda "ferahlık" kelimesinin yerine "yorgunluk" vardır diyebileceğim. Sanırım ardından gelecek olan ferahlık olacak.
2 hafta önce taşındık. Hem iş hem taşınma bir araya gelince biraz zorladı beni.
Ama olsun güzel yine de. Herkes yerleştin mi diye soruyor. Biraz evet biraz hayır.
Bundan en çok mutlu olan kişi ise Çınar. Koşuyor, zıplıyor, sürekli atılan ,kullanılmayan eşyaları torbalardan çıkarıyor sonra biz tekrar koyuyoruz.
Yeni evimize alıştı. İlk 1 hafta zor oldu. Evimize çok yakın bir camii var ve sabah hocayla beraber ezana eşlik ediyor.
Her sabah ezanı vakti ağlayarak uyanıp "annneee ayyahu ekbeyey, ayyahu ekbeyey" diye ağlıyor(-idi). Hala ara ara uyanıyor.

Kendini çeneye verdi.
Nasıl kelimeler kullanıyor, ne cümleler kuruyor inanamıyoruz. Nerden duyuyor, nerden biliyor bunları, gerçekten çok şaşırıyoruz.
Tam bir büyümüş de küçülmüş adam gibi davranıyor.
Bir işi varken ondan birşey istediğimizde "bi dakka anne" diyor. Israr edersek eğer, birden "bi dakka yaaaaa" diyerek cırlıyor.
O anda hem çok tatlı olduğu için gülüyoruz, hem de bir zamanlar bebek olan çocuk bu muydu diye hayret ediyoruz.
Bir de aniden birşey olunca " a-aaa noluyo yaaa" sı var.
Yarım yamalak konuşmalarını kaydetmek istiyorum ama fotoğraf makinem tamirde olduğu için çekemiyorum. Güzel anılar, tatlı zamanlar bunlar, hergününü kaydetmek lazım aslında.
Tuvalet eğitimimizi tamamladık. Artık her ikisini de söylüyor. Hatta dışarı çıkmışsak çok uzun süre tutuyor. Geceleri hala kilot bezlerden giydiriyorum. Hiç uyandırmadım. Şimdi 2 gündür sabahları kuru uyanmaya başladı. Bunu da böyle hallettik gibi.
3 gün sonra Çınarişkomun doğumgünü ve bu hafta sonu da memeden kesmeyi planlıyorum.
Onun alışacağından eminim ama bu konuda kendimle ilgili endişelerim var :)
9 Şubat 2010 Salı
Çalışan Anne Olmak
Doğum izni mi kaldı, bebek nerede?
Dana kadar oldu ama hala bücürün teki.
Hiç bir şeye vakit bulamıyorum. İş dışında başka telaşlarımız da var şu ara.
9 çarşamba bir araya geldi yani.
Çınarişkomu çok az görmek fena koyuyor.
Akşam eve gelip, o yatana kadar onunla olamadığım zamanların açığını kapatmak ister gibi onunla oynuyorum, oynuyorum, oynuyorum. Sarılıyorum, öpüyorum, öpüyorum...
Tuvalet eğitimi güzel gidiyor sayılır. Hala söylemiyor ama tuvaletinin geldiğinin işaretlerini veriyor.
Dışarı çıkarken Çınar'ın çantasının, fotoğraf makinesinin yanına bir şey daha eklendi yükümüz azmış gibi. Adaptörümüz!!!
Dışarıda çok zor oluyor wc'ye götürmek ama bu da cabası.
İşe başlamamla mı alakalı yoksa 2 yaş sendromumuz doruk noktasında mı henüz anlayamadım ama Çınar 3-4 gündür çok hırçın.
Herşeyde kendini yere atıp, ağlıyor. Hiçbirşey işe yaramıyor.
Gözkontağı bile kurmadan, hızla odadan çıkıyorum. Bir süre ağlıyor, sonra bakıyorum tıpış tıpış geliyor :)
Pantolonu neden giydirdin, çorap giymeyeceğim, kalemi neden elimden aldım, onu neden oraya koydun?!... Herşey ama herşey kızması için bir neden.
