30 Aralık 2008 Salı

Küçüklerden büyük diyaloglar

Bebeişler 2.kez buluştu. İlkinin üzerinden 1,5 ay geçti ve bu sefer daha farklıydı iletişimleri. Geçen seferkinden en belirgin farkı daha çok ağlama sesi duyduk. Bunun sebebi de daha bilinçli olmalarıydı. 1,5 ay önce biri bebişlerin elinden oyuncağını alınca öööylece bakıyordu, şimdi ise bağırıyorlar, olmadı ağlıyorlar. Bu iyiye işaret aslında :)

Bir de bu sefer şarkıları, parmak oyunlarını gerçekten dinliyorlar. Bunların hepsini Mira bizden büyük olduğu için geçen sefer de yapıyordu. Şimdi ise o çok anlar anlar bakıyor. Ha bir de geçen seferden ipuçlarını verdiği oğluma olan ilgisini, bu sefer boynuna atlayıp sarılarak kesin kes ortaya koydu ehe :))) Çapkın kız Mira.

Off ya sıkıldım gelseler de oynasak!
Boşver yaa biz oynayalım, onların geleceği yok. Al sen bunu tut, ben halkayı takiiim.

Naber dostum, özledim seni görüşmeyeli. Gel sana sarılayım şööle bi.

Sen de görmeyeli bayağı büyümüşsün haa. Hey ağzında birşey mi var senin? Ne çok yemek yiyosun sen de yaaa. Cık cık cık...
Ver dedim sana şu Hıncal Uluç fularını. Annem çok beğendi, git boynundan al dedi. Hıh!!
Onu alamadım bari çorabı götüreyim. Bakııııın işte çıkardım.
Dayanamayacağım işte öpeceğim. Gel bakiiim sen buraya. Muck muck...
Annneeeeeeeee! Yaaaa Mira beni öpüyoooooooo..
Ohhh ya arkamı döndüm, kurtuldum Mira'dan :))
Uff bu bebek arkadaşlar da ne sıktı ama.Şurda kendi kendime oynamak eeen güzeli.
Bak Çınar bak ağzını böyle açacaksın yemek yerken.
Amaaaan ne açıcam ağzımı. Zaten yemeğimi de yemedim açım yine. Dur şunu yemeye çalışayım, belki karnım doyar.
Selin: Yaa niye herkes kavga ediyor. Benim gibi güleç birini bile ağlattılar ya pes yanii.

Arda: Ühüüüüüüüüüüüüüü yeter ya gidin artık uykum geldi beniiiiim.
Çınar. Şşşt oğlum Arda ağlama len. Bak ben ağlıyor muyum?
Selin: Amaaan bak biri daha ağlıyor. Dur arkamı döneyim de mutlu ruhumu bu ağlancalarla karartmayım.
Mira:Ben büyüğüm, ağır ablayım. Hiiiç takılmıyorum bu bebişlere.
Yiğit: Aman yaa nerden geldim şurayaaa. Üffff!!!

Heyyoooo bitiyor sanırım bu da kapanış fotosu herhalde. Yorulmuşuuuuzz yafuuu.




Posted by Picasa

27 Aralık 2008 Cumartesi

Çay Kaşığı



"Bir gece yatağında uyuyan tatlı bebiş uzaylılar tarafından kaçırılır ve yerine aynı görünümde olup ama huysuz mu huysuz bir bebek koyarlar. Bebeğin annesi o gece sabaha kadar uyumanın verdiği mutlulukla "herhalde uykuları düzene girdi"diye düşünür. ne bilsin ki o fırtına öncesi sessizlik olsun.

O gece huzuuuurla bebeğini yatırır ve yarım saat sonra 3 gün sürecek olan kabus başlar. Allahım, yarım saatte bir, saat başı uyanır. Eskiden uyanınca pışpışlanıp uyuyan bebek, o gece bas bas bağırır. Hafif de ateşi vardır. Gün içerisinde de aynı huysuzluk devam eder. Baba perişan işe gider, anne perişan evde mücadaleye devam eder."

:(( Bu bebek Çınar. Ama sanırım bebeğimi geri getirdiler. Öyle umuyorum.

