Bebeişler 2.kez buluştu. İlkinin üzerinden 1,5 ay geçti ve bu sefer daha farklıydı iletişimleri. Geçen seferkinden en belirgin farkı daha çok ağlama sesi duyduk. Bunun sebebi de daha bilinçli olmalarıydı. 1,5 ay önce biri bebişlerin elinden oyuncağını alınca öööylece bakıyordu, şimdi ise bağırıyorlar, olmadı ağlıyorlar. Bu iyiye işaret aslında :)
Bir de bu sefer şarkıları, parmak oyunlarını gerçekten dinliyorlar. Bunların hepsini Mira bizden büyük olduğu için geçen sefer de yapıyordu. Şimdi ise o çok anlar anlar bakıyor. Ha bir de geçen seferden ipuçlarını verdiği oğluma olan ilgisini, bu sefer boynuna atlayıp sarılarak kesin kes ortaya koydu ehe :))) Çapkın kız Mira.
30 Aralık 2008 Salı
Küçüklerden büyük diyaloglar
Gönderen
Sermin
zaman:
11:51
11
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede
27 Aralık 2008 Cumartesi
Çay Kaşığı

23 Aralık 2008 Salı
Oyun ve Oyuncaklar
* Fasulyeleri mama sandalyesinin üzerine yayıyorum. Küçük, içi görünen cam bir kaseye tek tek tutup doldurma oynuyoruz. Hem kıskaç hareketiyle(baş-işaret-orta parmakla) tutma hem de el-göz koordinasyonunu destekleyen bu oyunda fasulyeyi tabağa koymadan önce "tabağın içine koy" yönergesiyle alıcı dil gelişimini desteklemiş oluyoruz. Yalnız yönergemi "tabağa koy" diye sınırlandırmıyorum. "içine" yi mutlaka ekliyorum. Böylece mekanda konum kavramlarını da duymuş oluyor.

Ben Çınar'a aynı heceden oluşan şarkılar söylüyorum. Mesela minimini bir kuş şarkısının melodisini kullanarak ba ba ba heceleriyle ya da an-ne an-ne aaaaan-neeee diye şarkı söylüyorum.
Nesneleri yukarıdan atıp seslerini dinlemek de bu dönemin en belirgin (8-12 ay) özelliklerinden olduğu için bu engelenmemelidir. Aynı zamanda neden-sonuç ilişkisi kurmayı da öğretiyor.
*Marakas sallama: Pet şişenin içine koyulan mısır, pirinç, fasulye gibi yiyecekler çok güzel ses çıkarıyorlar. Bunu göremeyeceği bir yerden sallıyorum ya da babasına sallattırıyorum. Sesin geldiği yöne bakmasını, sesi aramasını istiyorum. Aynı oyun ses çıkaran bir nesneyi bir örtünün altına saklayıp ona doğru gitmesi ve bulması şeklinde de çeşitlendirilebilir. Tabii emekleyen bebişler için.
*Ayna karşısında abartılı mimikler, ses oyunları yapıyorum. Ben değişik sesler çıkarırken elini dudaklarıma götürüyorum ki sesin nasıl çıktığını, dudaklarımızı nasıl şekillendirdiğimizi öğrensin.
Ayna çocuk gelişimde çok faydalı hem de çocukların çok eğlendiği bir nesne. Özellikle kendi başına yemek yemeye başladığında çocukları ayna karşısına oturtup yemek yemeye çalışırken kendilerini izlemek onlar için büyük bir haz. Aynı zamanda nasıl yaptıklarında yemeği döküyor, nasıl yediklerinde başarılı oluyor görmüş oluyorlar. ( Konuyla alakasız ama aklıma geldi yazayım dedim.)
*Müzik aletleri çalma: Darbuka, def, oyuncak piyano gibi aletler işitsel algı gelişimini destekler.
* Şekil kutusundan nesneleri (bul-tak kova) çıkarma ve içine koyma. Kapağı çıkan bir kovaya şimdilik üstündeki deliklerden değil de doğrudan kutuya doldurma şeklinde oynanır. Aynı şekilde boş bir kutuya koyulmuş mandalları çıkarma, kutuya koyma şeklinde de oynanabilir.
* Kitap okuma. Resimler hakkında konuşarak, basit ses taklitleri yaparak ( ağacın dalları fışır fışır ses çıkarıyormuş, çocuk kapıyı tak tak çalmış, saat tik-tak tik-tak çalınca uyanmış gibi) okuma, tek tek resimler hakkında konuşma alıcı-ifade edici dil gelişimini destekler. Basit kısa cümleler kurup, bebişin ilgi gösterdiği resim üzerinde daha uzun konuşulmalıdır.
* Fisher Price'ın aktivite masası ve şu oyuncaktan almayı düşünüyorum. İlla ki tüm oyuncaklar hazır alınacak diye bir kural olmamalı. Herkes artık materyallerden evinde çok güzel oyuncaklar yapabilir. Çok fazla oyuncağa karşıyım aslında.
Aklıma çok şey geliyor ama hepsini yazarsam çoook uzun sürecek.