Zaten günün büyük kısmını evde külotla geçiriyor, pantolon ve çoraba alerjiğiz bu aralar!!!
Bana eskisi kadar da sarılmıyor :( öpmüyor :(
İşe giderken arkamdan ağlamıyor :( ve :) Bu kadar çabuk alışmasını beklemiyordum açıkcası :(
Neyse aslında iyi birşey bu :((((
(Yazılar dış ses, ifadeler iç ses :p )
............Stop...............................
26 Ocak 2010 Salı
Tuvalet Eğitiminde 1.hafta
Bir hafta önce bezimize veda edip, tuvalet eğitimimize başladık.
Aslında 3 ay önce yine başlamıştım. 2 günde bayağı da yol katetmiştik ta ki büyük tuvaletini lazımlıkta görene kadar.
"Anne gookuu" diye bacağıma sarılıp ağladığı anda bitirdim eğitimi.
Aslında beklenen birşey bu. Çoğu çocuk onu kolu, bacağı, ciğeri gibi vücudundan bir parça şeklinde düşünüp ayrılmak istemiyor ve lazımlığın içinde görünce korkuyor.
Neyse ki bizde ayrılmak istememe yaşanmadı.
Geçen hafta akşam ona artık bez takmayacağını, sadece uyurken bez takacağını söyledim. Tuvaletin sadece klozete ya da lazımlığa yapıldığını anlattım. Bir de tuvalet eğitimiyle ilgili bir kermesten aldığım bir kitap vardı, onu okudum ona.
İlk başta çok garip geldi ona ve akşam saat 6'dan 8.30'a kadar her 10 dk'da bir pantolonuna çiş yaptı. Ben pantolonunu yıkayıp, asıp, yeni pantolon giydirene kadar yenisini yapmış oluyordu. Bir türlü lazımlığa gitmeye fırsat kalmadı.
Normalde bu kadar sık yapmaz tabii. Değişik bir durum olduğu için bilerek yaptı kendileri :)
Ertesi gün daha seyrek olmakla beraber yine bir dolu pantolon değiştirdik. Ama o günün asıl skoru 2'ydi. 2 kez lazımlığa denk getirmeyi başarabildik.
Zaten önemli olan lazımlığa ilk denk getiriş, sonrası daha kolay işliyor.
Çünkü lazımlığa yaptığında eline çıkartma yapıştırdım, kapıya bir kağıt astım ve gülen çocuk çizdim.
Lazımlığını klozete kendisinin boşaltıp, ardından sifona kendisinin basmasına izin verdim ki sifona basmaya bayılıyor. Ennn önemlisi ise sifonu çektikten sonra çişiyle vedalaşma faslı oldu. Beraber el sallayıp, hoşçakaaaal demek lazımlığa oturması için bir sebep oldu.
Bir de tuvalet kağıdıyla pipisini silip, ardından ellerini yıkama fikri de çok hoşuna gitti tabii.
2. günde 15 dk'da bir tuvalete götürdüm. 3. günde 20 dk'da bir. 4. günde 30 dkd'a bir.Bu arada kağıdının üzerine sembol pekiştireç olarak ne istiyorsa onu çizdim.
4. günde pipisini tuttuğu zaman çişi geldiğini anladım. O gün sadece 1 kez kaçırdı. O günden bu yana ise her tuvalete götürdüğümde yaptı ve herhangi bir kaza yaşamadık çok şükür.
Şimdi saatte bir ya da her pipisini tuttuğunda tuvalete götürüyorum. Ya da soruyorum var mı diye. Ya yok diyor, ya da geldi diyip tuvalete koşuyor.
Uykuda ve dışarı çıkarken kilot şeklinde olan ilk adımlar bezini takıyorum ama onu kilot diye tanıttım. "Daha sıcak tutsun diye bunu giydiriyorum" diyorum. Gün içerisinde normal kilot giyiyor artık. Adam oldu be!! Çok hoşuma gidiyor.
Şimdi sırada tuvaletini söylemesi ve geceleri tutması var.