Ne oldu bebeğime anlamadık. Önce diş dedik doktoru aramadık, baktık diş değil. Arada sırada biryeri acır gibi ağladı 2 gün boyunca. Herşeye huysuzlandı ki Çınar normalde çok huzurlu bir bebektir. Öyle gün içinde ağladığı pek görülmez ( bazen uyku saatleri dışında).
Dün doktorunu aradık "boğazı ağrıyordur, calpol verin sakinleşmezse getirin" dedi. Biraz işe yaradı. İlaçtan nefret ettiğim için mümkün olduğu kadar ilaç vermek istemiyorum Çınar'a. Dün ilk kez ilaç içti. Keşke daha önceden verseymişim, neresi ağrıyorsa azap çekmezmiş.

İlk gün öğleden önceki uykusunu uyumayı reddeti. Uyudu, uyandı, uyudu, döndü, uyandı. salıncağında sallarken uyuyakaldı, yatağına yatırınca yine uyandı. Bu 2-3 kez tekrar etti. En sonunda o kazandı, aldım yatağından. Öğleden sonraki uykusu da aynı şekildeydi. Yine o kazandı. Yine yatmadı. Bu arada o uyusun da ben de uyuyayım diye gözüne bakıyorum, ağladım ağlayacağım.



Baktım uyku yok, keyfimiz yerine gelsin diye boğuşmaca oynuyorduk. Şöyle bir sarıldım, elimi sırtına attım aaa bir baktım sırtında sert birşey. Tanıdık birşey gibi ama atletinin altında nasıl olabilir diye benzetemedim de. Bir soydum ki sırtından bir çay kaşığı çıktı. :)))


Şimdi buna gülmeli mi, ağlamalı mı bilmiyorum. Dikkatsiz miyim ben? En geç sabah girmiş olabileceğini tahmin ettiğim o kaşıkla oğlum en iyi ihtimalle sabahtan, en kötü ihtimalle geceden beri yaşıyordu. O kadar kucağıma aldım, altını değiştirdim nasıl farketmedim, anlamadım.


Tabii bir de o kaşığı oraya nasıl girdiği sorusu mevcut. Kaşıkla oynamayı sevdiği için hep oyuncaklarının arasında bir tane bulunur. Oynarken bir şekilde kaçtı sırtına sanırım. Altını alırken kaşığın üstüne yattı ve ben onunla beraber bağladım diyeceğim ama asla alt açması olmadan altını temizlemem.

Cevabı olmayan soruları geride bırakıp, bunu da ileride güleceğimiz bir anı olarak hafızamıza yazdık bile.

Not: Oğluuuuuuuuuuuuuuuuuum geri geeeeeeeeeeeeeeelll!


23 Aralık 2008 Salı

Oyun ve Oyuncaklar



Sevgili Erdem'in annesi Naile'nin ve blogsuz birkaç taze anne arkadaşımın isteği üzerine Çınar'la ne tür oyunlar ve oyuncaklarla oynadığımız konusunda bir yazı hazırladım.

Oyun çocuğun işidir ve eğlenirken hem öğrenmesini sağlar hem de zihinsel, psikomotor, sosyal-duygusal, konuşma-dil gelişimi alanlarını destekler. Bu yüzden oyuncak seçiminde gelişimlerine katkıda bulunacaklar oyuncaklar seçmeli ve oyunlar oynamalıyız. Hazır oyuncakların yanında evde kendimiz de pek çok oyuncak üretebiliriz.




Çınar'la oyuncaklarımız: Şu aralar içiçe geçen kutular, sallabaş, yumuşak top, kendi kendine müzik çalan ayrıca tuşlarına basılan piyano, şekil tahtası, büyük küpler, hayvan ve taşıt sesleri bulunan müzikli oyuncak, ses çıkaran kitaplar, peluş oyuncaklar, üzerinde ses çıkaran hayvanlar bulunan, çek-bıraklı, hışır hışırlı aktivite çadırı, büyük resimleri bulunan kitaplar gün içerisinde vaktimizi geçirdiğimiz oyuncaklardan.


Oyunlarımız:
* Fasulyeleri mama sandalyesinin üzerine yayıyorum. Küçük, içi görünen cam bir kaseye tek tek tutup doldurma oynuyoruz. Hem kıskaç hareketiyle(baş-işaret-orta parmakla) tutma hem de el-göz koordinasyonunu destekleyen bu oyunda fasulyeyi tabağa koymadan önce "tabağın içine koy" yönergesiyle alıcı dil gelişimini desteklemiş oluyoruz. Yalnız yönergemi "tabağa koy" diye sınırlandırmıyorum. "içine" yi mutlaka ekliyorum. Böylece mekanda konum kavramlarını da duymuş oluyor.

