21 Temmuz 2008 Pazartesi

4 Aylık Oldum



4 aylık kontrolümüz için doktorumuz Dr. Emel Atmaca'ya gittik. Tüm muayenelerimiz iyi çıktı. Artık Çınar yavaş yavaş yabancılamaya ve daha bilinçli tepkiler vermeye başladığı için benim kucağımda muayene etti doktor onu. Doktora giderken genelde çok mutlu oluyorum. Her ay doktora gitmek demek, oğlum 1 ay daha büyüdü demek olduğu için heyecanlı gidiyorum. Acaba kaç kilo aldı, boyu ne kadar uzadı, gelişimiyle ilgili neler söyleyecek diye merak ediyorum.. Babası da benim gibi gittiğinde doktorun odasından ayrılamıyor bir türlü.

Bu sefer giderken hem heyecanlı hem gergin gittim. Çünkü Çınar'ı ev terazindde tarttığımızda düşük kilolu çıktı. Öyle çıkmasını da bekliyordum çünkü kendileri çok meraklı. Bu yüzden doğru düzgün emmiyor. 1-2 fırt çekip kafayi arkaya doğru atıyor ve lambayı, tavanı, eşyaları izliyor. Hele ki yabancı bir evde ve etrafta konuşan insanlar varsa yandık. Mümkün değil emzirmem. Etrafı izlemeyi karnının doymasına tercih ediyor sıpa. 1 aydır geceleri de sabah saat 6-7'ye kadar uyuması da bunun üstüne tuz biber oldu. Ben de fırsat bilip 3 ayın acısını çıkardım ve uyudum :))

Geçen ay doktora 1 hafta geç gitmiştik ve bu 3 haftada tahmin ettiğim gibi sadece ve sadece 330 gr almış bizim fındık. Çok moralim bozuldu. İdrar tahlili yaptı, acaba idrar yollarında enfeksiyon mu var diye. Temiz çıktı çok şükür. Bunun beklenen birşey olduğunu, genelde bu ayda çocukların daha az kilo aldığını, memeye bağlılığın azaldığını söyledi. Kilosu gayet iyi ama her ay en az 1,200 kg alan çocuk bir anda dörtte bir oranında kilo alınca doktorun da, bizim de hoşumuza gitmedi tabii. Serkan'ın da benim de suratlar düşünce doktor bizi rahatlatmaya çalıştı ama nafile. Doktorumuz ek besine hemen geçmeye karşı olduğu için bir 10 gün daha gözleyecek. Yapacaklarımız:

Geceleri bir kez kalkıp emzireceğim.

Sessiz ve loş ortamda emzireceğim. Dikkatini çekecek şeyler bulunmayacak.

Ben yediklerime daha çok dikkat edeceğim çünkü Çınar daha az emdiği için sütüm azaldı.

Yavaş yavaş günde 1-2 çay kaşığı yoğurt vereceğim ki ek besinlerin tadına alışsın.

Biz yemek yerken o da sofrada bizim kucağımızda oturacak, bizi yemek yerken izleyecek ve yoğurdunu yiyecek. Böylece yavaş yavaş yemek yemeye adapte olacak. Zaten en büyük zevklerinden birisi yemek yerken kucakta oturmaktı, şimdi izin çıktığına göre kucaktan hiç inmeyecek.

Doktor eğer anne sütü yeterli ise ek besinlere 6 aydan önce başlamayı tercih etmeyenlerden. Ama bunu 10 çocuktan 1'inde görüyorum dedi. Genelde çoğusunda bu aylarda başlamak gerekiyormuş.

Son 1 ayda Çınar daha da farklılaştı. 4. aya doğru daha bilinçli tepkiler vermeye, çıngıraklarını ses çıkarması için sallamaya, oyuncaklarını iki eliyle tutup ağzına götürmeye, yatağının kenarındaki koruyucuları kendine doğru çekip emmeye, soluna doğru dönmeye, yüzüstü yattığında kafasını kaldırmaya, etrafında olan biten herşeyden zevk duymaya başladı ve aguların yerini konuşma benzeri sesler aldı. Alışveriş merkezine gidince arabasında yatmak yerinde kucakta gidip etrafı seyretmek istiyor. Kafasını bir o yana, bir bu yana hacı yatmaz gibi sallaya sallaya, herkese gülücükler saça saça gitmeye bayılıyor. Mağazaların ışıkları çok ilgisini çekiyor. Bu ayın en büyük gelişmesi bence arabada kullandığımız ana kucağının bel desteği ve kafa korumalıklarını çıkartmamız oldu. Sanki bir üst aşamaya geçmişiz gibi hissediyorum, oğlum büyüdü ve artık ana kucağına sığmıyor.



