2 Eylül 2010 Perşembe

1 Minik Dev Adam

Son yazımdan sonra bir takım değişiklikler yaşadık. Bu değişiklikler beni mutlu ettiği gibi önümüzdeki günlerde ya da aylarda Çınar da bu değişikliklerden mutlu olacak eminim. Çünkü aslında herşey tam da onun istediği gibi olacak. Benim de gözüm arkada kalmayacak.

Şimdi bu profesyonelce mi? Hayır!!!! Hem de hiç de değil.
Çınar benim işimi engelleyecek mi? Evet, belki ya da ilk başlarda.
Aradaki dengeyi nasıl sağlayacağım? Zor olacak benim için.


Yeni açılan bir okul. (Bir önceki yazımda yazdığım anaookulu değil) O okulda müdür bir anne. Yemek istemediğinde, uyumak istemediğinde, canı yandığında, anne şefkati istediğinde soluğu benim yanımda almak isteyecek, biliyorum ve eminim.
Ben ise orada anneliğimi rafa kaldırmak zorunda kalacağım.
Çınar şaşıracak çünkü annesi orada daha farklı olacak, diğer çocuklar üzülmesin diye herkesin yanında ona sarılamayacak.
Anne ne yapacak? Kapının önünde anneeeeeeeeeee diye ağlayan bir çocuk sesiyle veli görüşmesi yapmak isteyecek mi?
Hayır!!
Dengeyi kurmak zor olacak.



Çınar'ın keyfi bu aralar tavan yapmuş durumda. Büyünce basketçi olacağım diyordu. Şimdi bunu destekler şeyler yaşıyor.
Önce Demir ile FIBA Dünya Basketbol şampiyonasında Türkiye'nin ilk maçına gitti. Sonra diğer maçları evde heyecanla izledi.  Şu an yine babasıyla Türkiye-Çin basketbol maçında.
Bu arada akşam uykularımız rafa kaldırıldı.


Evde sürekli basket oynuyor.
Yemek yiyip, uyuyup, boyunun uzamasını bekliyor. Boyu uzadığı zaman basket atabilmeyi hayal ediyor.
Umarım Çınarişkom, umarım, küçüçükken, 2,5 yaşındayken hedeflediğin boyundan büyük hayallerini gerçekleştirebilirsin minnoşum.


Fotolar cep telefonundan çekildiği için en net olanları bunlardı :(

19 Ağustos 2010 Perşembe

Fotoropörtaj//Okullu oluyoruz sanırsam :o



Bugünlerde yine içimde savaşıyorum kendimle. Bir diyorum ki 1 ay sonra tam 2,5 olduğunda yazdır anaokuluna. Diğer yanım da diyor ki sabah sıcak yatağından kalkıp evin içinde dolaşmak yerine kışın arabaya atlayıp okula gidecek.
Sonra da diyorum çok mu acıyoruz biz çocuklarımıza. Ne var  azıcık da üşüsün, azıcık da zorluk çeksin.

 Zor oldu benim için. Kararımı verdim rahatladım.
 Bir de işin içinde olunca biraz zor beğeniyor insan. Armutun sapı, elmanın çöpü derken üniversiteden hocamın açtığı okulda karar kıldım. Kesin tarihi belli değil ama yarım gün olarak bir süre devam edecek. Bu arada bakıcı ablamız da bizimle kalmaya devam eder.


Çınar namaz kılıyor :))

Eğitim programı ve başka okullarda olmayan pek çok eğitim köşeleri,  sınıfları çok ama çok güzel ve High Scope ile Reggio Emilia yaklaşımını benimsemesi ise cabası. Doğa ve bilim ağırlıklı bir eğitim anlayışı. Tek eksiği ingilizcenin sadece ders olarak verilmesi. Tercih meselesi tabii ama ben hep sadece ingilizce eğitim veren bir okul olsun istemiştim.


Gelelim fotolara. Çınar'ın bir günlük yaramazlık öyküsü. Bir günde içinde yaptığımız muzurluklar. Üstteki resimde kışlık şapkasını takmış havuza kar topu oynamaya iniyormuş öyle diyor :o



havuzda kar topu oynuyor :D




 bluzünün yakasını 10 cm daha genişletmeye çalışırken. aklınca soyunuyor.







imkansızı istediği anlar



....veee yatakta sızarak başlayan huzur

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Bıt bıt bıt


 

Sıcaktan kaçıp odama sığınan iri kara sinek beni rahatsız ededursun, havalar daha yaşanası hale geldi 2 gündür. Hatta dün akşam uzun zamandır hasretini çektiğim bir duyguyu yaşadım, üşüdüm.  Üşümek hiç bu kadar güzel gelmemişti. Oruç bu sıcaklarda sarsar mı diye endişeleniyordum ama hiç etkilemedi beni. Korktuğum başıma gelmedi.