* Sallabaşın halkalarını bağımsız çıkarabiliyor. Çıkardıktan sonra "bana ver" yönergesiyle vermesini istiyorum ama fiziksel destekle yapıyoruz. Elinden tutup verdikten sonra "aferiin bana verdin" diye geri dönüt verip peliştiriyorum. Kendi oynadığı zaman onları çıkarıp birbirine vuruyor. O zaman seslerini taklit ediyorum. "Tak tak, tık tık". Halkaları koluna takıp kolunu farketmesini sağlıyorum.(İnce motor becerileri ve el göz koordinasyonunu destekler.)

*İçiçe geçen kutuların hepsini çıkarıyor. Yine çıkardıktan sonra bana vermesini istiyorum. Sonra içiçe koyması için sırayla veriyorum ve elini yönlendiriyorum. Mekanda konum kavramlarını duyması için "içine koydun, dışarı çıkardın" gibi ifadeleri sık tekrarla kullanıyorum. .(İnce motor becerileri ve el göz koordinasyonunu destekler.)

* Büyük küpleri üstüste koyma oynuyoruz. ( Küplerin büyük olması (5*5) tutması ve üstüste koyunca durması açısından daha kolay. Aynı zamanda iki küpü birbirine vurma da çalışıyoruz.
* Karşılıklı top oynuyoruz.
* Yumuşak peluşa sarılma, sevme oynuyoruz. ( Dokunsal algı ve sosyal-duygusal gelişimi için yumuşak oyuncaklar önemli)
* Dokunsal algıya yönelik değişik dokuları olan nesnelere dokunuyoruz. Soğuk-sıcak, kaygan, tırtıklı, kadife, sert-yumuşak, ıslak-kuru)


* Konuşma-dil gelişimine yönelik ses taklitleri yapıyoruz.
Çevresel sesler (kapı sesi, yağmur sesi...), insan sesleri ( hapşu, öhö...), taşıt sesleri, hayvan sesleri vb sesler. Aynı sesleri sık tekrarlı olarak tekrar etmek ve hecelememek çok önemli. Aynı zamanda aynı hecelerden oluşan kelimeler -baba, dede, cici, popo....Bunları da hecelemeden sık tekrarlı kullanmak önemli. Çocuklara konuşma öğretirken asla kelimeler hecelenmemeli. Çünkü bu sefer doğrusunu o şekilde algılayabiliyorlar. Belki daha yavaş ve hecelerin üzerine basarak söylenebilir.
Ben Çınar'a aynı heceden oluşan şarkılar söylüyorum. Mesela minimini bir kuş şarkısının melodisini kullanarak ba ba ba heceleriyle ya da an-ne an-ne aaaaan-neeee diye şarkı söylüyorum.
*Bir leğenin içine su koyup bir oyuncak bebeği yıkama oyunu oynanıp 4-5 kelime seçilip, bunların üzerinde sık tekrarlı konuşulabilir. Ör. şıp şıp, su, bebek, cici, saç, banyo gibi.


*Peçete yırtma: El-göz koordinasyonu ve psikomotor beceri gelişimi için faydalı bir oyun. Çınar'ın favorilerinden. (Kontrollü oynanması lazım çünkü ilk boşlukta ağzına atıyor)

*Kaşıkla tepsiye, tabağa vurma: Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurma bu aylarda gelişen bir beceri olduğu için kendi hareketleriyle sonuçlarını karşılaştırmayı öğreniyorlar. Çınar'a metal bir tepsi ve kaşık veriyorum. Ona vurarak sesini dinliyor. Aynı zamanda işitsel algısını da destekliyor.
Nesneleri yukarıdan atıp seslerini dinlemek de bu dönemin en belirgin (8-12 ay) özelliklerinden olduğu için bu engelenmemelidir. Aynı zamanda neden-sonuç ilişkisi kurmayı da öğretiyor.