Çoğunlukla söyledikten sonra ve tutmayı öğrendikten sonra birdenbire geceleri de yapmayı kesiyorlar. Onu bekliyorum. Yoksa şu anda gece uyandırmak çok zor geliyor bana. Başaramazsak, kalkmayı deneyeceğiz.
Yazının özü: Popolara özgürlük!!!!!!!!!!!
Gönderen
Sermin
zaman:
13:50
39
yorum
Etiketler: Ne zaman neler öğrendim?, Tuvalet Eğitimi
23 Ocak 2010 Cumartesi
4 adet 2,5
Bizim buçukluklar biraradaydılar geçen gece.
Fazla söze gerek yok. Fotoğraflar çok güzel anlatıyor akşamın enerjisini.
Çocuklardan çok anne, babalar eğlendik sanırım.
Buçukluklar haftada en az bir kez görüşmelerine rağmen özlemişler birbirlerini. Emre'miz hastaydı, o eksikti uzun zamandır :((
Bu sebeptendir ki önce Emre Jr.'ın, ardından birbirlerinin göbüşlerini keşfettiler.
Ençok sevdiğim foto ise sağ üstteki Çınar'ın "Ben birşey yapmıyorum. Vallahi!!!!!" diyen, güya çaktırmadığı bakışı. Parmaksa görülmeye değer. İşaret parmağıyla da Emre'nin göbeğini keşfediyor.
Burcu'nun Arda'sı, Sibel'in Emre'si, Ayça'nın Demir'i ve benim Çınar'ım pek güzel eğlendiler. Büyük kartonları karaladılar, hediye paketini hep beraber yırttılar, tünelden geçtiler, birbirlerini kovaladılar. Kendilerince beraber vakit geçirdiler işte.
O gecenin hatırına hepsi de 12'ye kadar mesaideydiler.
Normalde geç yattığında çok üzülürüm ama artık böyle arkadaş toplantılarında geç uyumasına izin veriyorum.
Mutlu oluyor fındıkkurdum.
Zaten "Hadi uyuyalım" diyince, gayet kendinden emin kafayı iki yana sallayıp önce "ııhh ıhh hayıy" diyip ardından da derin bir iç çekip püflüyor.
Çok şaşıyorum bu haline. Sen nerden biliyorsun ki istemediğin birşey söylenince üfleyip, püflüyorsun.
Yani daha 2 bile değilken! Ne minnoşlar, ne tatlılar bu aylarda.
Bu aralar hayatımızda radikal değişiklikler oluyor. Garip şeyler de oluyor, güzel şeyler de.
Kimisi bizim kontrolümüzde, kimisi bizden bağımsız istemeden.
Bakalım bizi karşılayan günler kararlarımızı uygulamamızı sağlayacak mı?
Gönderen
Sermin
zaman:
13:58
14
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede
13 Ocak 2010 Çarşamba
Süzgeçte takılıp kalanlar
29 Aralık 2009 Salı
2010 hazırlıkları

Gönderen
Sermin
zaman:
06:17
25
yorum
Etiketler: Konuşma-Dil Gelişimi, Ne zaman neler öğrendim?, Uyku
26 Aralık 2009 Cumartesi
Heyyo, hediyem geldi!!
Yeni yıla çok az kala benim de hediyem ulaştı. Dışarıdaydım, bakıcımız aradı "kargo geldi alayım mı?" dedi.
Heyyoooo hediyem geldi dedim. Sevinçle eve gittim, değilmiş :( Ismarladığım tripodum gelmiş. Normalde ona da çok sevinirim ama heyecanla hediyemi beklediğim için üzüldüm tripodu görünce.
Ardından 5 dk geçmeden güvenlik aradı. "Kargonuz geldi, yollayım mı?"
Tekrar bir heyyoooo, yolla yolla!!
Beklediğim kargo geldi :)
Sevgili Özge, bana güzel bir kitap ve Çınarişkoma da bir çift terlik yollamış.
İçine bir de güzel not yazmış. Bir de beyaz kağıda yazdığı için özürdileyerek başlamış notuna.