Çınar'ın ayakları sürekli soğuk oluyor. Bu normalmiş, terlediği için olurmuş. Çorap giydirmeme gerek yokmuş. Sterilizatör alayım mı diye sordum. 4.aydan sonra önermiyoruz dedi. Vücudu mikroba alışsın, bağışıklığı kuvvetlensin dedi. Onun biberon ve kaşığını ayrı bir süngerle yıkayıp, iyice durulamamı önerdi.

Bakalım 10 gün sonra kilo artışımız ne durumda olacak. Ben bu durumdan pek ümitli değilim, hala az emiyor. Tek artısı geceleri emzirdiğimde uzun emmesi oldu. 1o günü dört gözle bekliyoruz.

17 Temmuz 2008 Perşembe

Odam




Oğlumun odası tam 2 ayımı aldı. En zor kısmı duvar kağıtlarını seçmek oldu. The Baby's First, sitelerdeki çocuk mobilya mağazaları ve özel duvar kağıdı satan yerler teker teker defalarca gezildi. Mavi olmasını hiç istemediğim halde mavi oldu herşey. Bordürleri ayrı bir yerden aldığım için ortak desenleri yoktu. Ben de kağıttaki puanlardan kesip bordüre tek tek yapıştırdım. Şimdi takım gibi duruyor. Mobilyaları çok aramadık çünkü masif mobilya satan çok az mağaza vardı. İlk önce başka bir mağazadan başka bir model seçmiştik ki 2 hafta olup da gelmeyince sitelerde Biber-on diye güzel bir mağazadan bunları aldık.
Önce duvar kağıdı geldi, sonra yerler halı kaplandı, akşama da mobilyalar. Birgünde oda tamamen değişti derken akşama gelenler (kendileri abim olup) "Aman pek güzel olmuş, pek güzel olmuş"diye diye gittiler. Ertesi sabah bir kalktık ki odayı su basmış :(( Eriyen kar suları balkondan odaya girmiş. Kesin nazar, kesin. Sonra parkeler şişti, halımız mahvoldu. Neyse ki sigortalıydı ev, tüm masraflarımızı karşıladılar.
Parkeler tekrar baştan takılıp üstüne laminat parke döşeneceği için kurumasını bekledik bayağı. Sonra döşendi bir güzel. Halı kestirilip, ortaya konuldu. Güzel de oldu.
Çınar doğduktan 2 ay sonra yerler tekrar kabardı . Tekrar yapıldı. Tak sök, tak sök bir düzene girmedi bir türlü. Hala da ortası hafif kabarık duruyor.
Perdeler, uyku seti, abajur, lamba Funnababy'den alındı. İstediğim gibi renk ve boy değişikliği yaptılar. Şimdi önce, çokoprensimin odasındaki yatağında yatacağı, sonra büyüyüp de odasında oynayacağı günleri bekliyoruz.

Dolapların çekmeceleri tamamen dolu değildi önce. Şimdi yavaş yavaş dolmaya başladı. Bu da bana fındığımın büyüdüğü hissini veriyor. Çünü artık küçülen kıyafetleri var ve onlar için ayrı bir göz bile yaptım. Kimseye vermeye de kıyamıyorum, çünkü onları ikinci bebişimize saklıyorum :)))

Posted by Picasa

Pazar sevişgenleri





O koku hiç değişmese.
Hep süt koksa, hep melek kalsa...
Posted by Picasa

Bezelye dolması




Seviyorum seniiiiiiiiiiiiiii....................
Posted by Picasa

Arkadaşım Arda ile...


Oğlumun ilk arkadaşlarından Arda ile ailecek bir restauranta gidip yemek yiyelim dedik ama yemeğin ilk 10 dk'sından sonra önce Çınar'ı emzirmek üzere biz ortadan kaybolduk. Geldiğimiz de Burcu ve Volkan yemeklerini bitirmişlerdi. Sonra da onlar Arda'nın üstünü değiştirmek için gittiler. Onlar geldiğinde de biz yemeklerimizi bitirmiştik :)) Güya beraber gittik yemeğe. Çınar efendinin mızmızlanacağı tuttu ve ben yemeği nasıl yuttuğumu bilemedim. Burcu da Arda'nın mamasını yedirdiği için o da o güzelim mis kokulu iskendirini büyük lokmalar halinde yuttu. Babalar da bol bol sohbet etti geri kalan zamanda. Zaten bir süre sonra restaurant çok estiği için kalktık ve geride 45 dkl'ık sürede birbirimizi sadece 15 dk gördüğümüz uzuuuuun!sohbetli bir yemek bıraktık.



