
22 Kasım 2008 Cumartesi
Biraz keyif için

19 Kasım 2008 Çarşamba
8.ayımı Arda ile kutladım

Dün itibari ile Çınar 8 aylık oldu. Doktor kontrolümüz gayet iyi geçti. Aşı olmadığı için boy, kilo, genel sağlık kontrolü ve öneriler şeklindeydi. Çınar muayene sırasında gözleri dolu dolu azıcık dudakları büzdürmüştü ki ben imdadına yetiştim. Genelde sakin oluyor muayene olurken ama steteskopla karnını, ciğerlerini dinlerken dudaklar düşüveriyor hemen :))
Yemek yeme düzenimizi birazcık oturttuğumuz için Çınar bu ay tam 500 gr alıp 8.340 gr olmuş. Gelecek aydan itibaren baklagiller ve balığa, bu ay muza başlayacağız (Ben zaten muz veriyordum o ayrı.) Bir dahaki kontrolümüzde yine aşı olmayacağı için 10. ayda gelin dedi doktorumuz.
Akşama oğlumun arkadaşı Arda bize geldi. Bir de küçük bebişimiz Naz vardı. 3 aylık Naz'ın yanında kocaman geldi bizimkiler gözümüze.
Ben sofrayı hazırlama telaşında olduğum için onların oyunlarına kısa kısa tanık oldum hatta şu videoyu çekerken ve Çınar Arda'yı böyle saf saf seyrederken nerdeymişim diye düşündüm. Böyle saf saf durup arada aktırmadan Arda'nın saçını çekti. Arda pek tepki vermedi , oyununa devam etti. Biz çok güldük bu duruma ama büyüyünce de yaparsa o zaman Burcu'nun güleceğini sanmıyorum ;)
Fotoğraf çekmek için çağırdığımızda hangisi kafasını çevirirse diğeri onun elindeki oyuncağı hooop alıveriyordu. Önlerinde bir sürü oyuncak varken birbirlerinin ellerindeki pek bir kıymetli oldu. Ööööyle ellerinden alıp durdular. Oyuncak bir onun elinde, bir öbürünün.
Çok masum ve çok şekerdiler.
Diziyi takip ediyor diye Burcu'ya kızan ama Burcu'dan daha dikkatli izleyen Volkan'a aşağıdaki resmi hediye ediyorum. (gizlice çektim ehe!)
Gönderen
Sermin
zaman:
12:43
10
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim, Günce
16 Kasım 2008 Pazar
Mr. Çınar

Teyzesinin doğumgünü şerefine taktık, takıştırdık ana oğul. Oğlum çekti gömlekle kravatını, canti canti eşlik etti bana. Önce inceledi boynundan sarkan uzantıyı, çekti çekiştirdi. Koparamayınca savaşmaktan vazgeçti.
Erkekime bu güzel kravatı ve ayrıca papyonu taaa Antalya'lardan alıp, getiren Sardunya'ya da Çınar adına teşekkür ederim.
Çınar bu 1 haftada çok değişti. Hızla büyüyor ve ben hızına yetişemiyorum.
Gel-gel yapmayı öğrendi. Her akşam camın önünde dışarıyı seyredip, babamızı beklerken" gel oğlumun babası gel gel" tekrarları sonucunda bir baktım o da gel gel yapmaya çalışıyor. Bir yandan da elini seyrediyor :)) Şimdi akşama kadar sürekli gel-gel çalışmaları yapıyor. Bir de birşeyi istediğinde "ver" anlamında kullanıyor bu işareti. Kucağa alınmak istediğinde de uzaktan bize gel gel yapıp kollarını bize uzatıyor. Gel de alma!
Gitmek istediği kişinin kucağına doğru atlıyor. (Bunu sabırsızlıkla bekliyordum.)
Heceleri çok çeşitlendi. Sürekli konuşma halinde.