*Marakas sallama: Pet şişenin içine koyulan mısır, pirinç, fasulye gibi yiyecekler çok güzel ses çıkarıyorlar. Bunu göremeyeceği bir yerden sallıyorum ya da babasına sallattırıyorum. Sesin geldiği yöne bakmasını, sesi aramasını istiyorum. Aynı oyun ses çıkaran bir nesneyi bir örtünün altına saklayıp ona doğru gitmesi ve bulması şeklinde de çeşitlendirilebilir. Tabii emekleyen bebişler için.
* Bir poşet ya da karton kutuyu yan yatırıp içine, ip bağlanmış bir oyuncak koyup ipi çekme oyunu. Önce model olup ipi çekip, oyuncağın dışarı çıkmasını sağlıyoruz. Sonra geri içine koyup bebişimizin ipi çekmesini istiyoruz.
*Basit motor hareketleri taklit etme: El çırpma, bay bay yapma, burnunu tutma, kafasını sallama, gözlerini kırpma. Ayna karşısında oynandığında daha faydalı olur.
*Yüz-vücut kısımlarını keşfetmesi için ayna karşısında bunlara dokunarak isimlerini söyleme.Onun burnu ile kendi burnunuzu birleştirip ismini söyleme. Tüm vücut kısımları ile oynanabilir. "Benim, senin..." ifadelerini kullanılması alıcı dil gelişimini destekler.

*Ayna karşısında abartılı mimikler, ses oyunları yapıyorum. Ben değişik sesler çıkarırken elini dudaklarıma götürüyorum ki sesin nasıl çıktığını, dudaklarımızı nasıl şekillendirdiğimizi öğrensin.
Ayna çocuk gelişimde çok faydalı hem de çocukların çok eğlendiği bir nesne. Özellikle kendi başına yemek yemeye başladığında çocukları ayna karşısına oturtup yemek yemeye çalışırken kendilerini izlemek onlar için büyük bir haz. Aynı zamanda nasıl yaptıklarında yemeği döküyor, nasıl yediklerinde başarılı oluyor görmüş oluyorlar. ( Konuyla alakasız ama aklıma geldi yazayım dedim.)
*Şekil tahtasından şekilleri çıkarma: Üniveristedeyken ahşaptan yaptırdığım ama piyasada daha basitleri bulunan ahşap tahtanın üstünde daire, kare ve üçgen bulunan şekil tahtası. Bunları tutup çıkarma oynuyoruz.

*Müzik aletleri çalma: Darbuka, def, oyuncak piyano gibi aletler işitsel algı gelişimini destekler.

* Şekil kutusundan nesneleri (bul-tak kova) çıkarma ve içine koyma. Kapağı çıkan bir kovaya şimdilik üstündeki deliklerden değil de doğrudan kutuya doldurma şeklinde oynanır. Aynı şekilde boş bir kutuya koyulmuş mandalları çıkarma, kutuya koyma şeklinde de oynanabilir.

* Kitap okuma. Resimler hakkında konuşarak, basit ses taklitleri yaparak ( ağacın dalları fışır fışır ses çıkarıyormuş, çocuk kapıyı tak tak çalmış, saat tik-tak tik-tak çalınca uyanmış gibi) okuma, tek tek resimler hakkında konuşma alıcı-ifade edici dil gelişimini destekler. Basit kısa cümleler kurup, bebişin ilgi gösterdiği resim üzerinde daha uzun konuşulmalıdır.

* Fisher Price'ın aktivite masası ve şu oyuncaktan almayı düşünüyorum. İlla ki tüm oyuncaklar hazır alınacak diye bir kural olmamalı. Herkes artık materyallerden evinde çok güzel oyuncaklar yapabilir. Çok fazla oyuncağa karşıyım aslında.

Bir de mutlaka önüne bir tane oyuncak koyup, onunla oynaması sağlanmalı. Eğer birden fazla oyuncağı koyarsak, dikkatini uzun süre yönlendiremez. Hergün bir oyuncakla bir gün boyunca ya da sabah ayrı, öğleden sonra ayrı oyuncakla oynaması sağlabilir. Ayrıca önüne oyuncakları koyup hangisini istiyorsa onu alması sağlarsak, tercih yapma becerisinin gelişimini de desteklemiş oluruz.

Aklıma çok şey geliyor ama hepsini yazarsam çoook uzun sürecek.

Akıllı bebişlere iyi oyunlaaaar.