Gönderen
Sermin
zaman:
11:05
13
yorum
Etiketler: Eğitim, Oyun-Oyuncak
21 Aralık 2008 Pazar
Amanın da sevdiği yerler bilem varmış
Herkes birbirini sobeleyip duruyor, ben de izliyorum derken Sardunya bizi de pardon Çınar'cığımı sobelemiş. Kendisi Çınar Fun Club'ın en 1. üyesi.
Çınar'cığımın en sevdiği yerleri yazacağım ama biraz zor olcek tabii.
*İkinci olarak evimizin yerleri. Oralarda oturup, yuvarlanmak, emeklemeye çalışmak, sonra yere yapışınca halıları yalamak halı üzerindeki aktivitelerinden. Halıya serdiğim çarşafı 10 sn içinde aştığı için artık her yere sermiyorum artık. Bir de parkeler tabii. Soğuk ve kaygan geldiği için hgemen parkelere gidip ellerini yapıştırıyor. Yalamaya çalışıyor ve ben gözden kaçırırsam başarılı da oluyor ;)
* Bebek arabası. Gezmeyi, insanları, etrafı izlemeyi çoook sevdiği için gıkının bile çıkmadığı yerlerden. Şu ara kendini kaydırarak kaçmaya çalışıyor o ayrı.
* Panora Alışveriş Merkezindeki dev akvaryumlar. Oradaki balıkları izlemek benim bile favorimken onun nasıl olmasın.


* Kendi beşiği ve kendi odası. Odası çok renkli geliyor ve girince çok heyecanlanıyor. Duvarlarına, oyuncaklarına bakıp bakıp seviniyor. Artık kendi büyük yatağına geçtik. Orada yatmayı değil de içine oturup ben odasını toplarken bana sırıtmayı seviyor. Bir de yatağın içinde fır fır 360 derece dönüyor. Nasıl beceriyor hala anlamadım. Geçen gün yatırdım odadan çıktım. 1 dakika bile geçmemişti. Ağlama sesi ile geri döndüğümde 180 derece ters dönüp ayakalrıyla başının yer değiştirdiğini gördüm ve bu kadar kısa sürede bunu becerdiği için kendisini tebrik ettim.
* Ona oturma odasında bir köşe yaptım. Arkasına yastıklar falan koydum. Orada oturup oynamayı seviyor. Mümkün olduğu sürece onu yalnız oynaması için yalnız bırakıyorum. Sıkılınca ben de oyuna dahil oluyorum.
* Banyo küveti. Onu soyduktan sonra banyoya gideceğini anlayıp uçmaya çalışıyor. Yok mecazi anlamda değil gerçekten uçmaya çalışıyor. 2 kanat taksak havalanacak heyecandan. Bu benim de Çınar'la beraber olmaktan zevk aldığım yerlerden biri.
* Salıncağı. Birisi onu salladığı müddetçe değmeyin keyfine.
Sanırım bu sobe işi elden ele geçiyor. Ben de sarı şekerim Arda ve Naile'nin Erdem'ciğini sobeliyorum. Bebişlerin sevdiği yerler lütfen...
Gönderen
Sermin
zaman:
11:30
10
yorum
Etiketler: Sevdiğim şeyler
18 Aralık 2008 Perşembe
9 aylık oldum

Her ay ay dönümlerini burada kutlarken bir önceki aydan bu yana zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşünüyorum. Sanki 2 gün önce yazmış gibiyim 8 aylık olduğunda neler yaptığını. Hızla geçen zaman iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Oğlum büyürken ben de yaşlanıyorum. Tadını çıkara çıkara yaş-lanıyorum, oğlum şimdilik ay-lanırken.
Geçen aydan bu yana daha bir bilinçlendi, daha afacan, daha haylaz oldu Çınar. Çevresinde olup biten herşeyin farkında. Oyuncaklarıyla bilinçli ve daha uzun süreli oynuyor. Dikkat süresi daha da uzadı.
Eline aldığı herşeyi ses çıkarması için mama sandalyesinden aşağı atıyor.
Yemek konusunda problemimiz bayağı azaldı. Kahvaltısını yiyor çok şükür. Tek problemimiz meyve ile. Milupaları yiyor ama benim rendelediğim meyveyi çok sevmiyor. Bazen kendiliğinden ağzını açıp yiyor ama genelde meyve vakti çok stres oluyorum. 1 aydır yemeklerde blender ve rondoyu kullanmıyorum. Sadece çatalla eziyorum.Bu yüzden öğlen yemeklerini istemiyordu ama ona da yavaş yavaş alışmaya başladı.
Bir de yemeğini tamamen bitirdiği zaman nedense heyecanlanıyorum, endişeleniyorum. Tüm tabak bitince "acaba çok mu verdim ki" diye düşünüp kendime kızıyorum. Sanki çok yedirmişim de ardından kusacakmış, onun minik midesine zarar verecekmişim gibi hissediyorum. Bir-iki kaşık bırakınca daha bir huzurlu oluyorum. Bi garibim işte!