-Beyaz Peynir, Maviş Arda-


Büyüseniz de arabalarınız için kavga etseniz :)

Burcu-Volkan

Ankan'da (Ankara'lı Anneler Grubu) başlayan arkadaşlığımız bizden 22 gün önce Arda doğana kadar 1-2 mesaj ile sınırlıydı. Çınar 1,5 aylıkken bir gün Burcu'dan hayırlı olsun mesajı ile gelen mail sayesinde hergün yazışmaya başladık. Birbirimize zor zamanlarımızda destek olduk, bebişlerle ilgili aklımıza takılanları paylaştık, cevapladık. Sonra ailecek görüşmeye başladık. Kocalar da sevdi birbirini ve umarız Arda ile Çınar da. Şimdilik sadece birbirlerini uzun uzun süzmekle yetiniyorlar. Sizi seviyoruz Akalın ailesi....



-Bu da, arkada ağlayan Çınar ve önde gülen annesi (çocuğu ağlarken keyifle fotoğraf çektiren gaddar anne)-

15 Temmuz 2008 Salı

Biz gideriz düğüne hey düüğüüünee!


Hafta sonu arkadaşım Betül'ün Japon Vakfındaki nikahındaydık. Çınar o gürültüde mışıııl mışıııl uyudu. Bizi hiç üzmedi. Aferin oğluşuma benim..... Seni çok seviyorum.
Posted by Picasa

14 Temmuz 2008 Pazartesi

İlk tatilim





Okullar kapanmadan 1 haftalığına diye gidip babamızın "Yeter gelin artık gelin, oğlumu özledim ben" diye yaptığı tacizlere rağmen 2 hafta kaldık Didim'de. 1 ay daha kalabilirdim orada ama babamız çok özlemiş oğlunu ne yapalım. Her gün telefon açıp bugün şunu öğrendi, artık 10 dk boyunca aguluyor, çıngırağı elinde tutmaya başladı diye anlatmaya başladıkça en son "Oğlumun büyüdüğünü göremiyorum" diye isyan edince döndük Ankara'ya.











Yazlık çok hoşuna gitti Çınar'ın. Her sabah erkenden kalkıp güneş kremimizi sürüp deniz kenarına gittik. Çınar hem güneşlendi, hem deniz kokusu aldı, hem de uyudu. 1,5 saat kalıp, fırından sıcak sıcak ekmeğimizi alıp eve dönüyorduk her sabah.








Öğleden sonra uzun uzun uyumaya başladı. Açık hava onu bile etkiledi. İştahı açıldı. Sürekli emdi durdu. Bu arada yanakları iyice kilo aldı.






Çenesi açıldı bir de. En büyük zevki göz göze geldiği kişilere hemen tatlı bir "agu" atmasıydı. Tabii ondan sonra o kişi gözünü kaçıramayıp, onunla uzuuuun aguuu, guuu, oooo sohbetlerine katılmak zorunda kalıyordu. Dedesinin bana en büyük yardımı onunla sohbet ederken benim elim kolum biraz boş kalıyordu ve dinleniyordum.







Arada uzun öğle uykularından fırsat bilip denize kaçmadığım da olmadı hani. Akşam da pazara gidip bol bol çaput alıp geldim eve, bir de mis kokulu, taze tarla çileği :)




Çınar'ı denize sokamadım çünkü deniz tam ısınmamıştı, ben bile zor girdim. Neyse darısı babasıyla geçireceğimiz ilk tatile.