21 Aralık 2008 Pazar

Amanın da sevdiği yerler bilem varmış

Herkes birbirini sobeleyip duruyor, ben de izliyorum derken Sardunya bizi de pardon Çınar'cığımı sobelemiş. Kendisi Çınar Fun Club'ın en 1. üyesi.

Çınar'cığımın en sevdiği yerleri yazacağım ama biraz zor olcek tabii.


Oğluşumun özgürlüğünü ilan ettiği şu günlerde sadece ev, alışveriş merkezi, parklar, yeşillik alanlarla sınırlı olan hayatında en sevdiği 10 yer neresiymiş diye düşünürken 10 tane çıkarır mıyız bilmiyorum. Bir bakalım.

*Tartışmasız en sevdiği yer evimizin mutfak camı. Oradan dışarıyı, garajdan çıkan arabaları, garaj bariyerlerinin inip, kalkarken yanıp sönen ışıkları, kuşları, yürüyen insanları seyretmek favorisi. Ağlarken oraya geçtiğimiz anda dut yemiş bülbüle dönüp, sakin sakin dışarıyı seyrediyor. Arada çıkan arabaların arkasından eğilip gözden kaybolana kadar izliyor. Tüm insaların, arabaların arkasından bay bay yapıyoruz. Kuş nerede? diyince hemen gökyüzüne bakıyor.



*İkinci olarak evimizin yerleri. Oralarda oturup, yuvarlanmak, emeklemeye çalışmak, sonra yere yapışınca halıları yalamak halı üzerindeki aktivitelerinden. Halıya serdiğim çarşafı 10 sn içinde aştığı için artık her yere sermiyorum artık. Bir de parkeler tabii. Soğuk ve kaygan geldiği için hgemen parkelere gidip ellerini yapıştırıyor. Yalamaya çalışıyor ve ben gözden kaçırırsam başarılı da oluyor ;)






* Bebek arabası. Gezmeyi, insanları, etrafı izlemeyi çoook sevdiği için gıkının bile çıkmadığı yerlerden. Şu ara kendini kaydırarak kaçmaya çalışıyor o ayrı.




* Panora Alışveriş Merkezindeki dev akvaryumlar. Oradaki balıkları izlemek benim bile favorimken onun nasıl olmasın.





* Kendi beşiği ve kendi odası. Odası çok renkli geliyor ve girince çok heyecanlanıyor. Duvarlarına, oyuncaklarına bakıp bakıp seviniyor. Artık kendi büyük yatağına geçtik. Orada yatmayı değil de içine oturup ben odasını toplarken bana sırıtmayı seviyor. Bir de yatağın içinde fır fır 360 derece dönüyor. Nasıl beceriyor hala anlamadım. Geçen gün yatırdım odadan çıktım. 1 dakika bile geçmemişti. Ağlama sesi ile geri döndüğümde 180 derece ters dönüp ayakalrıyla başının yer değiştirdiğini gördüm ve bu kadar kısa sürede bunu becerdiği için kendisini tebrik ettim.

* Ona oturma odasında bir köşe yaptım. Arkasına yastıklar falan koydum. Orada oturup oynamayı seviyor. Mümkün olduğu sürece onu yalnız oynaması için yalnız bırakıyorum. Sıkılınca ben de oyuna dahil oluyorum.


* Banyo küveti. Onu soyduktan sonra banyoya gideceğini anlayıp uçmaya çalışıyor. Yok mecazi anlamda değil gerçekten uçmaya çalışıyor. 2 kanat taksak havalanacak heyecandan. Bu benim de Çınar'la beraber olmaktan zevk aldığım yerlerden biri.

* Salıncağı. Birisi onu salladığı müddetçe değmeyin keyfine.

* Bir de tabii annesinin kucağındayken yanaklarını benim yanaklarıma dokundurup, koklaşmak :)) ( Bunu herhangi bir sıraya koyamıyorum)



Sanırım bu sobe işi elden ele geçiyor. Ben de sarı şekerim Arda ve Naile'nin Erdem'ciğini sobeliyorum. Bebişlerin sevdiği yerler lütfen...

18 Aralık 2008 Perşembe

9 aylık oldum




Her ay ay dönümlerini burada kutlarken bir önceki aydan bu yana zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşünüyorum. Sanki 2 gün önce yazmış gibiyim 8 aylık olduğunda neler yaptığını. Hızla geçen zaman iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Oğlum büyürken ben de yaşlanıyorum. Tadını çıkara çıkara yaş-lanıyorum, oğlum şimdilik ay-lanırken.