Karşılıklı top oynuyor. Topu tek eliyle tutup bana doğru atmaya çalışıyor ama yana doğru gidiyor.
Adımlamayı pek beceremiyordu. Kollarından tutunca yavaş yavaş adım atmayı öğrendi.
Emekler gibi pozisyonlayınca öyle kalıyor. Hiiiç kımıldamıyor. Ne yapacağını şaşırıyor sanki biraz. Şimdi yavaş yavaş poposunu ileri geri oynatıyor.
Nesneleri kutunun içinden tek tek çıkarıyor ama içine henüz koyamıyor. Bunun için daha erken zaten. Karşılıklı oturup kutudan küpleri çıkarma ve "ver "yönergesine uyma oynuyoruz. 10 yıl süresince öğrencilerimle her gün defalarca kez çalıştığım nesneleri kaptan çıkarma, doldurma etkinliğini Çınar'la yapmak bir garip geldi.
Milyonlarca kez çalıştım, milyonlarca kez elime aldım o kutuları. Mağazaya gidip de o içiçe geçen kutuları, sallabaşı, küpleri, şekil kutusunu görünce içim daraldı. Oyuncak gibi gelmiyor onlar artık bana. Seviyorum mesleğimi ama o kadar çok tekrar gerektiriyor ki engelli bir çocuğa sıfırdan yeni şeyler öğretmek, evde materyalleri gördükçe tekrar tekrar yaşıyorum seansalrı. İçiçe koymaya çalışıyorum kutuları, kutunun içine koyduğum bir nesneyi aylarca çıkarttırmaya çalışıyorum öğrencilerime, tuturmaya çalışıyorum sallabaşın halkasını, 2 küpü üst üste koymak için onlarca tekrar yapıyorum.
Çok zevkli, çok tatmin edici, hele ki verdiklerini almaya başladığında tadından yenilmiyor bu iş ama aynı şeyleri yıllarca her gün, farklı çocuklarla da olsa tekrar etmek sersemletiyor insanı. Bir süre sonra sen de rezim çizeceğin zaman çöp adam çizmeye, bulaşık yıkarken "kırmızı balıııık gööölde" diye şarkı söylemeye başlıyor hatta bunu kanıksıyorsun.
Normal gelişim gösteren çocuklar hep çok zeki gelmiştir bana. Halbuki normal sınırlar içerisinde becerilere sahip olmakla ne kadar da şanslılar,bu azınlıkmış gibi görünüp ama bana çoğunlukmuş gibi gelen "farklı gelişim gösteren çocukların" arasında.
Çok şanslıyız çooook. Her gün dualar ettim hamileyken. Sadece "normal, sağlıklı" olsun dedim. Allah'ıma binlerce şükür dualarım kabul oldu ve onunla oturup kutunun içinden nesneleri çıkarmak bana gerçekten çok garip geliyor. Verdiğini hemen öğreniyor ya, çok güzel bir duygu bu.
Ben hala her gece dularımda tüm farklı gelişim gösteren çocukların yaşıtlarının gelişimlerini yakalaması ve aillerine güç kuvvet vermesi için Allah'a dua ediyorum. Çok güzeller...Çok sevgi dolu, verdiğin en ufacık ilgiye, sevgiye karşılık veren çocuklar onlar.
Çıkamadıkları merdivenleri bir an önce pıtır pıtır tamamlamlar umarım.
Gönderen
Sermin
zaman:
10:31
24
yorum
Etiketler: Eğitim, Ne zaman neler öğrendim?
13 Kasım 2008 Perşembe
Bugünün Şerefine
Bugünün şerefine içiyorum sütümü babacığım!
Geçen doğumdügünde sana annemin karnından mektup yazmıştım. Bu sefer ki daha farklı benim için.Çünkü artık seni görüyor, duyuyor ve kokunu hissedebiliyorum. Sana bakınca kendimi görüyorum. Sanki senin gözlüksüz halin gibiyim. Ama şunu kabul et ki "senden daha yakışıklıyım, ehe!!!"