Ne önemi var ki, nasıl bir kağıda yazıldığının. Hem daha güzel, oğluşunun resim kağıdına yazmış.
Ne güzel, ne masum.
Teşekkür ederim Özge.
Özge gibi ben de kitapları çok severim. En kısa zamanda okumaya başlayacağım :)))
Sana ve herkese güzel bir yıl diliyorum.
Gönderen
Sermin
zaman:
06:57
5
yorum
Etiketler: Özel Günler
16 Aralık 2009 Çarşamba
Bakıcılandık
Poposuyla piyano çalmayı öğrenen şaşkın ördek yavrusunun totosunu bir başkasını temizleyecek artık :(((
Son zamanlarda eşe dosta bakıcı aradığıma dair notlar bırakıp, gerisini pek de aramamıştım. Çünkü bakıcı bulmam demek artık işe başlama zamanımın gelmesi demekti.
Hem başlamak isteyip hem de bu fikir içime lönk diye oturduğu için ne iş aradım, ne de bakıcının üstüne düştüm.
Ama bir arkadaşımın çok memnun kaldığı bakıcısının şu anda işsiz olduğunu duyunca hemen atladım.
Dün başladı bile.
Çınar da sevdi Gülen Ablasını. O da Çınar'ı.
Ben müthiş rahatladım.
Şimdi aklıma yatan bir iş bulana kadar evdeyim.İlk başta Çınar alışsın diye hep biraradayız.
1-2 hafta sonra ben yavaş yavaş kaçarım evden.
1 ay sonra işe başlamış olmayı planlıyorum. Kendime ayıracağım bir 15 günüm var yani.
Ehiheee :)
11 Aralık 2009 Cuma
En son ilklerimiz
Çınar 21 aylık hayatının ilk sorusunu sordu. "Eydaade yeede?"
2 farklı kitabının içinde hep aynı sayfaya takılıyor. Ejderha olan sayfalara!
O kitaplardan birini bulmuş, önüne açmış, sayfaları çeviriyor hararetle.
Sonra bana dönüp ömrünün ilk sorusunu sormuş oldu.
-Anne, eydaade yeede?
-----------------**----------------------
Karalama yapmayı çok seviyoruz.
Aşağı-yukarı, sağa-sola, dairesel karalama, top çizme aşamalarından sonra kalın hatlarla çizdiğim elmanın içini, dışarı taşırmadan boyamayı başardı ilk kez.
Bu da bizim ilk sınırlı boyamamız.
Gönderen
Sermin
zaman:
03:04
23
yorum
Etiketler: İlklerim, Konuşma-Dil Gelişimi, Ne zaman neler öğrendim?
8 Aralık 2009 Salı
Çıngıllı Daşlı Gala
Normalde mimlerden pek hoşlanmıyorum ama bu Çınar'la ilgili olduğu için ve onunla ilgili tarihe bir not atmamı sağladığı için bu mim ödevimi yerine getirmeye karar Iraz örtmenim. Sevgili Iraz'ın ödevi şöyle: Çınar'ın 7 ilginç özelliği???
1- Fındıkkurdum normalde uyurken kafasını yastığa koymak yerine yatağa ve yastığa paralel olarak ve yastık karnının altına gelecek şekilde yatar. Bir de yatağın köşesine iyice şıkışır. Koca yatakta iki büklüm 50 cm'lik alanı kaplar sadece.
2- Bu marjinal yatma pozisyonuna ek olarak bir de öyle sereserpe uyumaz. Yüzüstü kurbağa pozisyonunda uyur. Bacaklarını iyice karnının altına çeker. Böyle bir pozisyonda nasıl rahat edilir bilmem.
3-Çok uykusu geldiğinde, emerken, kendini güvende hissetmediğinde ve kaygı düzeyi arttığında saçlarımı kulağına sokar. Denedim, inanılmaz gıdıklıyor. Bu gerçekten ilginç geliyor bana.
4- İlaç içmeye bayılır. Dişlerinin çıktığı dönemde geceleri calpol verdiğimde 2.kaşık için ya da gece ansızın uyanıp "ilaaaaaa" diye ağladığı çok olmuştur.