Geçen aydan bu yana daha bir bilinçlendi, daha afacan, daha haylaz oldu Çınar. Çevresinde olup biten herşeyin farkında. Oyuncaklarıyla bilinçli ve daha uzun süreli oynuyor. Dikkat süresi daha da uzadı.

Eline aldığı herşeyi ses çıkarması için mama sandalyesinden aşağı atıyor.

Yemek konusunda problemimiz bayağı azaldı. Kahvaltısını yiyor çok şükür. Tek problemimiz meyve ile. Milupaları yiyor ama benim rendelediğim meyveyi çok sevmiyor. Bazen kendiliğinden ağzını açıp yiyor ama genelde meyve vakti çok stres oluyorum. 1 aydır yemeklerde blender ve rondoyu kullanmıyorum. Sadece çatalla eziyorum.Bu yüzden öğlen yemeklerini istemiyordu ama ona da yavaş yavaş alışmaya başladı.

Bir de yemeğini tamamen bitirdiği zaman nedense heyecanlanıyorum, endişeleniyorum. Tüm tabak bitince "acaba çok mu verdim ki" diye düşünüp kendime kızıyorum. Sanki çok yedirmişim de ardından kusacakmış, onun minik midesine zarar verecekmişim gibi hissediyorum. Bir-iki kaşık bırakınca daha bir huzurlu oluyorum. Bi garibim işte!

Gündüz 2 kere uzun uyuyordu. Özellikle öğleden sonra en az 1,5-2 saat uyurdu. Şimdi ise maksimum 1 saat uyuyor. Uykuya emerek geçiyordu. Şimdi emdikten sonra hatta emerken poposunu kaldırıyor, kendini atmaya çalışıyor. Gören, atlayıp gidecek sanır. Bu yüzden emdikten sonra bazen ayağımda sallamak ya da yatağına yatırıp sırtını ya da poposunu pışpışlamam gerekiyor. Sürekli fiziksel temasla uyumaya alışacak diye onun yerine ayı, oyuncak vb. bir uyku arkadaşı edinmesini sağlamayı düşünüyorum. Şimdi bunu öğretmenin tam vakti sanırım.




Gece uykularımız biraz daha düzene girdi. Kendi odasında, yatağında yatmaya başladığında beri daha iyi uyuyor ( Maşallaaahhhhhh). Yatağında istediği gibi dönebildiği için yüzüstü uymayı keşfetti. Rahat ediyor herhalde ki bazen sallarken bile yüzüstü dönüyor, öyle sallıyorum. Komik oluyor :)

Emekleme çalışmaları son 2 günde hız kazandı. Oturur oturmaz hemen emekleme pozisyonuna geçiyor. Bir ayağını kurtaramıyor. Yardımcı olup da ayağını kurtardıktan sonra iki ayağını birden öne doğru çekiyor. Elini atıyor ama ordan sonrasında ya yüzüstü yapışıyor ya da ööööylece robot gibi duruyor.

2 gün önce alkışı öğrendiğinden beri nerde bir müzik duysa hemen alkışlayarak eşlik ediyor. Annesini iyi gözlemlemiş. Farkettim ki ben şarkı söylerken hep alkış yapıyorum.

Bir de beni dedesi zannediyor sanırım. Beni çağıracağı zaman bana bakıp de-de diyor :)

16 Aralık 2008 Salı

Piyanist Şantör


Bugün beceri hanemize 3 yeni şey eklendi.

Alkıııış diyince hemen el çırpıyor. Önceden gel-gel yapıyordu ama onda aynı zamanda fiziksel model oluyordum. Şimdi sadece alkış dediğimde alkışlıyor. Hatta babasına telefonda "Çınar alkıııış diyince elindekini bırakıp alkış yapıyor" diye anlatırken bile "alkıııış"ı duyunca hemen el çırpmaya başladı. O anda elinde meşgul olduğu şeyi bırakıp, hatta bebek arabasının önünden tutup dik durmaya çalışırken bile duysa arkaya doğru kendini atıp hemen görevini yerine getirme gayreti içinde alkış tutuyor.

Piyanosunun tuşlarına ses çıkarması için basıyor. Elini üstüne koyuyor ve sadece parmaklarını bastırıyor. Oyuncaklarıyla amaçlı oynuyor artık.