İyi ki doğmuşsun babacığım. Eve gelir gelmez beni yanına alıp "hadi beraber üstümüzü değiştirelim oğlum" diyip götürüyorsun, benimle oynuyorsun, geceleri "ıh" desem saniyesinde başımda bitiyorsun, beni tüm kötülüklerden korumaya çalışıyor, akla gelebilecek tüm kaza olasılıklarını düşünüp endişeleniyorsun hatta bazen bunu abartıyorsun. Annem benden ufacık şikayetlense hemen" şikayet etme oğlumu, benim oğlum bir numara" diyorsun.
Biliyorum annem izin verse geceleri beni ortanıza alıp bana sarılarak uyuyacaksın. Ben de seviyorum seninle uyumayı. Geceleri ağladığımda sadece senin kucağında sakinleşmemden ve orada uyumamdan belli değil mi? Akşamları senin işten dönmeni iple çekiyorum. Eve gelir gelmez ağzımın kulaklarına değmesinden belli değil mi? Gelsen de oynasan, beni ısırsan diye bekliyorum her akşam. Eve gelir gelmez çıldırmamı annem biraz kıskanmıyor da değil hani.
Babamsın sen benim.Aynen senin dedeme duyduğun hayranlık gibi ben de sana hayran olacağım büyüdüğümde. Seni kendime model olacağım. Senin gibi başarılı ve akıllı olacağım.
Şimdilik en büyük hayalin cumartesi günleri beni işe götürmek, beraber araba yıkamaya gitmek, fenerbahçe maçlarına gidip sesimiz kısılana kadar bağırmak (her ne kadar büyüyünce cimbomlu olacaksam da), elele tutuşup gezmek, biliyorum. Ben de istiyorum bunları babişkom, ben de. Az kaldı şunun şurasında, yürür yürümez bir kısmını hemen yapacağız.
Sen babam olduğun için ve sizin gibi bir ailem olduğu için çok mutluyum. İyi ki doğmuşsun babacığım. iyi ki annemi tavlayıp (annemden not: ehe!!) onunla evlenmişsin ve iyi ki beni dünyaya getirmişsiniz. Beni de dünyaya getirince işte şimdi tam süper olmuş.
Bu not bebişkodan dünyanın en harika babişkosuna. Doğum günün kutlıu olsun!!!Beraber nice nice nice yaşlara.
Not: Bu akşam iş çıkışı annemle beraber seni Liva'da bekliyor olacağız. Sana limonlu pasta ısmarlayacağım. Parasını da bayram harçlığımdan vereceğim. (Büyüyünce bu organizasyonu baba-oğul yapalım ;-))
Sevgiler...
Erol Çınar
Gönderen
Sermin
zaman:
12:59
11
yorum
Etiketler: Aile, Baba olmak, Özel Günler, Video
9 Kasım 2008 Pazar
Oğlumsuz Gezmelerdeyim
En son sinemaya Çınar doğmadan 2 ay önce gitmiştik. Ta ki dün akşama kadar. Babaanne ve dedeyi çağırdık. Çınar'ı 8 gibi uyutup çıktık.
.jpg)
6 Kasım 2008 Perşembe
Büyüdükçe değişen oyun tercihleri
Geçen oyun minderine bırakıp biraz kendi başıma takılayım dedim ama Çınar'ın çıkardığı tısıl tısıl sesler üzerine yanına gittim. Bir baktım ki 2 dakika içerisinde oyun minderini 8 şekline getirip kendi de aralara bir yerlere sıkışmış. Neyse ki kendine nefes alacak bir boşluk bırakmış. Yüzüne gelen minderi çekip açmış.
Kan ter içinde kalmış o kadar kısa sürede. Bravo diyip kutladım patronu ve minder yerine boğuşacağı oyuncaklara ihtiyaç duyduğunu anladım. Bu genelde babası ya da ben oluyorum ama bizim yerimize alternatif bir oyuncak da bulmamız lazım.