Yemek yenmeyince hafta sonları ne kadar da uzun geliyor. Meğer yemek yemek günün ciddi bir kısmını alıyormuş. Çınar için de aynı şey geçerli. Pek yemekle arası yok yine. Hatta doktorunu arayıp iştah açıcı şurup mu versek diye bir danışacağım.

Bugün bakıcı ablasına "Sakın israr etme. 2 kez kafayı çevirdi mi sen bilirsin de, kaldır" dedim. Sonuçta ne değişiyor. 5 kaşık daha fazla yiyor. Biraz aç kalması lazım, açlığı görsün 3-4 gün sonra tıpış tıpış geliyor diye UMUT EDİYORUM :( İşimiz umutlara kaldı.
Yok yok takmıyorum yememesini :((((



Hafta sonları geldi mi babacı oluyor minik ördek. Babam aşağı, babam yukarı. Geceleri "beyaber uyuyam" diye ısrar ediyor. Baba dünden hazır. Teklifi kabul görünce "Baba şenin yatakta yatam" önerisi geliyor. Ohh o da kabul oldu.

 İşin enteresan yanı, bizimle beraber uyuyunca sabaha kadar tık yok. Hiiiç uyanmadan uyuyor. Bana iyi geliyor ama alışacak diye her zaman izin vermiyorum. Bunu 2 şeye bağlıyorum. Ya biz klimayla uyuyoruz, serin serin rahatlıyor ve odasında terlediği için uyanıyor ya da korkularının iyice arttığı şu günlerde bizim yanımızda korkmuyor.

Sese ve kokulara o kadar duyarlı ki her sesi, her şeyi soruyor. Ne kokuyoooy,  bu şeş, ne şeşi anneee?

Geceleri de köpek havlamaları, araba sesleri, davulcu sesi çok korkutuyor onu.
 Geçen uyandı. Bir yandan da gözler kapalı "Anne ben uçuyoooooom" diye ağlıyor. Rüya görmüş besbelli.
Nerde uçuyorsun oğluuuum diye soruyorum ama hala gözler kapalı uçuyooom diye ağlıyor. Sonra birden bire düğmeye basılmış gibi sustu, kendi yastığa attı ve uyudu.



Arabada giderken konuşma performansı en üst seviyeye çıkıyor. Geçen gün süre tuttum, maximum susma süresi 4sn. Bunun dışında mütemadiyen konuşuyor.
Bir yandan radyo, bir yandan Çınar'ın sesi aynı anda çekilmiyor. Radyoyu da kapattırmayıp aksine sesini iyice açtırıyor. Yolculuklarımız cümbüş yani.
Olsun, herşeye rağmen, sessizlik bile özletiyor sesini çok çeneli oğlum benim.




5 Ağustos 2010 Perşembe

Ufak notlar, T T'leri ikna yolları ve iki oyuncak

Yokum uzun zamandır, çok şey birikti.
Baktım da 3 hafta geçmiş en zon yazdığımdan bu yana.
Şu aralar gündemimizde sıcaklar mevcut. Tum hayatımızı olumsuz etkiliyor. Ben ömrümde Ankara'da sıcaktan boylesine muzdarip oldugumu hatırlamıyorum. Bunda yeni evimizin fazla gunes aliyor ve 15.katta oturuyor olmamizin payı oldukca buyuk sanırsam.

Çinar tüm gün salonda yiyor, oynuyor ve uyuyor. Klimanin yapay havası can damarımız şu ara.
Ördek gibi olduk. Gündüzleri bakici ablasi ona 2 kez duş aldıryıor, aksamları havuzda yüzüyor ve ardından yine duş aliyor.Sıcakla mücadelemiz çeşitli şekillerde devam ediyor. Evin küçük ördegi de bundan müthiş keyif alıyor tabiiiii :p


Banyoya girene kadar aramız terayağlı iskender kıvamında. Bana ihtiyacı kalmadığı anda"Çııııııııııııık, ben duş ayıyoyuuum" diyip bizi kovuyor. Çıkmadan 5 dk öncesinden psikolojik olarak hazırlıyoruz ki, muhabere daha sakin sonuçlansın.
Çıkmadan önce 10'a kadar sayıyorum ve suyu kendisinin kapatmasına izin veriyorum çünkü o zaman sessizce çıkıyor. Suyu kapatmak sanki çok özel, sadece büyüklerin yapacağı birşeymis gibi bir hava yarattım ki, suyu kapatmak icin can atsın ve böylelikle banyodan daha az ağlamayla çıkabilelim. Gerçekten işe yarıyor ama ;)



Çınar ve Demir haftasonu berberdeler


Bu 10'a kadar saymayı herşeyde kullanıyorum. Önce "Birazdan saymaya başlayacağım, haberin olsun" diyorum.Sonra  "10'a kadar saydigimda salincaktan iniyorsun ve eve gidiyoruz" diyorum ve sayiyorum. Eger itiraz ederse onu sevdigi birşeyden men ediyorum ve bu yüzden genelde kurala uyuyor. Uydugu zamanlarda aldigi sözel pekiştirecler onu muthis motive ediyor. Babasina kendi aramizda gizlice konusuyormus gibi yapip, saydiktan sonra hemen tamam diyip salincaktan indiğini anlatiyorum. Aman bizi dinlerken keyiften dört köşe oluyor.