Gündüz 2 kere uzun uyuyordu. Özellikle öğleden sonra en az 1,5-2 saat uyurdu. Şimdi ise maksimum 1 saat uyuyor. Uykuya emerek geçiyordu. Şimdi emdikten sonra hatta emerken poposunu kaldırıyor, kendini atmaya çalışıyor. Gören, atlayıp gidecek sanır. Bu yüzden emdikten sonra bazen ayağımda sallamak ya da yatağına yatırıp sırtını ya da poposunu pışpışlamam gerekiyor. Sürekli fiziksel temasla uyumaya alışacak diye onun yerine ayı, oyuncak vb. bir uyku arkadaşı edinmesini sağlamayı düşünüyorum. Şimdi bunu öğretmenin tam vakti sanırım.

Gece uykularımız biraz daha düzene girdi. Kendi odasında, yatağında yatmaya başladığında beri daha iyi uyuyor ( Maşallaaahhhhhh). Yatağında istediği gibi dönebildiği için yüzüstü uymayı keşfetti. Rahat ediyor herhalde ki bazen sallarken bile yüzüstü dönüyor, öyle sallıyorum. Komik oluyor :)
Emekleme çalışmaları son 2 günde hız kazandı. Oturur oturmaz hemen emekleme pozisyonuna geçiyor. Bir ayağını kurtaramıyor. Yardımcı olup da ayağını kurtardıktan sonra iki ayağını birden öne doğru çekiyor. Elini atıyor ama ordan sonrasında ya yüzüstü yapışıyor ya da ööööylece robot gibi duruyor.
2 gün önce alkışı öğrendiğinden beri nerde bir müzik duysa hemen alkışlayarak eşlik ediyor. Annesini iyi gözlemlemiş. Farkettim ki ben şarkı söylerken hep alkış yapıyorum.
Bir de beni dedesi zannediyor sanırım. Beni çağıracağı zaman bana bakıp de-de diyor :)
Gönderen
Sermin
zaman:
10:18
21
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim, Ne zaman neler öğrendim?
16 Aralık 2008 Salı
Piyanist Şantör
Gönderen
Sermin
zaman:
12:35
14
yorum
Etiketler: Gezmede, Günce, Ne zaman neler öğrendim?
15 Aralık 2008 Pazartesi
Özür
Benim dikkatsizliğim yüzünden şu anda kafasında fındık büyüklüğünde bir şişle uyuyor yavru ördeğim. Daha önce de düşmüştü ama bu seferki çok üzdü beni.
4 gündür kendi odasında yatırıyorum onu artık. Ben de hem onun hem "kendi" adaptasyonum için onun yanında yere açılan yataklardan yapıp yatıyorum -geçici olarak-. Sabah uyandıktan sonra onu yatağın üstünde bacaklarımın arasına oturttum, arkaya doğru şöööle bir gerindim ve taak diye bir ses duydum.
Nasıl oldu anlamadım. Kendini bacağımın üzerinden atıp 15 cm yüksekliğindeki yataktan aşağı doğru fırlayıp, yatağının aşağı yukarı inip, çıkan korkuluklarının tahta köşesine çarpmış. Korkuluk yukarıda olduğu için sivri köşe yukarıda duruyordu ve yanından metal bir çubuk çıkıyor. İkisine birden kafasını hızla çarpmış. Kafası şişti.
Normalde bir yeri acıdığında kucağıma almayıp hemen dikkatini dağıtırım, ağlamaya alışmasın diye. Bu sefer ne hızla kucağıma aldığımı bilemedim. Öyle içli ağladı ki neredeyse katılıyordu.
10 gündür inanılmaz hareketli. Artık göbeğinin üstünde heryere gidebiliyor. İleri doğru sürünmeye çalışıyor ama geri viteste ilerliyor. Oturduğu zaman da emekler pozisyona geçmeye çalışıyor. Biraz da başarılı oluyor. Emekler pozisyonda dururken ellerini kaldırıp ileri atıyor ama gerisi gelmiyor.
Şimdi hareket özgürlüğünün tadına vardığı için hedefte birşey görünce hemen atlayıp onu almaya gidiyor. Bu yüzden kıpır kıpır modunda. Hiçbirşeye vakit ayıramaz oldum bu sebepten.
2 ay önce de ana kucağından kendini atmıştı ama o zaman çok ciddi düşmemişti. Bir süre babasına söylemedim ama sonra dayanamayıp onu düşürdüğümü itiraf etmiştim. Üzerinden zaman geçtiği için fırçadan yırttım ;) Ama sabahki çok kötü oldu. Bayağı şişti kafası. Üzüldüm, çok üzüldüm. Özürdilerim minik sevgilim.

9 Aralık 2008 Salı
Karamela- İdil-Kaplumbağa
Artık biryelere gittiğimizde ya da bize çocuklu birileri geldiğinde benim oğlum da onlara katılacak, oynamaya çalışacak. Ben birşeyleri kırmasın, oyuncaklarına, arkadaşlarına zarar vermesin diye gözüm üzerinde diken üstünde oturacağım belki ama olsun o da güzel.
Şimdi rahat mı batıyor bana?!?
Ne zaman ek besine geçecek diye heyecanla bekleyen ben, ek besinlere geçtikten sonra karnı acıktımı emzirmenin ne kadar rahat birşey olduğunu anladıktan sonra, niye bu kadar heyecan yaptım ki diye düşünüyorum bugünlerde. Şimdi Daha büyük bir çocuk annesi olmanın verdiği heyecandı sanırım o. "Artık benim oğlum da küçük bir bebiş değil. O artık yemek yiyor." Ek besinlere geçti de ne oldu? Her gitiğim yerde Çınar'a habire birşeyler yedirmeye çalışan bir görünümdeyim.