-Didim-

Uçakla ilk yolculuğumuz


-Oğlum anneannesiyle-





-Oğlum dedesiyle yazlığın bahçesinde-



2,5 aylıkken ilk tatilimiz için ana-oğul anneanemizin ve dedemizin Didim'deki yazlığına gittik. Dedemiz bizi havaalanından almak için önce gitti. 2 gün sonra da biz çıktık yola. Anneannemiz, ben ve Çınaaaar. İnternetten araştırdığıma göre uçaktaki basıncı bebekler tolere edemedikleri için uçakta ağlarmış ve bunu engellemenin tek yolu iniş ve kalkışlarda emzirmekmiş. Çınar için de ayrı koltuk aldık ki ana kucağını koltuğa koyayım rahat rahat gidelim diye. Çocukla seyahate gitmenin zorluklarını daha valiz hazırlarken anlamış oldum. Kendi cücük kadar ama eşyaları benimkinin 3 katı. Ateş ölçeri, banyo küvetini götüremeyeceğimiz için üstüne yatacağı süngeri, havluları, Calpol, vücut losyonu, tarağı, uyurken kullanacağımız kamerası, gaz ilacı, vitamini, süt sağma makinesi, kullanmıyor ama her ihtimale karşı ya kullanırsa! diye aldığım biberonu, hadi onu reddetti diyelim onun yerine kullanacağı kaşık biberonu, emzikleri, pişik kremi, çıngırakları, araba camı güneşliği..... Liste bayağı uzun. Oradan alabileceklerimizi (bezleri, alt açmaları, deterjan ve yumuşatıcısı) yanımızda yük etmedik. Bu arada orada gündüz kullanacağımız ev tipi ana kucağını da dedemiz önden götürdü.

Normalde 1 haftalık tatile 1 senelik kıyafet götüren ben, bu sefer çocuğum için fedakarlık! yapıp daha az kıyafet götürdüm. "Sen anne oldun artık, çeşit çeşit süslü kıyafetler senin neyine!" diye düşünerek basit 2-3 tişört ve şortla idare edebileceğimi de öğrenmiş bulundum.

Gaayeeet stresli bir şekilde uçağa binip "ya ağlarsa" endişesi içinde kalkış öncesi emzirmeye başladım. Daracık koltukta annem bir yandan battaniye ile bizi kapatıyor, bir yandan battaniye düşüyor, geçen hostlar bakıp kafalarını çeviriyor. En sonunda 3.koltuktan bize battaniye tutmaya çalışan anneme "Amaan boşver anne kutsal birşey yapıyorum ben" diyip attım bataniyeyi. Bu sefer de "ya doyar da inişte emmezse" diye biraz emdirdikten sonra bıraktım emzirmeyi. Uçakta bir sürü bebek vardı ve çoğu ağlıyordu. Bir tanesi hariç, Çınar! Akıllı oğlum inene kadar da uyudu. Tahmin ettiğim gibi inerken hem uyandırdığım için hem de karnı tok olduğu için zor oldu emdirmek ama zar zoooor aldı ve sorunsuz bir şekilde atlattık yolculuğumuzu.

Baktık dedemiz bizi karşılamaya gelmiş. Bodrum-Didim arası 1 saatlik yolu da uyuyarak rahatça atlattık. "Hadi bakalım darısı dönüşe" diyerek başladık tatilimize.






11 Temmuz 2008 Cuma

Pis fenerli seniiii



Bu durum insan haklarına aykırı amaaaa. Özgür irademi kullanamadan fenerli yapıp bu tişörtü giydirdiniz bana. Banane babaa!!!. Bunu sarı kırmızılısı yok muuuuu?


Posted by Picasa

10 Temmuz 2008 Perşembe

Banyo zamanı






Fındığım banyoyu çok seviyor. Hele çıplak kalmak en büyük favorisi. Hemen eller ayaklar oynamaya başlıyor. Banyodan önce soyunurken çok heyecanlandı. "Yine özgürüüüüm" diye sevinirken en sevmediği kısım olan tişörtünü başından çıkartma bölümünde bir es verdim ki çıplaklığın verdiği sevinci yaşasın oğluşum.



Posted by Picasa

Anneyle Aşk!!


Kalbimin orta yerinde bu nasıl bir cumhuriyet seninki
Nasıl bir hakimiyet ben anlamadım
Sustum sustum sonunda dayanamadım
Aşk mısın dert misin yoksa canına susamak mı benimki
Hayatı kovalamak mı dört nala bu evden
Uyudum uyandım hala anlamadım
Posted by Picasa

Babayla Aşk!!



Babadan gözlüksüz modelini klonladım.
Posted by Picasa

8 Temmuz 2008 Salı

Öğrendiklerim

(ilk dönme çalışmalarım- 08.07.2008)


  • İlk gezmeme 20 günlükken gittim.

  • Tam 37 günlükken ilk gülücüğümü anneanneme verdim.

  • 2 aylık olduğunda agularım başladı.

  • 2,5 aylıkken uzun uzun sohbetlere başladım.(aguu, guu, aaa, oooo)

  • 2,5 aylıkken elime verilen çıngırağı ağzıma götürdüm.