Özellikle akşamlari uyumamak icin onun 50 takla, bizim de uyumaya ikna etmek icin 500 takla attigimiz durumlarda çok ise yariyor. "Eger 10 dediğimde kafanı yastığa koymamış olursan ben odadan çıkıyorum" diyorum. Bazen kafayi koyup uyuyor, bazen de "Ya anne ben büyümek isteniyonnn" diyerek isyan ediyor.
Çınar ve Demirr hafta sonu berberdeler.

Ravensburger'in ürünlerini cok begeniyorum. Hemen yeni aldığım bir materyali tavsiye edeyim. Colorama adlı oyun renk, şekil kavramlariını bir arada kullanmayi, görsel algi, dikkat, ayırt etme, eşleştirme becerilerini destekliyor. Şu anda içindeki zarları kullanmadan oynuyoruz ama 3 yaşından sonra zarlarla da oynanilabilir. Bunu alırken bir de Figurix diye bir oyun gordum. Ona da bayıldım. Onu 3 yaşından sonra daha rahat oynayacagi icin almadım henüz.
 Aldığım bir  kartlı oyuncak daha var aslında ama şimdi adını hatırlayamadığım için yazamıyorum.
O da bebegimenealsam.blogspot' a kalsın artık :)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Punk

Hani çocukların saçları ilk kez kısa kesildiğinde berberden saçlar dik dik şekillendirilmiş çıkarlar, ardından da anneler hemen o saçlarla fotoğraflarını çekerler. Bu geleneği bozmadım ben de.

Zar zor, babayla kavga dövüş, kısa olacak, hayır uzun olacak diye kavga ede ede gittik berbere. Ben kısa kestirmek istemiyorum, babası da başından aynı ezberi tekrar ediyor.
" Çocuğu Zeki Müren'e benzettin"! (Toprağın bol olsun Zeki Müren. Çok severdim seni.....)

Adamcağız ortasını yaptı yolladı. Haftaya daha da yaz moduna geçip iyice kısalacak saçlar. Yavaş yavş gözümü alıştıra alıştıra.


Kendimi salak gibi hissettiren diyaloglara, olaylara şahit oluyorum bu aralar.
Babası Çınar'ın sakız çiğnemesini istemiyor, son günlerde duyduğu kötü kazalardan dolayı. Çınar da yasakladıkça sakız diye deliriyor. Ne zaman ağzımda sakız görse "Anne şenin ağjında ne vay? diye sorar. Ben de o anda  aklıma gelen bir yiyeceği söyleyip "Kiraz yiyorum, bak yuttum" diyip ağzımı gösteriyorum. (Sakız dilimin altında tabii)
O da "hıııı" diyip gidiyor. Kek gibi her defasında aynı numarayı-kendimce- yapıyorum.

Dün sakız istedi kıyamadım. Nokta kadar verdim. Babası ağzında görünce kızdı Çınar'a.
Cevap şöyleydi: "Hayıy baba, ben kiyaz yiyoyuuum. Baaak , yok!!" ( Ağzını açıp gösteriyor)

2 dk sonra gelip bana da gösterdi "Bak anne şakıj yok" dedi ve sakızı dilinin altından çıkardı.
İşte o an kendimi salak gibi hissettiğim andır.
Sen kimi kandırıyorsun be kadın hey gidi hey!!
Aklımdan film şeridi gibi geçen, televizyonu çaktırmadan kapatıp "Aaaa elektirikler gitti", dikkatini dağıtıp çeşmeyi kapatınca " Sucu abiler suyumuzu kesti" dediğim, yemeğini yuttuğunda bacaklarının birden bire nasıl güçlendiğini, ikinci lokmaya kadar bacaklarındaki gücün tekrar gittiğinin hikayesini anlattığım anlar geldi.
Ben konuşurken nasıl da saf saf dinliyordu.

11 Temmuz 2010 Pazar

Akdeniz'den bir Çınar geçti!


Tatil demek akşamdan akşama gördüğü babayla çamların altında beraber öğle uykusu uyumak,  yerlerde beraber yuvarlanmak, havuzda "Annemle yüzücem" demek,  kolluklarla yüzmeyi öğrenmek, akşamları mini diskoda müzikle dans edip yeni figürleri öğrenmek, akşama kadar sudan çıkmamak demek Çınar için.

Evet, Çınar'ın ik gün sürekli sorduğu gibi "Bij neyeye geldik bij?"