5- Normalde 18 aya kadar hiç tv izlettirmedim ama şimdi sadece Baby Tv olmak üzere günde 15 dk kadar izin veriyorum. ( O da, dil gelişimine katkısı olduğunu gördüğüm için ve çok mutlu olduğu için) İlginçtir ki, televizyonu izleyeceği zaman hep aynı koltuğun hep aynı noktasına oturur. Eğer canı tv izlemek istiyorsa gidip tam o noktaya oturup "anneee, beybi" der ve bekler.
6- Yaramazlık yaparken sessiz olan çocukların aksine, işleminin ortasında koşup yanıma gelir ya da olduğu yerden "annee, çocuk hayııııyy" der ve bir yandan da işaret parmağıyla beraber kafasını da hayır anlamında sağa sola sallar. Yani aynı benim yaptığım gibi :) Genelde" hayır oğlum çocuklar onlara dokunmaz" türünde kurallar koyuyorum demek ki çocuğun kafasına yer etmiş. Daha küçükken de onu yapmaması gereken birşey yaparken gördüğümde "aaaaa" diye şaşırıyormuşum demek ki, o zamanlarda yaramazlık yapınca koşa koşa yanıma gelip anne bak yaramazlık yapıyorum der gibi "aaaaaa" derdi aynı benim gibi.
7- Yemek fobisi olan minik ördeğime, gözüne pek de tanıdık gelmeyen bir yiyecek veriyorsam ( ki genelde tüm yiyeceklere hiç tanımıyormuş muamelesinyapar) önce dudaklarıyla dokusuna bakar. Tabiii alimallah ağzına falan girer de çocukcağızın midesine yemek gider diye de ağzı kapalı durur. Eğer dokusu, ısısı, kokusu hoşuna gitityse ağzını açar. Bir de bunu yaparken yılların gurmesi edasıyla durur, öyle ciddi bir surat ifadesi takınır yani. Gören şarap tadıyor sanar.
Gönderen
Sermin
zaman:
12:10
12
yorum
Etiketler: Sevdiğim şeyler
1 Aralık 2009 Salı
İki tuzlu birden
İlk dişimiz 10 aylıkken çıktı. Sonrası 2 ay sonraydı sanırım. Ondan sonra uzuun bir süre 2 dişle idare ettik. Sonra bir çift dişimiz daha oldu.
Öyle öyle bir dişle, bir damakla eze eze yemeyi öğrendi fındıkkurdum.
Bir ara baktım 6 dişi olmuş aman ne sevindik ne sevindik. Tüm yaşıtlarımız on küsürlü dişleriyle hatır hutur ısırırken biz dedeler gibi damaklarla ezmeye devam ettik.
Nice sonra, geçen 2 hafta içerisinde 4 diş birden çıkardı Çınar. Biraz ateş ve ishal yaptı geçti.
Çok şükür 10'lu rakamlara ulaştık. Şimdilerde bizi müthiş iştahsız bırakan, salya salya salya akıtan, tam bir azdırık yapan yeni dişlerimiz geliyor. Sanırsam, umarım, tahminen....
Aman ne huysuzluk, ne huysuzluk...
Dün akşam gayet resmi bir bayram ziyareti ki bizim için çok önemli. Çınar'ın hiç olmadığı kadar akıllı oturması lazım. Aman, aman, amanın.
Ben Çınar'ı 20 ay boyunca hiç böyle görmemiştim. Yani o filmdeki Chuky çıktı geldi, Çınar'ın içine girdi. Ne oturduğumu bildim, ne orada olduğumu anladım.
Allahım rezil oldum diye diye Çınar höykürüyor ben kafamı koltuğun altına sokmak ya da koşar adımlarla bulunduğum ortamdan kaçmak istiyorum.
Herşeye ağlıyor, pardon böğürüyor.
Daha ayakkabılarımızı çıkarmadan başladı. "Apartmanın içindeki bisikleti eve sokacağım" haykırışlarıyla içeri girmemiz 10 dk'yı buldu.