Kumandayı eline alıp arkası dönük bile olsa hemen televizyona bakıyor. (Onun yanında televizyonu hiç açmamama rağmen) Nadiren tv gördüğü zamanlarda prosedürü gayet güzel kaydetmiş.

Bu gazla öğleden sonra yoğun sise aldırmadık, ana-oğul Panora AVM'ye gittik. Gezdik, karşılıklı kahve-yoğurt keyfi yaptık.

Onu ödüllendirdim ve ona sallabaş aldım, aldığıma da pişman oldum. Kahvemi rahat rahat içeyim diye halkalarını eline verdim oynaması için. Habire yere düşürüp durdu, ben de sürekli koltuğun altına kaçan halkayı almak için eğilen bir görüntü sergiledim. 5-6 tekrardan sonra kafamı koltuğun altından çıkarıp sallabaşı attım çantaya.

Aman ne ağlama. İlla onu istedi durdu. Vermedim, ağladığında istediğini elde etmeyi öğrenmesin diye. Sonra sustu, kıyamadım bir ara gezerken tekrar verdim . Bu sefer alışveriş merkezinin koridorlarında habire halka peşinde koşturup durdum. Koşturmayı bırak Çınar'ı arabasında yalnız bırakıp halkayı almaya gitmek kastı biraz. Yine attım çantaya. Yine ağladı :)) Artık onun da istekleri var. Oyuncağı elinden alınınca sessizce duran bebiş değil o. Onu istiyor ve bunu ağlayarak ifade ediyor.
Artık beni anlıyor. Kızdığımı, sevdiğimi, istediğimi, istemediğimi biliyor.Her gün bir önceki günden farklı bir çocuk olarak uyanıyor.


15 Aralık 2008 Pazartesi

Özür




Benim dikkatsizliğim yüzünden şu anda kafasında fındık büyüklüğünde bir şişle uyuyor yavru ördeğim. Daha önce de düşmüştü ama bu seferki çok üzdü beni.

4 gündür kendi odasında yatırıyorum onu artık. Ben de hem onun hem "kendi" adaptasyonum için onun yanında yere açılan yataklardan yapıp yatıyorum -geçici olarak-. Sabah uyandıktan sonra onu yatağın üstünde bacaklarımın arasına oturttum, arkaya doğru şöööle bir gerindim ve taak diye bir ses duydum.

Nasıl oldu anlamadım. Kendini bacağımın üzerinden atıp 15 cm yüksekliğindeki yataktan aşağı doğru fırlayıp, yatağının aşağı yukarı inip, çıkan korkuluklarının tahta köşesine çarpmış. Korkuluk yukarıda olduğu için sivri köşe yukarıda duruyordu ve yanından metal bir çubuk çıkıyor. İkisine birden kafasını hızla çarpmış. Kafası şişti.

Normalde bir yeri acıdığında kucağıma almayıp hemen dikkatini dağıtırım, ağlamaya alışmasın diye. Bu sefer ne hızla kucağıma aldığımı bilemedim. Öyle içli ağladı ki neredeyse katılıyordu.

10 gündür inanılmaz hareketli. Artık göbeğinin üstünde heryere gidebiliyor. İleri doğru sürünmeye çalışıyor ama geri viteste ilerliyor. Oturduğu zaman da emekler pozisyona geçmeye çalışıyor. Biraz da başarılı oluyor. Emekler pozisyonda dururken ellerini kaldırıp ileri atıyor ama gerisi gelmiyor.

Şimdi hareket özgürlüğünün tadına vardığı için hedefte birşey görünce hemen atlayıp onu almaya gidiyor. Bu yüzden kıpır kıpır modunda. Hiçbirşeye vakit ayıramaz oldum bu sebepten.

2 ay önce de ana kucağından kendini atmıştı ama o zaman çok ciddi düşmemişti. Bir süre babasına söylemedim ama sonra dayanamayıp onu düşürdüğümü itiraf etmiştim. Üzerinden zaman geçtiği için fırçadan yırttım ;) Ama sabahki çok kötü oldu. Bayağı şişti kafası. Üzüldüm, çok üzüldüm. Özürdilerim minik sevgilim.