4 günlük bir kaçamak yapıp, Antalya'da nadir rastlanacak "makul" sıcaklıkta bir tatil yaptık. Ben çok keyif aldım ama en çok Çınar sevdi tatilimizi.
Yolculuk kısmından itibaren akıllı uslu gitti, orada yemek saatleri dışında bizi hiç üzmedi, dönüşte de arabada dışarıyı seyrede seyrede geldi.
Odadan sabah çıkıp akşam geldik. Öğle uykularımızı çamlık alanda uyuduk. Zaten nerdeyse tüm öğleden sonrayı uyuyarak geçirdi, püfür püfür esen rüzgarın altında.


Akşamları uyku saatinde yatırmadım. Uykularımız da tatil yaptı. Gece 12'ye kadar otelin animasyonlarını seyrettik. Çok ilgisini çekti, müthiş eğlendi.

İzlediği her gösteride "Anneee,bij ne ijliyoyuz?" diye sordu. Bir türlü yüksek müzik eşliğinde sürekli dans eden, atlayıp zıplayan insanlara anlam veremedi. Ama anlıyormuş gibi de izledi.

Çınar biraz kilo verip, biraz esmerliğine esmerlik katıp, dolu dolu eğlenip, uyuyup geldi.


Bu tatilde şunları iyice anlamış oldum:

-O çok iyi bir gözlemci. Bunun sebebi çok temkinli olması. Kendini garantiye almadan hiçbirşey yapmıyor.
Mini diskoda ilk 2 akşam ablaları ve çocukları hiçbirşey yapmadan öylece, ağzı açık izledi. Hatta babası katılmıyor diye üzüldü.

 "Bekle" dedim. "Şu anda kayıtta. Yarın hepsini sergileyecek." Ertesi gün gerçekten de birden bire söküldü. Bütün şarkıların hareketlerini tıkır tıkır yaptı.


- Otele gidince tüm yemek düzenimiz alt üst oluyor. Yemekler çok güzeldi ama yediği tek şey et ve pilav oldu. O da azıcık. Meyve ve kahvaltı sıfırdı. Ben de karışım kahvaltı hazırladım, yedirdim.

- Yanımızda yabancı birileri varken sessiz durmayı yeğliyor ama yalnızsak hiç ama hiç susmuyor. Herşeyi, herkesi tek tek soruyor. Gördüğü herşeyi tanımlıyor hatta bizim esprilerimizi bile taklit ediyor.
Çok muzip bir çocuk.Büyüyünce çok eğlenceli bir çocuk olacak eminim.

Tatilden aklımda kalan bir dialog:

İlk gün oteli gezerken Serkan'la kendi aramızda konuşuyoruz.

Babası "Şurası Snack Bar herhalde" diyor ve fındıkkurdum hemen atlıyor:

-Hayıy baba, sinek değiiiiil öööömcek öömmcek (örümcek)!!!

28 Haziran 2010 Pazartesi

Başa mı döndük ne?

Nedir şimdi bu?

27 aydan sonra herşey bir anda başa dönebiliyor mu? Dönem dönem geri dönüşlerin yaşanmasını bekliyordum da bu kadarını değil.
Biraz önce Çınar'ı ayağımda sallarken aklımdan bunların hepsi birer birer geçti. Evet evet ayağımda salladım.
27 ayda ayağımda sallama sayım iki elin 10 parmağını geçmezken uyumayı reddettiği için çareyi sallamakta buldum. Uyuması 5dk bile bulmadı.


1 haftadır geceleri o kadar mı sık uyanılır? Dün gece 4'te yatmıştım. O saate kadar olan uyanmaları zaten ayakta olduğum için rahatsız etmemişti ama 4'te yatıp da sabah saat 6'da hala uykuya dalamamış olunca koymaya başladı.
Hep dişe veriyorum herşeyi. Sanırım yine diş.

Uzun zamandır geceleri bez bağlamıyorum. Birkaç kez gece kaldırdım artık kaldırmıyorum da. 12 saat kadar çişini tutabiliyordu ya da gece beni uyandırıyordu çişi gelince.
Bu sabah altına yaptığı için ağlayarak uyandı. Yine dişinden dolayı uyuyamadığı için çok derin bir uykuda geldiğini düşünüyorum.

Ben uykuya sabah 6.30 da geçebildim. yani herkesin uyandığı saatte. Çınar 10'da uyandı , ben 1. de. İnanamadım günün yarısı yatakta geçti. Hala kendime gelebilmiş değilim.

Yemeklerini yanağında bekletmeye başladı. Yemek yemesi 1,5 saati buluyor. Bakıcı ablamız ve ben de yiyeceklerini küçük parçalara bölmeye başladık. Yoksa 1,5 çarpı 3 = 4,5 saatimiz günde yemeğe harcanıyor.
Hem onun yararına hem de benim psikolojim açısından alışır malışır demeden eziyorum iri parçalı yemekleri napiiiiim!!!! Yoksa yemek saatleri tam bir işkence.

Eee tekrar soruyorum nedir bu şimdi? 
Ben terzi miyim kendi söküğümü dikemiyorum.
Neden bitti derken baştayız?