"Konuşan Eğitici Köpek Puppy" gibi "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Köpek Duddy" yok mu acaba? Gerçi akşam eve gelince bu genelde "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Adam Babby" ye dönüşen bir babamız var ama o sadece akşamları :((
Sanki Çınar'la vakit geçirmekten şikayet eder gibi oldum ama yok öyle değil oğlum. Şimdi sen büyüyüp de bunları okuyunca annem benimle oynamaktan sıkılırmış diye düşünme sakın. Sadece bazen hiçbirşey düşünmeden boş boş tavana bakarak yatmak istiyorum. O kadarcık.
Gönderen
Sermin
zaman:
00:41
6
yorum
Etiketler: Günce, Oyun-Oyuncak
4 Kasım 2008 Salı
Aile Bireyleri Mobili
Gönderen
Sermin
zaman:
06:22
10
yorum
Etiketler: Eğitim, İlham gelince
2 Kasım 2008 Pazar
Yine :((
Yine hasta Çınar. Yine nefes alamıyor, yine uyuyamıyor.
Bir de şu çıkmaz olası dişimiz de bir türlü çıkamadı ve çok huzursuz.
Tüm gün sürekli tiz bir sesle çığlık atar gibi inledi durdu.
Gece doğru düzgün uyumadı.
İlk kez bu gece evde (dışarıdayken olabiliyor ama evde hiç olmazdı) emerken uyuyamadı ve tam dalacakken ağladı kaç kez. Yanına yatıp şarkılar söyleyip, hafif pışpışlayarak uyuttum.
Biraz da ibufen verdim rahat uyusun diye.
Benim de gözlerim acıyor uykusuzluktan ve yorgunluktan. İnsanda moral de bırakmıyor tabii sürekli huzursuz ve yemeklerini yemeyen bir çocuk -ki Çınar normalde akıllı, uslu, hiç huysuzluğu olmayan bir çocuktur.
Bir yeri mi ağlıyor diye kaygılanıyor insan. Bir de üstüne biraz önce Burcu'nun yazısındaki o küçük kızı okudum. Ne uyuyasım, ne oturasım var.
İnsanlar iyice kafayı yedi artık. Hastalıklı bir toplum olduk çıktık. Yok mu bu insanların hiç çoluğu, çocuğu, yeğeni.... Nasıl yapar bunu bu insan... Asmayı bırak canlı canlı yakmak ya da çin işkencesi yapmak lazım.
Keşke okumasaydım.
Neyse...
30 Ekim 2008 Perşembe
Yeni hecelerimiz ve uykusuz geceler


Gönderen
Sermin
zaman:
06:29
9
yorum
Etiketler: Dişler çıkarken, Ne zaman neler öğrendim?
22 Ekim 2008 Çarşamba
Yeşillendik
Baharın son günlerinde son sıcakları değerlendirip Ahlatlıbel'e gittik ana-oğul.
Yerde bir güzel yuvarlandık, yemek yedik, güneşlendik, oynadık, kitap okuduk. Çok eğlendik. Çınar çok keyif aldı bu açık hava aktivitesinden.
-Bol bol fotoğraf çekildik, kendi kendimizi çekmeyi de unutmadık.-
Giderken oradan hiç ayrılasım gelmedi çünkü bir daha böyle bir havayı ancak ilkbaharda görebileceğiz ve o zaman Çınar yaşında olacak. Yürümeyi öğrenmiş olma ihtimalini de düşünerek battaniyenin üzerinde yuvarlanmak yerine, peşinde koşturacağımı tahmin ediyorum.
Mevsimler değiştikçe Çınar'ın da farklı bir gelişim evresinde olacağını bilmek ayrı bir keyif veriyor. Tadını çıkara çıkara geçsin mevsimler. Tadını çıkara çıkara büyüteyim oğluşu. Öpe koklaya, mıncıklaya mıncıklaya, ısıra ısıra....