Şimdi yine birşeyler dürtüyor beni. Büyüsün de oynasın çocuklarla. Eeee? Büyüsün de oynasın, sonra sen sürekli onu kontrol et, biryelere gittiğinde nasıl davranması gerektiğini öğretmeye çalış, aman kırmasın, dökmesin, atmasın diye dört dön. Gittiğin yerden hiçbirşey anlamadan dön.
Anladım ki bu bebişler büyüdükçe daha çok vakit alıyorlar. Hep daha büyük olmasını beklemek yerine keyfini çıkarmak en iyisi. Gittikçe gündüz uykuları azalan, birlikte oyun oynamak isteyen, hep onunla aynı odada bulunmanı isteyen tatlı bebişim tüüüüm gün tüüüm vaktimi ona ayırmamı istiyor. Yürümeye başlayınca nasıl olacak diye düşünmeden edemiyorum.
-İdil Ablası ile- Kız çocukların anaç ruhları daha küçükken canlanıyor. Ablalar Çınar'a şefkatle yaklaşırken, abiler genelde dokunup, çekiştirmekten hoşlanıyor. İdil Çınar'a o kadar yumuşak davrandı ki, dokunmaya bile çekindi. Ördeğim de kafayı onun omzuna dayamış nasıl da oturmuş poz veriyor ama. Şımarık seni.
Büyüme hep böyle kal.
Yeni birşey görünce ağzını ördek gibi yap. Şaşkın şaşkın bak.
Hep altını alıyım, bacakların havada bezini bağlamamı bekle.
Sabahları hep senin de-de -de hecelerinle uyanayım.
Hep bebiş bebiş ağla, kıkır kıkır gül.
Yabancıları görünce hep şaşkın şaşkın, biraz ürkek ama ilgilenmez gibi bak.
Korkunca ağlamadan önce hep dudaklarını büz.
Hep saçma sapan şeylerle oyuncak niyetine oyna.
Kucağımda, benim yanımda olmaktan hep mutlu ol.
Ne bileyim işte, bunlar gibi biiiirsürü şey.
Herşeyin güzel be anneciğim.
Gönderen
Sermin
zaman:
11:04
11
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede, Günce
30 Kasım 2008 Pazar
Arkideşlerim
Çınar: Yine miiiiiiiiiiiiiiiiiiiii ! :) :(
O kadar çok gezdik ki bir günde 3 yere gittiğimiz oldu son 4 günde. Ben bıkmadım, yılmadım, onu taşıdım, Çınar'ımın da gıkı çıkmadı valla. Çok sosyalleştik çoook.
Oğlum, ilk arkadaşları Efe ve Arda ile bol bol hasret giderdi. Önce Efe'ye gidip bizden sadece 8 gün büyük olup ama kaba motor gelişim açısından çoook önde olan Efe'deydik. Çok güzel oynadılar. Çınar sürekli çığlık attı. Efe de isminden dolayı hiç beklemediğimiz bir tepki verip Çınar'ın çığlıklarına karşılık ağladı. Çınar sürekli Efe'nin çoraplarını çıkarmaya çalıştı durdu. Daha önce de Arda'nın patiklerine takılmıştı. Sanırım ayak fetişisti oluceeeez. Seni seviyoruz Efe.
Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür. Gelişim bireyseldir. Çok doğru. Tüm bakışlar, mimikler, hareketler, mızmızlıklar aynı ama farklı gelişiyorlar, farklı ilerliyorlar. Efe emekliyor, tırmanıyor, bıraksalar uçacak, 15 güne kalmaz önce yürüyüp, sonra koşacak. Parantez içinde (Maşallah).
Tıpkı 5,5 aylıkken emekleyen ve şu anda kıpır kıpır kıpır..... durumda Emre Jr gibi. Aynı bizim gibi oturan boğacıklardan biri olan Arda gibi. Sesiyle tüm erkekleri bastıran ve yakında onun da koşmasını beklediğimiz Mira gibi. Emekleme yolunda yeni yeni minik poposunu kaldırmaya çalışan,5 kuruşu varsa onu da gülmeye vermiş Selin gibi. Otururken bir anda arkaya doğru pıııt düşüveren bay ciddi, Yiğit gibi.
Dünkü Blogger buluşması bebişler için de anneler için de çok güzeldi. Beklediğimden daha etkileşim içindeydi bebişler. Şimdilik birbirilerini gözlediler, dokundular. Oyuncaklarını birbirlerinin ellerinden aldılar, çığlık attılar, heyecanlandılar, sevindiler. Neyse ki öyle çok ağlama sesi duyulmadı. Çınar oyunlarının ilk dakikalarında Mira'nın yanaklarını tutup, koparmaya çalışınca Mira çok ağladı. Beyaz yanaklarında oğlumun parmaklarının izi kaldı. İlk kez böyle birşey yaptı, ben de çok şaşırdım. Ev sahibinin kızına da yapılmaz ki.