  • 2,5 aylıkken elimden tutulduğundan başımı kaldırıp oturma pozisyonuna geldim.

  • 3 ay 1 haftalıkken ana kucağındaki ve oyun minderindeki mobillere uzandım ve tuttum.

  • 3 ay 20 günlükken yan yatar pozisyondan döndüm ancak kolumu alttan çıkaramadım.

  • 3 ay 20 günlükken çıngırağı ses çıkarması için hareket ettirdim.
  • 4 ay 5 günlükken yüzüstünden sırt üstü pozisyonuna döndüm.
  • 4 ay 22 günlükken ayaklarımı tutmaya başladım.
  • 4 ay 22 günlükken elden ele nesne geçirmeye başladım
  • 4 ay 24 günlükken çığlık atmayı keşfettim.
  • 5 aylık-Konuşma benzeri sesler çıkarıyorum. Ma, ba, gu
  • 5 ay 3 haftalıkken ba-va-va-ba hece tekrarları yapmaya başladım. Bir kez de-de dedim.
  • 6 aylıkken sırtüstünden yüzüstüne dönmeye başladım.

26 Haziran 2008 Perşembe

İyi ki Geldin Oğlum!


Tatmadan yaşanmayacak bir duyguymuş meğer anne olmak. Doğumunun 1.dakikasında yüzünü yüzümde hissettiğimde hayatımı tümüyle kaplayacağını anlamıştım. Hamileyken de hissettim anneliği ama seni gördüğümde ve seni ilk emzirdiğimde anladım ki o hisler sadece bu duygu yükünün içinde ufacık bir nokta imiş. Daha hala inanamıyorum senin benim oğlum olduğuna ve senin annen olduğuma. Mavi nüfus cüzdanını ilk elime aldığımda anne kısmında adımı gördüğümde anladım ki bu gerçek. Evet ben senin annenim. Bir gün gelecek, sen bana bunu gözlerime bakarak söyleyeceksin.




O tarifi imkansız kokunu senden uzaktayken bile duyabiliyorum. O kadar alıştım ki o kokuna, o kadar seviyorum ki o kokuyu... Giysilerini yıkamadan önce onları koklamazsam birşeylerin eksikliğini hissediyorum.Anne olmadan bilemezdim uykunun bu kadar tatlı ama senin de ondan tatlı olduğunu. Yatakten gözlerimi zar zor açarak ve daha yeni yatmıştım diye düşünerek kalkıp beşiğine gittiğimde o tatlı yüzünü görüp, kucağıma aldığımda bütün uykusuzluğum gidiyor fındığım. Seni, bütün uykulara tercih ederim anneciğim.




Anne olmadan bir "pırt" a bu kadar sevineceğimi, hayatın güneş doğmadan da başlayabileceğini, hafif bir rüzgarın minik kulaklarına zarar verebileceğini asla bilemezdim. Ne kadar da çok şey öğrendim sayende. Büyüdüm ben de seninle. Ben daha çocuk hissederken kendimi, bir de baktım ki kucağımda bir çocuk. O an anladım ki ben büyümüşüm.




O kadar savunmasızsın ki, karnın açken yanaklarımda aranışın, emerken sütün boğazına kaçıp da öksürürken gözlerimin içine bakarak çırpınışın, banyo yaparken ki o endişeli bakışın, ani seslerden korkup dudaklarını büzüşün, içli içli ağlamaların, sancın geldiğindeki kıvranışların, kendini boşlukta hissettiğin anda gözlerini kocaman açıp kollarını iki yana doğru açışın, göğsümden yüzüne süt fışkırdığındaki endişeli, korkak bakışın, hıçkırırken sinirlenişin, uyanıp da seni kimse almadığında çaresizce ağlayışın... Bunları gördükçe hani diyorum ya sana " Ben yanındayım canım oğlum merak etme,", sonra tutuyorum ya ellerini, sen de parmağımı sıkı sıkı kavrıyorsun ya, işte o zaman seni hep koruyacağıma, hep ellerini sıkı sıkı tutacağıma, hep seni kollayıp, koruyacağıma söz veriyorum kendi kendime.




Sen bana verilmiş en güzel hediyesin fındığım. Baban hep derdi ki bana "Ellerimi hiç bırakma ama hiç", ben onun ellerini bırakmadım ve hediyem sendin. Şimdi ben sana diyorum canım oğlum "Ellerimi hiç bırakma ama HİÇ"




Seni canımdan çok seviyorum...