Adamlar evlerine yeni taşınmışlar ve yeni mobilyalarla.
Siyah gıcır gıcır bir orta sehpanın üstünde arabayı sürücem de sürücem diye tutturdu. Evdeki çocuğun oyuncaklarını kapıya çarpıyor, hayır dediğimde kendini yerlere atıyor.
Çınar normalde ağlarken, "sessiz ol" dediğimde hemen susar ya da çok ağlıyorsa görmezden geldiğimde kısa sürede susar.
Yapmam gereken şeyleri uygulayamadım çünkü bunun için bir süre ağlatmam lazımdı ama ağlaması gereken en son yerde, bizim bu hassaslığımızı anladı ki oradan çıkar çıkmaz bütün huysuzlukları bıçakla kesilmiş gibi bitti.
En son çıkarken "Efenim normalde böyle değildir, diş çıkarıyor da ondan böyle huysuz, ay kusura bakmayın" gibi açıklamalarla kendimizi aklamaya çalıştık. Bize pek inandıklarını zannetmiyorum.
Ama bir daha böyle birşey yaşamak istemiyorum.
Çınar hatasının farkındaydı ki gelene kadar suçlu suçlu, sessizden nazlı nazlı sürekli anneee, babaaa dedi, gülümsedi durdu haydutum benim.
Diyeceğim odur ki; diş fena çarptı ama bir o kadar da terrible two ile birleşti anzısın. Terrible two gelmeden 18 aydan evvel dişleri tamamlamak lazımmış.
Yoksa fenasi. Çarpar adamı çarpar.
Hem çocuğu hem ana babayı.
Gönderen
Sermin
zaman:
04:54
30
yorum
Etiketler: Dişler çıkarken, Günce
15 Kasım 2009 Pazar
Ohh
20 aylık olduğumuz şu günlerde;
*Uzun zamandır ilk kez babaanneye bırakıp "ben gidiyorum oğlum hoşçakal" dedikten sonra arkadan iki gözü iki çeşme ağlamasına, boncuk boncuk dökülen gözyaşlarına içim parçalana parçalana gitmeden , gülücüklerle uğurlandım :)
* Eve döndüğümde kuzeni yerine beni görünce sinirlenip, kucağıma almamı istemedi ilk kez :)
* Evde herhangi bir zamanda kucağıma almak istediğimde ıh ıhh diyip arkasını dönüp gitti.
*Son haftalarda daha az kucağıma gelmek istedi :)
* Akşamları uyumadan önce emdiği memede uyuyakalma faslı bitti. Emdikten sonra yatağı gösteriyor. Yatırıyorum, koltuğa oturup biraz bekleyip, çıkıyorum :)
*Misafirliğe gittiğimizde evde bulunan insanlara öcü görmüş gibi muamele yapmıyor. Kucağıma gelmeden sessizce elimden tutup bekliyor.
*Dışarıda kendisini seven insanlara küfür eder gibi somurtup,kızmıyor. Artık onlara uzaktan el sallıyor ve gülücükler saçıyor.
"Artık daha sosyaliz yani."
1 aydır siyam ikizleri modundan yavaş yavaş çıkıyoruz. Kendimi daha özgür hissediyorum. Sanırım Çınar da öyle.
Gönderen
Sermin
zaman:
13:24
19
yorum
Etiketler: Gezmede, Günce, Ne zaman neler öğrendim?
11 Kasım 2009 Çarşamba
Doymadım, doyamadım gezmelere senle ben
Çınar'la Arda'nın küçüklüklerinden beri birbirlerini selamlama fasılları vardır ki artık o bir klasik oldu. Günün ilerleyen saatlerinde Çınar Arda'ya yine kikirdeyerek yanaşıp toslaşma törenini tamamlamayı unutmadı.

Bir plastik sepet uğruna yediklerini kırk fırın ekmeğin yirmisini yaktılar. Etrafta onca oyuncak varken o sepet ne kıymetli oldu, ne önemli oldu ancak yaşayan bilir.
Gönderen
Sermin
zaman:
13:15
22
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Günce