21 Ekim 2008 Salı
Teşekkürler Simoş'um!
"Simoş'uma ve ayrıca Serbay'ıma da teşekkkür ederim. Neden mi?"
Öncelikle küçücük başıyla örgü örmeyi öğrenip Çınar'a bu güzel atkıyı ördüğü için.Rengi ve kusursuz örgüne bayıldım.
Çınar'la güzel güzel oynayıp ona da değişik birkaç gün yaşattığınız için."
Bu aralar vakit jet hızıyla geçiyor sanırım. Büyük bir koşuşturmaca içindeyiz oğlumla.
Geçen hafta babamız yine bizi bırakıp şehir dışına çıkınca oğlumla beraber teyzesinde kaldık. Çok güzeldi.
Ortamı yabancılamadı ve kimseye gidince ağlamadı. Özellikle Simay'da gözünü ayıramadı. Teyze ana yarısıdır dediklerinden olsa gerek teyzesiyle pek bir kaynaştılar.
Simay Ablası onunla ilgilenirken büyük çocukları olanları düşündüm. 2. çocuğu büyütmesi rahat olurmuş. Ama özellikle ilki kız olursa.
Benim de böyle büyük bir çocuğum daha olsaydı Çınar'ı oyalarken ben de pek çok şey için vakit kazanırdım diye iç geçirdim.Bunun için daha erken yaşta ilk çocuğu yapmak lazımdı sanırım. Artık iş işten geçti. 2. çocuk için de Çınar'ın 8 yaşına gelmesini bekleyemem artık. O zaman 40'a merdiven dayamış olacağım :(((
Bazen keşke daha erken anne olsaydım diye düşünmeden edemiyorum.
19 Ekim 2008 Pazar
7 aylık oldum
Tamı tamına 7 aylık oldu dün çokoprens. Her gün babasıyla aynı şeyi tekrar tekrar konuşuyoruz. "Ne de çabuk geçti değil mi?" diye. 1.ayında da aynı şeyi söyledik, 2. 3....7. ayında da.
Doktor kontrolümüz iyi geçti. 1 yaşına kadar olan en son aşılarımızı da olduk bitirdik. 5 ay daha cıs olmayacak ve ağlamayacak çokoprensim çok şükür. Her ay aşı stresini Çınar değil ben çekiyordum.
7. ayımız bitti ve ...
Hala ek gıdalara sebzeler dışında alışamadı. Bir tek öğlenki sebze emeklerini yiyor. Onun dışındakilerde kavgalıyız. Bu aydan sonra yemeklere et eklendi.
Desteksiz oturuyor ama çok uzun süre değil. Oturarak oyuncaklarıyla oynarken uzun süre oyalanabiliyor.
Ayakta bir yere tutunarak durabiliyor ve tam bir yerden bitme oluyor :)

Sürekli konuşuyor. Ba va va ba ba baa vaa... Ne diyorsa artık.
Eskiden sabaha kadar uyuyan çocuk 1 aydır gece en az 2 kez kalkıyor. Bu konuda Arda'nın doktorunun söyledikleri üzerine Burcu ile konuşmuştuk. Büyüme hormonu denilen şeyin gece 12-5 arası aç karnına salgılandığını söylemesi üzerine gece uyandığında emzirsem mi emzirmesem mi emin olamamıştım. Ben de uyku durumuma göre bir ağladığında emzirip yatıyor, diğerinde çok uykum varsa "hah işte aç uyuması lazım" diyerek yan çiziyordum. Bu konuda her doktor farklı düşünüyor olsa gerek. Bizimki1 yaşından sonra emzirilmeyi tavsiye etmediklerini söyledi. Çocuk eğer gün içinde alması gereken enerjiyi almazsa uyanabilirmiş. Tam da bununla alakalı olmasa da emzirmemi söyledi. O da büyüme hormonu ile açlığın alakası olmadığını söyledi. Zaten bu hormon kardeş sabah saat 4'te en yüksek noktaya ulaşırmış. Kafam iyice karıştı.