Buluşmanın ortak noktası bebişlerin sürekli birşeyleri (oyuncak dışında suluk, fotoğraf makinesi, patik vb...) ağızlarına almalarıydı. Bir de paylaşılamayan marakas vardı. Birisi bırakır bırakmaz hemen diğeri kaptı onu, önce yaladı, sonra salladı. Hepsi şirin ötesiydi.. Özellikle Emre Jr'ın saç kurutma makinesinin sesini takit edip, dudaklarını şööööle öne doğru büzüp, minicik bir "o "yapıp, uuuuuuuuuuuuuuuu yapmasını unutmayacağım. Dudaklarına yapışıp öpesi geliyor insanın.
Bir de yaratıcılığına hayran kaldığım ev sahibi Banu'nun Mira'ya yaptığı oyuncaklar, evinin duvarlarındaki süper yaratıcı dekoratif objeler ve Ikea kataloğundan çıkmış gibi görünen "küçük mekanlara büyük çözümler" şeklindeki şirin, sıcacık ve güzel döşenmiş evi görülmeye değerdi. Herşey için teşekkür ederiz Banu. Oyuncaklarını bizimle paylaştığın için sana da teşekkür ederiz Mira'cığım.
Şimdilik 1,5 yaşına kadar birbirleriyle oynamalarını beklemesek de aynı ortamda bulunup, birbirlerini gözlemelerinin yeterli olacağını düşünüyorum. Mümkün olduğu kadar az oyuncakla oynayıp, daha çok etkileşime girmeleri hem dikkat gelişimlerini hem de sosyal gelişimlerini destekleyecektir. Henüz lider konumunda bir anneye gerek yok çünkü herkes kendi bebişini "Aman saçını çekmesin, vurmasın, düşmesin" diye kolladığından herkes topluca oyun minderinin üzerinde yerini alıyor. Hepsi yürümeye başlayınca bu da olamayacak ama ;)
Bu toplantıyı tekrar yapalım. Evet, evet!
Gönderen
Sermin
zaman:
13:10
18
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede, Oyun-Oyuncak
26 Kasım 2008 Çarşamba
Bebekler ne ister?

Erkeklerin cevabını bir türlü bulamadığı ama aslında biz kadınlarına cevabı çoook basit gelen "Kadınlar ne ister?" sorusundan sonra acaba "Bebekler ne ister?" diye düşünmeye başladım. Acaba onlar için de cevabı çok mu basit?
Uyku, oyun, yemek, giyinme, gezme... kocaman işer başarıyorlar aslında. Hepsinde kendi tercihleri oluşmaya başladı. Artık benim istediğimi yapan, istediğim yerde oturan bebiş değil o. O artık büyük bir bebek ya da anlayan, dinleyen ve yeri geldiğinde protesto edip istemediklerini bildiren, isteklerinin ardından bakan, gözüyle, eliyle işaret etmeye çalışan, kollarını kaldırarak "Beni kucağına alır mısın?" diyen bir çocuk.
Dün gece bilmem kaçıncı uyanmamızda Çınar'ı bir dik pozisyonda, bir yatar pozisyonda, sonra tekrar dik, tekrar yatar gibi kucağımda Çınar'ın koordinatlarına göre tutarken dedim ki "Allahım ne istiyor bu çocuk?". Hatta ona da sordum "Ooooooooooooolum ne istiyosuuuuuun" demişim. Sanki cevap verecek.
Ağlayarak uyandı. Önce pış pış pıııış pışşşş. Olmadı baktım kollarını kaldıra kaldıra ağlıyor ( Şimdi bunu bir velim ya da bir tanıdığım dese içinden derdim ki "cık cık cık. ağlayan çocuğun isteklerini her istediğinde yaparsan ilerde her istediğini ağlayarak elde etmeye çalışan davranış problemli bir çocuk sahibi olursun. Alma işte kardeşim alma, ağlasııın boooşveer".
Gecenin sessizliğinde o ses öyle bir kalın ve gür geliyor ki, çok sesleri geliyor diye papaz olduğumuz üst komşuya koz vermeyelim diye bir yandan da "şşşşşş" yaparak Çınar'ı susturmaya çalışıyorum, baktım olmuyor aldım kucağıma. Önceleri kucağıma yatırır, iki pış pıştan sonra hemen uyurdu.
Şimdi "ııııııııııııııııııııııııı" diye bağırıyor. Sanki ben alttan cimcikliyorum. Yok diyorum herhalde dik durmak istiyor. Dik tutuyorum tekrar ııııııııııııııııııııııııh diyip kendini kollarıma doğru atıp yatıyor. Hah oldu işte derken tekrar aynı sahne uzuuun bir süre tekrar ediyor. Sonra bir babasında bir bende şeklinde kucaktan kucağa gezen beyefendi aradığı pozisyonu yakalayıp huzura eriyor.
Tam parmak ucumuzda yatağa doğru yönelirken hafif bir "hışıııırrrt" sesi çıkıyor ya halıdan ya yatağın kenarına dokunan ayağımızdan. Ne kulak ama. O anda Çınar'da bir hareket var görülmeye değer.
Filmlerde kötü adam iyi adam tarafından öldürülür, sonra iyi adam tam arkasını dönüp gidecekken kötü adam bir anda gözünü açar ya ,Çınar da aynen uyurken bir anda gözlerini cin gibi açıp bize bakıyor ve ardından "ıııııııııııııııııııııhaaaaaaaaaaaaaa"...