25 Haziran 2010 Cuma

5-6 saat daha istesem arsızlık mı ederim?



İşe tekrar başlamama 10 gün kadar kaldı. Araya anne-baba-çocuk üçlüsü olarak gideceğimiz bir tatil programı sıkıştırmamız lazım. Ama yapacak o kadar çok işin arasında tatile nasıl çıkacağız bilemiyorum.

Gündüzleri evde zamanımın bir kısmını çalışarak geçiriyorum ama asıl geceleri benim oluyor. Herkes uyuduktan sonra-takribi 12 civarı- ev sessizleşiyor. Ne tv sesi, ne insan sesi. Sadece mevsime inat sürekli yağan yağmurun kokusu ve camdan gelen serinlikle çalışıyorum. Uykum gelse de zorluyorum kendimi. Çünkü seviyorum gece çalışmayı. 3 gibi yatıyorum.



Sabah Çınar kahvaltısını yaparken ben uyuyor oluyorum ama kendimi suçlu da hissediyorum. Sanki Çınar'ı başkasına emanet edip keyif yapıyormuşum gibi hissediyorum. Ama bakıcı ablamız ile evde beraber olmak her zaman ele geçmez. Ben de 2 senenin acısını çıkartıyorum. Bahanem de var: Napıyım gece çalışıyorum :))

Çınar bu aralar kartlı oyunlarla vakit geçirmekten çok hoşlanıyor. Özellikle eşleştirme kartlarıyla aynı nesne resimlerini eşleştiriyoruz. Hayvanlarla yavrularını eşleştirme kartlarımız, ilişkili nesne kartlarını birleştirme oyunlarımız vaktimizin çoğunu alıyor.

Bir de Lego Duplo serisinin Construction Site ürününü çok sevdi. Takıyor, çıkarıyor, insan figürlerini konuşturuyor, inşaat yapıyor. Bazen bizimle, bazen yalnız başına takılıyor.

Bunların dışında şu linkteki renk eşleştirme kartlarını indirdim laminasyon yaptırdım. Sadece eşleştirme yapıyoruz ama isimlerini vermiyorum henüz. Bir tek kırmızıyı biliyor zaten. Onu da ben öğretmedim; kendi kendine öğrenmiş. Şimdilik 3-4 ay daha renk öğretmeyi düşünmüyorum.


Dün hem Çınar hem benim için bol misafirli ve eğlenceli bir gün oldu. Akşam iş çıkışı Burcu Arda'yı kapıp geldi. Bol bol zıpladılar, kikirdediler. Arada kavga ettiler, sonra unutup tekrar oynadılar. Bir ara sakin sakin masada resim yaptılar. Tam o gitti diye üzülürken 10 dk sonra bir baktık Sibel kapıda kucağında Emre'yle. Ne güzzeeell. Çınar sevinçten coştu.


Genelde lego oynadılar. Arabalarına çivilerden park yapıp, park ettiler. Birbirlerine patlamış mısır yedirdiler :))) Aslında Çınar yedirdi. Çünkü hala 12,5 tan 15 (şu anda tek azı ve 2 köpek dişi patlıyor) çıktığı için mısır sert geliyor prens beye. Çok nazikiz çok.



Çalışacak,okuyacak o kadar çok şey varken, evdeyken evle ilgili yapmak istediğim pek çok şey varken, bol bol fotoğraf çekmek isterken ve bir de Çınarişkomla gezmek, eğlenmek, oynamak isterken nerden başlayacağımı bilemiyorum.
Aşk-Memnu finalinin ardından ufak bir değişiklikle noktalıyorum.
Sermin kaçar!

23 Haziran 2010 Çarşamba

"Çocuğun yediği helal, giydiği haram"mış!!

Merviş ve Ayça beni mimlemişler. Ayça bir akşam gelip, sırıtarak "Seni mimleyeceğim hadi cevaplama bakalım" diye beni tehdit etmişti. Artık iş başa düştü :P Buyur Ayçam.


1)Nasıl giyidiriyorsunuz?

Rahat ve ince. Kendim kalın giyinmeye gelemediğim için bebekliğinden beri kendim nasıl giyiniyorsam Çınar'ı da kendi vücut ısımı baz alarak giydirdim. Kışın da dahil.


Şimdilerde uzun pantolon giydirmiyorum, bunalmasın diye. Genelde şort, bermuda üstü kolsuz, ya da ince kısa kollu tişört. Yazın favorilerim arasında tek parça tulumlar geliyor.

Evde genelde kilot-atlet ya da sadece kilot şeklinde geziyor :)) Evimiz fazla sıcak oluyor.


Bir de benim çoraba alerjim vardır. Daralırım. Mümkün olduğu kadar evde Çınar'a kışın çorap giydirmiyorum. Alışşın yere çıplak basmaya diye.

Yazın zaten çoraplar dolaptan hiç çıkmıyor.