6 aydan sonra bebeklerin uyku düzenlerinin bozulmasının nedeni de enteresanmış. Anneden ayrılma kaygısı yaşadıkları için gece daha sık uyanmaya başlarlarmış doktorumuzun söylediklerine göre. Daha önceden duymamıştım hiç bunu. Çok hoşuma gitti :)) Anneeeeeemmm ben seni bırakır mıyım hiiiiç.
8. ayın ilk günleri ile beraber Çınar gaza geldi. Yerinde duramıyor. Eli dursa ayağı durmuyor derler ya aynen öyle. Ya eli ya ayağı kıpır kıpır. Bazen "birazdan uçacak sanırım" diye düşünmeden edemiyorum.
Bir yere gittiğimizde oyuncak bulamazsa çantamı hararetle karıştırmayı öğrendi. Çantaya şöööyle bir bakıp, gözüne çarpan şeyi alıp bir süre oynuyor ve sıkılınca onu fırlatıp yenisini alıyor. Zaten şu aralar onun için tüm nesneler potansiyel oyuncak. Çok güzel oynuyor değişik nesnelerle. Bunlar tuzluk, torba, mendil, bez, ip, çiçek yaprağı bile olsa.
Bakalım çok hızlı geliştikleri bu dönemde gelecek aya hangi güzel haberlerle gireceğiz.
Gönderen
Sermin
zaman:
13:35
9
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim
18 Ekim 2008 Cumartesi
İlk yaşa 5 kala 1 foto
Yaşına 5 ay kaldığını düşündükçe heyecanlanıyorum minik ördek.
5 ayda neler yapacaksın neler.
Konuşacak, emekleyecek (belki), sıralayacak, yürüyecek ya da yürümeye çalışacak, yaramazlıklar yapacak, isteklerin olmayınca ağlayacak, insanları tanıyacaksın.
Zevklerin olacak.
Belki yemek yemekten hoşlanacaksın.
Kendi kendine yemeyi öğreneceksin.
Umarım hala emmeye devam edeceksin.
Nesnelerin ismi söylendiğinde bakacaksın.
....ceksin,.... caksın...
.. ve ben hızına ulaşamayacağım.
(ben ise 8 kilo daha vereceğim)
Gönderen
Sermin
zaman:
14:16
6
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim, Fotoğraf
16 Ekim 2008 Perşembe
13 Ekim 2008 Pazartesi
Eh işte oturuyorum.
Artık desteksiz oturma yolunda son çeyreğe girdik bile. Uzun uzun desteksiz oturmanın keyfini çıkaramasa da bir süre oturup önündeki oyuncağıyla ilgileniyor Çınar. Alt dudağını da yine ördek gibi yapıp önündeki işe konsantre oluyor. Ee ne de olsa onun için gayet stresli bir iş, hem oturup hem oyun oynayacak. Bir de şu elden ele nesne geçirme işine kendini fena kaptırmış durumda. Otururken de onu yapmaya çalışınca pıt düşüveriyor. Efeliği de elden bırakmıyor daha tam kıvıramadığı oturma işinde en zor şeylerden birini yapmaya çalışıyor elden ele geçirerek.
Bir süre sonra yana ya da arkaya düştüğü için tedbir olarak arkasına ve yanlarına yastıklar koyuyorum. O da sanki bunu biliyor gibi yorulunca önce kafayı arkaya doğru atıp ardından vücudunu bırakıveriyor yastığa.
Oturmaktan müthiş keyif alıyor. Ben ise en çok giydirirken ve banyo yaptırırken rahat ediyorum. Sanki büyük bir çocuğum varmış gibi hissediyorum.