Tablo aynen bir önceki gibi devam ediyor. Sonunda oğlum uygun pozisyonu bulup ya da "evet evet annemle babamı bezdirdim, artık uyuyabilirim" diye düşündükten sonra uykuya nihayet geçiyor. Madem kolumda uyuyacaktın niye 50 kere indir kaldır yaptırdın be yavrum.
Yemek konusunda da benzer şeyle oluyor. Hergüne yeni bir adet çıkıyor. Bu aralar da pütürlü şeyleri tükürme huyu gelişti. Önceleri severek yediği süreyi artık pütürlü yapıyorum. Onu da yiyordu. Birden bire 3 gündür ağzındaki bütün pütürleri diliyle itmek suretiyle çıkarma davranışı gelişti. Yemeğin hepsi pütürlü olduğu için doğal olarak hepsi tekrar dışarı çıkıyor. Buna da alışır ümidiyle ağzını açtığı müddetçe pes etmeden tekrar tekrar veriyorum yemeği ağzına.
Şimdi istemediği yemek olunca ağzını kapatmanın dışında gözlerini de kapatmayı öğrendi. Kaşık ağzına gelince hem göz, hem ağız kapanıyor. Arada gözünü açıp bakıyor, eğer kaşı hala oradaysa gözünü tekrar kapatıyor. Bırak yemeyi, görmek bile istemiyorum demek istiyor sanırım :)))
22 Kasım 2008 Cumartesi
Biraz keyif için

19 Kasım 2008 Çarşamba
8.ayımı Arda ile kutladım

Dün itibari ile Çınar 8 aylık oldu. Doktor kontrolümüz gayet iyi geçti. Aşı olmadığı için boy, kilo, genel sağlık kontrolü ve öneriler şeklindeydi. Çınar muayene sırasında gözleri dolu dolu azıcık dudakları büzdürmüştü ki ben imdadına yetiştim. Genelde sakin oluyor muayene olurken ama steteskopla karnını, ciğerlerini dinlerken dudaklar düşüveriyor hemen :))
Yemek yeme düzenimizi birazcık oturttuğumuz için Çınar bu ay tam 500 gr alıp 8.340 gr olmuş. Gelecek aydan itibaren baklagiller ve balığa, bu ay muza başlayacağız (Ben zaten muz veriyordum o ayrı.) Bir dahaki kontrolümüzde yine aşı olmayacağı için 10. ayda gelin dedi doktorumuz.
Akşama oğlumun arkadaşı Arda bize geldi. Bir de küçük bebişimiz Naz vardı. 3 aylık Naz'ın yanında kocaman geldi bizimkiler gözümüze.
Ben sofrayı hazırlama telaşında olduğum için onların oyunlarına kısa kısa tanık oldum hatta şu videoyu çekerken ve Çınar Arda'yı böyle saf saf seyrederken nerdeymişim diye düşündüm. Böyle saf saf durup arada aktırmadan Arda'nın saçını çekti. Arda pek tepki vermedi , oyununa devam etti. Biz çok güldük bu duruma ama büyüyünce de yaparsa o zaman Burcu'nun güleceğini sanmıyorum ;)
Fotoğraf çekmek için çağırdığımızda hangisi kafasını çevirirse diğeri onun elindeki oyuncağı hooop alıveriyordu. Önlerinde bir sürü oyuncak varken birbirlerinin ellerindeki pek bir kıymetli oldu. Ööööyle ellerinden alıp durdular. Oyuncak bir onun elinde, bir öbürünün.
Çok masum ve çok şekerdiler.
Diziyi takip ediyor diye Burcu'ya kızan ama Burcu'dan daha dikkatli izleyen Volkan'a aşağıdaki resmi hediye ediyorum. (gizlice çektim ehe!)
Gönderen
Sermin
zaman:
12:43
10
yorum
Etiketler: Ay Ay Gelişim, Günce
16 Kasım 2008 Pazar
Mr. Çınar

Teyzesinin doğumgünü şerefine taktık, takıştırdık ana oğul. Oğlum çekti gömlekle kravatını, canti canti eşlik etti bana. Önce inceledi boynundan sarkan uzantıyı, çekti çekiştirdi. Koparamayınca savaşmaktan vazgeçti.
Erkekime bu güzel kravatı ve ayrıca papyonu taaa Antalya'lardan alıp, getiren Sardunya'ya da Çınar adına teşekkür ederim.
Çınar bu 1 haftada çok değişti. Hızla büyüyor ve ben hızına yetişemiyorum.
Gel-gel yapmayı öğrendi. Her akşam camın önünde dışarıyı seyredip, babamızı beklerken" gel oğlumun babası gel gel" tekrarları sonucunda bir baktım o da gel gel yapmaya çalışıyor. Bir yandan da elini seyrediyor :)) Şimdi akşama kadar sürekli gel-gel çalışmaları yapıyor. Bir de birşeyi istediğinde "ver" anlamında kullanıyor bu işareti. Kucağa alınmak istediğinde de uzaktan bize gel gel yapıp kollarını bize uzatıyor. Gel de alma!
Gitmek istediği kişinin kucağına doğru atlıyor. (Bunu sabırsızlıkla bekliyordum.)