Gaz Mevzuu

Hep derlerdi ki hamileyken" dua et ki gazsız bir bebek olsun". "Aman, gazı olsa ne olur" derdim. altı üstü bir gaz diye düşünürdüm. Öyle değilmiş. Botaş'taki gaz kadar önemliymiş bizim gaz.Küçücük vücudun neresine sığıyor o kadar gaz hala anlayamadım. Bir yetişkin bile o kadar gaz çıkarıp hala sancı çekmez.



İlk gazımız olduğunda 1 haftalıktı. Ikınıp, kıpkırmızı oldu ve top gibi yusyuvarlak yaptı vücudunu. "Anneeee Çınar'a birşeyler oluyor" diye ağlayarak koştuğumu hatırlıyorum. Hiç onu böyle ağlarken görmemiştim1 haftadır. İlk doğduğunda bile ağlamamıştı böyle. Kucağıma aldım, sarıldım o ağladı ben ağladım. Serkan geldi işten ve hemen doktora götürmeye kalktı, izin vermedim. O an anladım ki bu o dedikleri -gaz-dı. Sonraki günlerde araştıra araştıra bunun o-gaz- olduğunu ve erkek çocuklarda daha çok olduğunu öğrendim. Ne alakaysa..

Bu arada ağzı olan konuyormuş bunu da öğrendim :))) Eve gelen herkesin, annemin, kayınvalidemin, annemin gün arkadaşlarının (haber yolluyorlar), arkadaşlarımın, doğum yapanların, yapmayanların, kapıcımızın, eşimin iş arkadaşlarının heeerkesin çocuk büyütme ve özellikle gazla ilgili bir fikri vardı. Hepsini uygulamaya kalksam nerden başlayacağını bilemezdim.



İlk 3 hafta Metsil kullandım. Sonra etkisi yok diye Nurse Harvey's e başladım ve gerçekten işe yaradı. O da bizi 3 hafta idare etti. Sonra Zinco'ya geçtik. Hiç inanmayarak başladığım ve günlerce internette araştırma yaptığım bu ilaçlar gerçekten iyi geldi. Günde 3 kez 8'er saatte bir 3 damla Zincoya devam ettim. Artık gazdan dolayı gündüzleri o kadar çok ağlamadı. Fakat sabah 4'ten sonra çok sancılanıyordu. Gaz çıkararak uyanıyordu ve gözleri kapalı ıkınıyordu. Ne uyuyor ne uyumuyordu.Ancak 3 ay olunca geçti bu.



Neler yaptık gaz için...


  • Metsil, Nurse Harvey's, Zinco kullandık.
  • Rezene çayı (arada sırada) içirdim ve kendim içtim.
  • Sıcaktan yanmama rağmen ayağımdan yün çorabımı hiç çıkarmadım.
  • İlk 15 gün hiç süt, yoğurt yemedim.
  • 15 günden sonra Laktaz süt içtim, normal yoğurt yedim.
  • İlk 3 ay kuru bakliyat yemedim. (3 aydan sonra anladım bulgur çok süt yapıyor.)
  • Euphia'nın gaz için masaj yağını alıp karnına ve ayaklarına masaj yaptım. Bebe yağıyla saat yönünde masaj yaptım.
  • Karnına ve ayaklarına sıcak su torbası koydum (İşe de yaradı. Daha rahat uyudu.)
  • Uyumadığı zamanlarda saç kurutma makinesi çalıştırdım. Biraz işe yaradı.
  • Sabaha kadar babası ve ben omuzumuzda ritmik hareketlerle yürüyerek ve sırtına ritmik şekilde vurarak evde dolaştırdık. İşe yaradı. Yatağına koyunca ağlıyordu.
  • Emzirdim. (Kısır döngüydü ama anı kurtarıyordum. Gazı gelince emziriyordum ve susuyordu. Emzirdiğim için yine gazı oluyordu ve yine baştan başlıyorduk)
  • Kolumu boynunun altından geçirerek kolum karnında, başı aşağı bakacak şekilde tutarak evde dolaştırdım. (Bayıldı buna. Hiç gıkı bile çıkmadı.)
  • Yüzüstü yatırarak sırtını okşadım. (Rahat gaz çıkarıyor.)
  • Bunun olağan birşey olduğunu, geçeceğini, beterin beteri olduğunu (gazlı ikiz bebekler) düşünerek rahatladım. İnsan ömründe böyle birşeyi kaç kere yaşar ki! 2 çocuğun olsa 3'er ay :))) Geçiiiiiip gidiyor zaten.