Her gün yeni birşeyler oluyor hayatımızda. Yeni yeni şeyler öğreniyoruz. O yaşamı öğreniyor, bense anneliği. Bazen ben de onunla birlikte sıfırdan büyümenin nasıl birşey olduğunu öğreniyorum. En keyifli kısmı da bu işte.
Gönderen
Sermin
zaman:
07:33
8
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim
10 Ekim 2008 Cuma
Ç.Ö- Ç.S.
Küçükken her sene bugün gazete kağıdına sarılı kitaplar gelirdi mahalle arkadaşlarımdan. Gazete kağıdına da sarılsa hediye aldım ya, içimi garip bir mutluluk kaplardı. Beni düşünüp benim için almışlar, benim için sarmışlar gazete kağıdına. Benim için...
Şimdi kendi hediyemi 9 ay içimde sakladım. Onu kendi içime paket yaptım. Bekledim, bekledim, bekledim...Tam 38 hafta bekledim. Aynı gazete kağıdına sarılı kitaplar gibi içinden ne çıkacağını biliyordum ama nasıl birşey olacağını, neye benzeyeceğini bilemiyordum. En heyecanlandıran kısmı da buydu sanırım.
Sonra verdiler hediyemi bana. 7 ay önce aldım onu. Yağmurlu bir bahar akşamında ağzını ördek gibi yapmış, melek kokulu, şaşkın şakın bakan, pakete değil ama havluya sarılmış minik hediyemi hayata başlamasının 1. dakikasında yanağıma koymuşlardı. Aynı bu resimdeki gibi yapmıştı ağzını.
Hiç hediye aldığımda ağlamamıştım; ta ki o güne kadar.
Bugün benim için daha bir anlamlı artık. Hayatımı Ç.Ö ve Ç.S diye ikiye ayırdım artık. Ç.S'nin ilk 10 Ekim'i ve ben hiç hediye istemiyorum. Ben aldım alacağım en büyük hediyeyi.Sadece minik ördeğim hep yanımda olsun, onunla hergün yeniden doğuyorum.
Artık herşey seninle daha da güzel ve hergün 10 Ekim benim için yavru ördeğim benim.
Gönderen
Sermin
zaman:
03:58
9
yorum
Etiketler: Günce, Özel Günler
6 Ekim 2008 Pazartesi
Son 10 günümüz
Çınar hastalandı sonra bize bulaştırdı.
Bayram, üzücü haberler, gelen giden, açık havada gezme, yemek yedirme savaşı, allerji, doktor, öksürük, kusma derken hooop geçiverdi tatil. Aman şükürler olsun.
Doktor alışveriş merkezlerine mevsim geçişlerinde uğramayın dedi. Viral birşeymiş. Oradan kaptığını düşünüyorum.
Doktora gittik de aklandım.Yoksa yatmadan banyo yaptırdığım için benim hasta ettiğime dair bir söylenti dolaşıyordu evin içinde.
Gündüzleri iyi ama geceleri kötü. Burnundan nefes alamıyor neredeyse. Gece bazen 10 kereden fazla uyanıyor. Annem hep "Çocuğumun hasta olduğuna değil, huyunun değiştiğine yanarım." derdi. Ne doğru sözmüş.
10 günde neler yaptık, neler öğrendik neler...
Çınar iyi olduğu sürece açık havada vakit geçirdik.Ahlatlıbel'deki uçurtmaları izledik. Çınar buna bayıldı. Kafası hep havada gezdi.

Salıncağa bindik.


Yemek konusunda bir adım daha iyiyiz. Sebzeleri yiyor hem de hiç tatsız, tuzsuz sebze karışımlarına bayılıyor. Ama o güzelim tatlı, pekmezli kahvaltı, meyve ve yoğurttan pek haz etmiyor. Bebekler en yenilmeyecek şeyleri yerlermiş ya doğruymuş.