Heceleri çok çeşitlendi. Sürekli konuşma halinde.
Karşılıklı top oynuyor. Topu tek eliyle tutup bana doğru atmaya çalışıyor ama yana doğru gidiyor.
Adımlamayı pek beceremiyordu. Kollarından tutunca yavaş yavaş adım atmayı öğrendi.
Emekler gibi pozisyonlayınca öyle kalıyor. Hiiiç kımıldamıyor. Ne yapacağını şaşırıyor sanki biraz. Şimdi yavaş yavaş poposunu ileri geri oynatıyor.
Nesneleri kutunun içinden tek tek çıkarıyor ama içine henüz koyamıyor. Bunun için daha erken zaten. Karşılıklı oturup kutudan küpleri çıkarma ve "ver "yönergesine uyma oynuyoruz. 10 yıl süresince öğrencilerimle her gün defalarca kez çalıştığım nesneleri kaptan çıkarma, doldurma etkinliğini Çınar'la yapmak bir garip geldi.
Milyonlarca kez çalıştım, milyonlarca kez elime aldım o kutuları. Mağazaya gidip de o içiçe geçen kutuları, sallabaşı, küpleri, şekil kutusunu görünce içim daraldı. Oyuncak gibi gelmiyor onlar artık bana. Seviyorum mesleğimi ama o kadar çok tekrar gerektiriyor ki engelli bir çocuğa sıfırdan yeni şeyler öğretmek, evde materyalleri gördükçe tekrar tekrar yaşıyorum seansalrı. İçiçe koymaya çalışıyorum kutuları, kutunun içine koyduğum bir nesneyi aylarca çıkarttırmaya çalışıyorum öğrencilerime, tuturmaya çalışıyorum sallabaşın halkasını, 2 küpü üst üste koymak için onlarca tekrar yapıyorum.
Çok zevkli, çok tatmin edici, hele ki verdiklerini almaya başladığında tadından yenilmiyor bu iş ama aynı şeyleri yıllarca her gün, farklı çocuklarla da olsa tekrar etmek sersemletiyor insanı. Bir süre sonra sen de rezim çizeceğin zaman çöp adam çizmeye, bulaşık yıkarken "kırmızı balıııık gööölde" diye şarkı söylemeye başlıyor hatta bunu kanıksıyorsun.
Normal gelişim gösteren çocuklar hep çok zeki gelmiştir bana. Halbuki normal sınırlar içerisinde becerilere sahip olmakla ne kadar da şanslılar,bu azınlıkmış gibi görünüp ama bana çoğunlukmuş gibi gelen "farklı gelişim gösteren çocukların" arasında.
Çok şanslıyız çooook. Her gün dualar ettim hamileyken. Sadece "normal, sağlıklı" olsun dedim. Allah'ıma binlerce şükür dualarım kabul oldu ve onunla oturup kutunun içinden nesneleri çıkarmak bana gerçekten çok garip geliyor. Verdiğini hemen öğreniyor ya, çok güzel bir duygu bu.
Ben hala her gece dularımda tüm farklı gelişim gösteren çocukların yaşıtlarının gelişimlerini yakalaması ve aillerine güç kuvvet vermesi için Allah'a dua ediyorum. Çok güzeller...Çok sevgi dolu, verdiğin en ufacık ilgiye, sevgiye karşılık veren çocuklar onlar.
Çıkamadıkları merdivenleri bir an önce pıtır pıtır tamamlamlar umarım.
Gönderen
Sermin
zaman:
10:31
24
yorum
Etiketler: Eğitim, Ne zaman neler öğrendim?
13 Kasım 2008 Perşembe
Bugünün Şerefine
Bugünün şerefine içiyorum sütümü babacığım!
Geçen doğumdügünde sana annemin karnından mektup yazmıştım. Bu sefer ki daha farklı benim için.Çünkü artık seni görüyor, duyuyor ve kokunu hissedebiliyorum. Sana bakınca kendimi görüyorum. Sanki senin gözlüksüz halin gibiyim. Ama şunu kabul et ki "senden daha yakışıklıyım, ehe!!!"
İyi ki doğmuşsun babacığım. Eve gelir gelmez beni yanına alıp "hadi beraber üstümüzü değiştirelim oğlum" diyip götürüyorsun, benimle oynuyorsun, geceleri "ıh" desem saniyesinde başımda bitiyorsun, beni tüm kötülüklerden korumaya çalışıyor, akla gelebilecek tüm kaza olasılıklarını düşünüp endişeleniyorsun hatta bazen bunu abartıyorsun. Annem benden ufacık şikayetlense hemen" şikayet etme oğlumu, benim oğlum bir numara" diyorsun.
Biliyorum annem izin verse geceleri beni ortanıza alıp bana sarılarak uyuyacaksın. Ben de seviyorum seninle uyumayı. Geceleri ağladığımda sadece senin kucağında sakinleşmemden ve orada uyumamdan belli değil mi? Akşamları senin işten dönmeni iple çekiyorum. Eve gelir gelmez ağzımın kulaklarına değmesinden belli değil mi? Gelsen de oynasan, beni ısırsan diye bekliyorum her akşam. Eve gelir gelmez çıldırmamı annem biraz kıskanmıyor da değil hani.