Bazen ayakkabının cinsine göre ayağını acıtmasın diye giydiriyorum.

2) Marka mı, pazar mı , semt butiği mi...? Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?

Özellikle marka olsun diye değil ama modellerini gerçekten çok sevdiğim için bir de gezip nerede, ne var diye bakmaktan pek hoşlanmadığım için doğruca gider alırım.


Tercihlerim Zara, Gap, Mothercare, Smyk ve denk gelirsem C&A. Bir de Mckays diye fabrika satış mağazalarında ya da sosyete pazarlarında satılan bir marka var. Onları da denk gelirsem alıyorum. Çok kaliteli ve modelleri çok güzel.

Mothercar'de artık bizimkilere göre çok güzel şeyler bulunmamaya başladı. Ama tek parça tulumlar 36 aya kadar oluyor. Hemen bittiği için sezon başında hemen alıyorum. Bu sene de öyle yaptım. Zira dediğim gibi anında bitti.
0-36 aylık çocuğu olanlara ısrarla tavsiye edeceğim tek giysi bu tutumlar. Müthiş rahat hem anne hem çocuk için.





Ayakkabılar ise Nike alıyorum genellikle. Bu sene Strike Ride'lardan aldım ama biraz dar geldi sanırım. Kalıpları dar onların.

Crocs ise favorim. Çok rahat etti.


3)Haftada 3-5 defa camaşır döndüren makina canavarlarının cicilerini ütülüyor musunuz?

Küçükken daha titizdim bu konuda. Ama şimdi bakıcı ablamız ütülüyor hepsini. O olmasa yapar mıyım? Emin değilim.

Hafta sonları çamaşır askısından alıp giydirdiğim çok oluyor. Çok kırışık olmadığı sürece sorun değil.

4) Terlik mi, sandalet mi?

İkisi de. Crocs'unu terlik olarak kullanıyor genelde.

Sandalet de gezmeye giderken falan giydiriyorum.

5) Şapka sorun mu? Nasıl çözüyorsunuz?

Yok. Sağolsun Çınarişkom itiraz etmez şapkaya.

Hatta ben unutursam kendisi söyler "şapka tak" diye.




6) Mayo kullanıyor musunuz? Öneriler?




Evet. Mothercare'in mayolarını seviyorum. Bu sene tuvaletini söylediği için dar, boxer tarzı mayolardan almıştım ama 24-36 ay büyük geldi.

Ben de geçen sene aldığım su sızdırmayan mayosunu giydirdim. Hafif küçük gelse de yine de idare etti. Amaç kapatmak olunca işe yaradı işte :)

Onları pek sevmiyorum aslında. Çünkü suyu iyice emdiği için kurumak bilmiyor.

Zaten çocuklara 2 tane mayo almak lazım. Islak kalmamaları için.

Burcu Kipa'nın mayolarını tavsiye etmişti. Gidip bakamadım. Bulursam onlardan alacağım.


9 Haziran 2010 Çarşamba

Güne Merhaba


Ben evimi, Çınar babasını, bakıcı ablasını ve oyuncaklarını özlemiş. Didim'deyken hiiiç babasını sormayan yazlıkçı ördeğimin babasını özlemediğini düşünmüştüm.
Havaalanında onu gördüğünde, bacaklarının önünde kafasını eğip durdu ve babasının tepki vermesini bekledi. Babası da tepkisiz gülümseyerek durdu. Sonra üzgün üzgün kafası eğik, elleriyle oynamaya başladı. Babadan gelen "hadi sarıl oğlum" tepkisiyle ona bir yapıştı pir yapıştı. O andan beri yapışık geziyorlar.

Beni istemiyor, sürekli bana "anne giiiiiiiiit" diyor ve babasıyla oynuyor. Ben de bu durumdan pek şikayetçi değilim açıkcası.

Döndüğümüzden bu yana biraz agresif takılıyor. Agresifliği tatil dönüşü olduğu için desem evde olmaktan da müthiş keyif alıyor. Anlayamadım. Oyuncaklarını o kadar özlemiş ki birini alıyor, öbürünü bırakıyor. Yarım saatte 6 oyuncak birden değiştiriyor.
Acaba diyorum hala çıkamayan dişlerden mi? Azı dişi 3 aydır mor bir şekilde çıkmayı bekliyor.



Bir diş hekimi komşumuza dişlerle iglili kendi doktorumuza sormayı unuttuğum şeyleri sordum. Mesela hala neden 12 dişi olduğunu sordum.

Halk arasında söylenen şeyin doğru olduğunu ne kadar geç çıkarsa o kadar geç kaybedeceğini söyledi. 3 yaşına kadar yolu varmış. Endişelenecek birşey yokmuş.