Yumurta artık alerji yapmıyor ama kavundan sonra tüm vücudu kabardı. Kulaklarını ağlaya ağlaya çıldırır gibi kaşıdı durdu. En son alerji ilacı verdi doktorumuz. Ertesi gün geçti.
Vücudundaki iki uzuvunu daha keşfetti. Elleri ve pipisi :)) Ellerini havaya kaldırıp o yana bu yana döndürüyor ve onlarla konuşuyor. Sanki "Bunlar yoktu nereden çıktı yaa" der gibi bakıyor.
Altını açar açmaz hatta daha bezini açarken eli doğru pipisine gidiyor.
Pipin ve ellerin hayırlı olsun oğlum!!
2 Ekim 2008 Perşembe
Bayram mı?
Bu bayramdan pek birşey anlamadım. Oğlum ilk bayramı "bayram" gibi geçirsin, farklı insanlar görsün diye Ankara'da kaldık ama bu Ankara'da kalmaktan öte evde kalmak gibi birşey oldu.
Bugün hastalığı farklı bir boyut kazandı. Öksürük yanında sesi çatal çatal oldu. Sanırım bademcikleri şişti. Uyuduktan sonra saat başı ağlayarak uyanıyor. Dişi mi çıkıyor acaba bu arada diye de düşünüyorum. Yarın doktora götürüp neyi olduğunu öğreneceğiz bakalım.
Zormuş çocuk büyütmek. Biz ne zahmetlerle bu yaşa gelmişiz meğer. Çınar olduktan sonra annem ve babamın kıymetini daha iyi anlar oldum. Sadece bir soğuk algınlığı bile insanı bu kadar endişelendirebiliyorsa bizim anne babalarımız neler yaşadı acaba? Düştük, hastalandık, ağladık, kavga ettik, ağaca çıktık, kafamızı çarptık...
Zormuş bir insan yavrusunu büyütmek. Olsun çok zevkli çoook.
Öğleden sonra Çınar'ın keyfinin yerinde olmasını fırsat bilip bayram adetlerini yerine getirelim dedik. Bir iki akraba gezdik. Çınar ilk bayram harçlığını aldı bile :)
Yemeğe gittik. Hiç üzmedi bizi. Akıllı akıllı oturdu oğluş.
Bayram geldiğini ancak 3.gününde anlayabildik, çok gezemedik ama bu ziyaretleri oğlumuzla beraber yapmak başka bir güzeldi.
Rejim dolayısıyla o güzelim şekerler, tatlılar yenmeden alınsa da önümden, benim bayram şekerim hep yanımdaydı. Hem kilo da yapmıyor, hem de yedikçe bitmiyor :)))
1 Ekim 2008 Çarşamba
:( :))
Uykusuz ve sancılı 2 geceden sonra bugün biraz daha iyiyiz.
Önceki gece saat 2'den sonra uyumadı ve sürekli ağladı.
Kustu, ateşlendi, gün içinde öksürdü ve ateşi ara ara çıkmaya devam etti.
Bu gece biraz daha iyiydik en azından burnu akmaya başladığı için tıkanıklığı açıldı ve rahat uyudu. Yine ağlaya ağlaya uyanmasına rağmen keyfi yerindeydi.
Dün akşam yatağın üzerine onu bıraktığımda hiç kıpırmadan gözler ve burun kızarmış vaziyette ööööylece yüzüme masum masum bakışı beni çok üzdü.
Kolunu bile kıpırdatacak hali olmadığı hiç kıpırmadan dakikalarca yatışından belliydi.
Yemek yemeyip sürekli memede uyumak istedi. Sanırım kendini en güvende orada hissediyor.
Bu sabah eve doğan güneş bizi daha da sevindirdi.
Çünkü benim güneşim de doğdu bu sabah.
Gülümseyerek uyandı minik ördek.
Günün aydın olsun anneciğim...