Babamsın sen benim.Aynen senin dedeme duyduğun hayranlık gibi ben de sana hayran olacağım büyüdüğümde. Seni kendime model olacağım. Senin gibi başarılı ve akıllı olacağım.
Şimdilik en büyük hayalin cumartesi günleri beni işe götürmek, beraber araba yıkamaya gitmek, fenerbahçe maçlarına gidip sesimiz kısılana kadar bağırmak (her ne kadar büyüyünce cimbomlu olacaksam da), elele tutuşup gezmek, biliyorum. Ben de istiyorum bunları babişkom, ben de. Az kaldı şunun şurasında, yürür yürümez bir kısmını hemen yapacağız.
Sen babam olduğun için ve sizin gibi bir ailem olduğu için çok mutluyum. İyi ki doğmuşsun babacığım. iyi ki annemi tavlayıp (annemden not: ehe!!) onunla evlenmişsin ve iyi ki beni dünyaya getirmişsiniz. Beni de dünyaya getirince işte şimdi tam süper olmuş.
Bu not bebişkodan dünyanın en harika babişkosuna. Doğum günün kutlıu olsun!!!Beraber nice nice nice yaşlara.
Not: Bu akşam iş çıkışı annemle beraber seni Liva'da bekliyor olacağız. Sana limonlu pasta ısmarlayacağım. Parasını da bayram harçlığımdan vereceğim. (Büyüyünce bu organizasyonu baba-oğul yapalım ;-))
Sevgiler...
Erol Çınar
Gönderen
Sermin
zaman:
12:59
11
yorum
Etiketler: Aile, Baba olmak, Özel Günler, Video
9 Kasım 2008 Pazar
Oğlumsuz Gezmelerdeyim
En son sinemaya Çınar doğmadan 2 ay önce gitmiştik. Ta ki dün akşama kadar. Babaanne ve dedeyi çağırdık. Çınar'ı 8 gibi uyutup çıktık.
.jpg)
6 Kasım 2008 Perşembe
Büyüdükçe değişen oyun tercihleri
Geçen oyun minderine bırakıp biraz kendi başıma takılayım dedim ama Çınar'ın çıkardığı tısıl tısıl sesler üzerine yanına gittim. Bir baktım ki 2 dakika içerisinde oyun minderini 8 şekline getirip kendi de aralara bir yerlere sıkışmış. Neyse ki kendine nefes alacak bir boşluk bırakmış. Yüzüne gelen minderi çekip açmış.
Kan ter içinde kalmış o kadar kısa sürede. Bravo diyip kutladım patronu ve minder yerine boğuşacağı oyuncaklara ihtiyaç duyduğunu anladım. Bu genelde babası ya da ben oluyorum ama bizim yerimize alternatif bir oyuncak da bulmamız lazım.
"Konuşan Eğitici Köpek Puppy" gibi "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Köpek Duddy" yok mu acaba? Gerçi akşam eve gelince bu genelde "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Adam Babby" ye dönüşen bir babamız var ama o sadece akşamları :((
Sanki Çınar'la vakit geçirmekten şikayet eder gibi oldum ama yok öyle değil oğlum. Şimdi sen büyüyüp de bunları okuyunca annem benimle oynamaktan sıkılırmış diye düşünme sakın. Sadece bazen hiçbirşey düşünmeden boş boş tavana bakarak yatmak istiyorum. O kadarcık.
Gönderen
Sermin
zaman:
00:41
6
yorum
Etiketler: Günce, Oyun-Oyuncak
4 Kasım 2008 Salı
Aile Bireyleri Mobili
Gönderen
Sermin
zaman:
06:22
10
yorum
Etiketler: Eğitim, İlham gelince
2 Kasım 2008 Pazar
Yine :((
Yine hasta Çınar. Yine nefes alamıyor, yine uyuyamıyor.
Bir de şu çıkmaz olası dişimiz de bir türlü çıkamadı ve çok huzursuz.
Tüm gün sürekli tiz bir sesle çığlık atar gibi inledi durdu.
Gece doğru düzgün uyumadı.
İlk kez bu gece evde (dışarıdayken olabiliyor ama evde hiç olmazdı) emerken uyuyamadı ve tam dalacakken ağladı kaç kez. Yanına yatıp şarkılar söyleyip, hafif pışpışlayarak uyuttum.
Biraz da ibufen verdim rahat uyusun diye.
Benim de gözlerim acıyor uykusuzluktan ve yorgunluktan. İnsanda moral de bırakmıyor tabii sürekli huzursuz ve yemeklerini yemeyen bir çocuk -ki Çınar normalde akıllı, uslu, hiç huysuzluğu olmayan bir çocuktur.
Bir yeri mi ağlıyor diye kaygılanıyor insan. Bir de üstüne biraz önce Burcu'nun yazısındaki o küçük kızı okudum. Ne uyuyasım, ne oturasım var.
İnsanlar iyice kafayı yedi artık. Hastalıklı bir toplum olduk çıktık. Yok mu bu insanların hiç çoluğu, çocuğu, yeğeni.... Nasıl yapar bunu bu insan... Asmayı bırak canlı canlı yakmak ya da çin işkencesi yapmak lazım.
Keşke okumasaydım.
Neyse...