Fırçalama ve diş macunuyla ilgili öğrendiklerimse şöyleydi. İlla 3 kere fırçalamaya gerek yokmuş. Yatarken ve sabah kalkar kalkmaz fırçalamanın önemli olduğunu, ama bisküvi ve çikolata gibi şeyler yedikten hemen sonra fırçalanması gerektiğini söyledi. Biraz daha büyüdükten sonra günde 3 kez fırçalamalıymışız.
Diş macunu yutmak çok da sorun değilmiş. Zaten onlar için üretilen macunlar yutulabilir özellikteymiş.


Geçen oyun oynarken yemeğe çağırdım. Arka arkaya pek çok defa söylemişim olacağım ki Çınar'dan gelen şu sözlerle birden çarpıldım.
-Yaaa anne bi şuş yaaa, bi şuş yaaa!!!! Oyun oynuyoyum!!!!
Anladım ki artık o bir bebek değil. O bayağı bayağı bir çocuk. Bana itiraz eden, kendi fikirleri, mantığı, planları olan...
Halbuki Ayça ile anaokulu araştırmalarımız sırasında Demir ve Çınar önlerinden geçen çocuklara şaşkın şakın, ağızları açık bakarken ne kadar da küçük görünmüş, anaokuluna gönderme konusunda kafamda "acaba" baloncuğunun belirmesine neden olmuştu.
Bu baloncuk aldığım bu cevapla bir daha gelmemek üzere söndü.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Chokella




16 yıldır her dönüşümde üzülmüşümdür ama bu sefer daha bir koyuyor sanki. Bu sefer Çınar acısını çıkardıgı için midir yoksa o mutlu oldugu için ben daha da mutlu oldugum için midir bilmem ama kaç gün kaldıgını saymak bile istemiyorum.

Ankara'dayken evden dışarı cıkmak icin yarım saat dil döktüğümüz küçük beyefendi burada eve girmiyor yine.
Bir bakıyorum bir komşu almış Çınar'ı götürüyor, bir bakıyorum başka birisiyle geliyor. Burada toplu yaşıyormuşum hissi oluyor bende. Ben seviyorum ama Çınar önceleri hiç sevmedi. Şimdi de bunu kullanıyor cüce.

Kendisine ilgi gösterilmesinden pek hoşlanmaz, özellikle yabancılarla ilk karşılaştığında kafasını nereye sokacağını şaşırır ya da birden bir çığlık atarak tepki gösterir. İşte tam da bu noktayı Çınar kullandı burada. İlk başta birden bağırınca anneanne, dede, konu, komşu kim varsa güldüler. Bu sayede çığlığın volümü yükseldi ve sıklaştırdı. Ben ne kadar bu davranışı söndürmeye uğraşsam da, annemleri kontrol etsem de komşulara ayıp olur diye "Gülmeyin, tepki vermeyin" diyemiyorum.

Bir de yemek sırasında her gören "Çınar ne yiyorsun, aaaa yemek mi yiyorsun, yemezsen ben yiyeceğim" türünden laflar edince Çınar güzel güzel yiyorsa bile hooop ağzındakini çıkardı. Ben de sıcakta evin içinde yedirerek çare buldum bu duruma.

Abant'a iş gezisi olduğu için kalabalık bir grup gitmiştik. Masanın başında oturan ve kaplumbağa hızıyla yiyen esas oğlanın yanından geçen 40 kişinin 40'ı da "Hadi yemeğini bitir bakiiiim, Aaaaa bitirmedin mi?" dedi. Çınar bu yüzden 3 gün aç yaşadı. Bu nasıl bir psikolojidir anlamıyorum, anlayamıyorum.

SONUÇ:

Neymiş? Yemek yiyen çocuk görünce yokmuş gibi davranacakmışız.

28 Mayıs 2010 Cuma

Denizci



-Anneee döjüme havuj kaçtııı!!(gözüme havuz kaçtı)


Bilinçli olarak denize girdiği ilk deneyimin spot cümlesi.

Ne yapıyoruz?

Çınar: Sürekli ama sürekli konuşuyor. Etrafımızdaki bütün komşuları çenesiyle bıktırdı. Cidden ama, insanlar bıktı.

Bu akşam karşı komşuyu uzun bir süre

*şen napiyo şen?

*nemoo(memo) şenin adın ne?

*şen nemane yiyoşun (neler yiyorsun),

*ben yuk-aşaaa indim, tendim indim. (yukarıdan aşağı indim)

cümle kalıplarının sırayla 10000 kez tekrarlanıp araya yeni cümleler, yeni sorular ekleyerek Çınar'ın mütemadiyen, nefes almadan soru sorup birşeyler anlatması sonucu adamcağız " Yaww siz bunu susturdunuz, hiç konuşturmadınız da çocuk patlıyor mu şimdi" diye bıkkınlığını dile getirdi. Konuşacak şey bulamadığı zaman "şen napiyo şen" diyor.SÜREKLİİİ!!!

Bunun dışında hortum tam gün mesai yapıyor. Sulanmadık yer kalmadı.

Açık hava çarpmış olmalı ki gece (maşallah) süper güzel uyuyup, gündüzleri de nerdeyse tüm öğleden sonra uyuyor. Artık gidip uyandırmak zorunda kalıyorum.
Herşey güllük gülistanlık değil tabii. Arada sinir krizleri geliyor, bağırıyor. Bazen kimsenin kendisiyle ilgilenmesini istemiyor.Bu durumlarda isteklerini kızmadan, güzelce söylemesi için yönlendirmeye çalışıyorum ama tabii benim dışımda pek çok kişi var etrafta. Bu tür ortamlarda çok zor. Hele ki yemek yedirirken ve bu tür problem davranışlarda. Görmezden gelinemiyor ben ne kaar istesem de.

Bu sefer oyuncak getirmedim çok fazla. Sadece birkaç araba, oyun hamuru, kalem ve kitaplar. Bunun dışında oyuncağa gerek yok zaten.
Yapraklarla sıralama yapıyoruz, taşlardan büyük-küçük olanları ayırt ediyoruz, çiçekleri kokluyoruz, çilek tarlasından çilek topluyoruz, kaplumbağaları, kurbağaları canlı canlı gözlüyoruz, toprağı doldurup,boşaltıyoruz, denize taş atıyoruz, ıslak kumdan şekiller yapıyoruz ve balık tutanları seyrediyoruz.
Oyuncaklardan çok sıkıldım artık. Çocukları hazırcılığa alıştırıyormuş gibi geliyor. Tabii bazen boş boş dolandığımız da oluyor. Çınar bu arada gördüğü herşeyi soruyor.
Bu timin evi?
Bunun adı ne?
Fu ne fu?


Yarın inekten süt sağılmasını izleyeceğiz. Burada köylülerin bağa, bahçeye salıp otlarla besledikleri inekler var. Onların sütünden yapılan yoğurdu yedikten sonra anladım ki ben bugüne kadar yoğurt yememişim. Resmen kaymak tadında.
Bir de sabah kahvaltısı için annem Çınar'a kaymak yapıyor, bu sütten. O zaten anlatılamaz bir lezzet ve doğallıkta. Aynısı çilek için de geçerli. Şimdi Ankara'dakileri düşündükçe bize resmen çilek görünümlü sert birşey yedirdiklerini anlıyorum. Bizi kandırıyorlar!
Hafta sonu Abant gezisinde Çınar evin dışında biryerlerde kalma fikrinden hiç hoşlanmayıp tuvalete girmeyi, yemek yemeyi reddetmişti. Sürekli eve gidelim dedi durdu 2 gün boyunca. Didim'de de aynı şey olacak diye korktum ama neyse ki anneanne ve dede burada olunca ve ev ortamı olunca evimizi çok aramadı. Arada bir eve gidelim diyor ama unutuyor.
Neyse biz bir süre daha buradayız. Öbür haftaya dönüyoruz.
Gitmek için iyi bir neden babamıza kavuşacağız.
Tekrar girip yazabilir miyim bilmiyorum ama bu Çınar'ın babasına özlemini gidermesi için bir hediye olsun.





18 Mayıs 2010 Salı

Yeni Sezon


Benden geçti demek istemiyorum ama üstüme bir rehavet çöktü. Nete giremiyorum, blogumu çok boşluyorum. Yılda 1-2 kez geliyor bu yalnızlık isteği. Sonra tekrar başlıyorum.

Gerçi çok ama çok yoğunum.

İşten eve gel, Çınar'ı yıka, yemek yedir, oyna, uyut..... Sofrayı topla, dağınıklıkları topla......

Okumam gereken şeyler, çalışmam gereken bir sınav ve saat 2. Sonra uyu ve sabah aynı tempo baştan.



Çınar büyüdü, her gün yeni beceriler edinmiyor. Belki de ondan. Ne yazacağım?

Yeni becerilerimiz öğrendiği yeni kelimeler, yeni cümle kalıpları.

Bağlaçlara geçti artık. Şimdilerde herşeyin arasına "ve" ekliyor.

-Aakadaşlarıyımı göydüm ben. Demiy'i veee Ayda'yııı veeee Emye'yi göydüm di mi anneee di miiiii?

Her cümlenin sonuna "di mi anneee di miii" mutlaka eklenecek, olmazsa olmaz.

Özel bir şey isteyecekse "anneciiiim" oluyorum yoksa "anneaaaa!!!!"

Cuma'dan itibaren yazlıkçı ördek moduna geçiş yapıyoruz. Benim projelerim bitti bu yüzden işe ara verdim. Cuma Bolu'ya kaçamak ardından Çınar ve ben anneanneyle dedenin yanına gidiyoruz.
Bu sene çok daha keyif alacak biliyorum.



Akşama kadar bahçe sulayacağını ve bir leğeni doldurup içine koyduğu oyuncaklarını doldur-boşalt yapacağını şimdiden görebiliyorum.

Tek dileğim temiz hava biraz iştahına iyi gelse.
Didim'den bildirmek üzere.