9 Aralık 2008 Salı

Karamela- İdil-Kaplumbağa


Bu resimlerdeki ortak nokta Çınar'ın Sardunya'nın Kaplumbağası'na yapışık hali. Ankan'dan Esin, Funda ve Deniz'le beraber yine ANKAN'dan Banu'nun açtığı Karamela Pastaevi'ni ziyarete gidip iştahımızı kabarttık. Çınar resim çekilirken abi arkadaşı Yalın'ı koklayıp, yakından incelemek istedi. Aradığını buldu mu bilmiyorum ama fotoğraflara yansıyan görüntülere bayıldım ben. Sanırım şöyle düşündü " Yaa bu abi benim dün oynadığım abi değil mi?"







Çınar'ın büyüdüğünü bu anı resimlerken daha iyi anladım. Kendinden 2,5 yaş büyük Yalın'la BERABER oynadılar. Yalın araba sürdü, Çınar'a verdi. Çınar eline aldı, inceledi, attı. Sonra Yalın müzikli oyuncağın düğmelerine bastı. Çınarcım heyecanlandı. Onu izledi, dinledi, o da oyuncağın düğmelerine basmaya çalıştı, hareket eden hayvancıkları tuttu.


Artık biryelere gittiğimizde ya da bize çocuklu birileri geldiğinde benim oğlum da onlara katılacak, oynamaya çalışacak. Ben birşeyleri kırmasın, oyuncaklarına, arkadaşlarına zarar vermesin diye gözüm üzerinde diken üstünde oturacağım belki ama olsun o da güzel.

Şimdi rahat mı batıyor bana?!?


Ne zaman ek besine geçecek diye heyecanla bekleyen ben, ek besinlere geçtikten sonra karnı acıktımı emzirmenin ne kadar rahat birşey olduğunu anladıktan sonra, niye bu kadar heyecan yaptım ki diye düşünüyorum bugünlerde. Şimdi Daha büyük bir çocuk annesi olmanın verdiği heyecandı sanırım o. "Artık benim oğlum da küçük bir bebiş değil. O artık yemek yiyor." Ek besinlere geçti de ne oldu? Her gitiğim yerde Çınar'a habire birşeyler yedirmeye çalışan bir görünümdeyim.


Şimdi yine birşeyler dürtüyor beni. Büyüsün de oynasın çocuklarla. Eeee? Büyüsün de oynasın, sonra sen sürekli onu kontrol et, biryelere gittiğinde nasıl davranması gerektiğini öğretmeye çalış, aman kırmasın, dökmesin, atmasın diye dört dön. Gittiğin yerden hiçbirşey anlamadan dön.


Anladım ki bu bebişler büyüdükçe daha çok vakit alıyorlar. Hep daha büyük olmasını beklemek yerine keyfini çıkarmak en iyisi. Gittikçe gündüz uykuları azalan, birlikte oyun oynamak isteyen, hep onunla aynı odada bulunmanı isteyen tatlı bebişim tüüüüm gün tüüüm vaktimi ona ayırmamı istiyor. Yürümeye başlayınca nasıl olacak diye düşünmeden edemiyorum.






-İdil Ablası ile- Kız çocukların anaç ruhları daha küçükken canlanıyor. Ablalar Çınar'a şefkatle yaklaşırken, abiler genelde dokunup, çekiştirmekten hoşlanıyor. İdil Çınar'a o kadar yumuşak davrandı ki, dokunmaya bile çekindi. Ördeğim de kafayı onun omzuna dayamış nasıl da oturmuş poz veriyor ama. Şımarık seni.


Çınar kendi boyutlarına uygun bilgisayarı görünce yine yavru ördek moduna girdi.


Büyüme hep böyle kal.

Yeni birşey görünce ağzını ördek gibi yap. Şaşkın şaşkın bak.

Hep altını alıyım, bacakların havada bezini bağlamamı bekle.

Sabahları hep senin de-de -de hecelerinle uyanayım.

Hep bebiş bebiş ağla, kıkır kıkır gül.

Yabancıları görünce hep şaşkın şaşkın, biraz ürkek ama ilgilenmez gibi bak.

Korkunca ağlamadan önce hep dudaklarını büz.

Hep saçma sapan şeylerle oyuncak niyetine oyna.

Kucağımda, benim yanımda olmaktan hep mutlu ol.

Ne bileyim işte, bunlar gibi biiiirsürü şey.

Herşeyin güzel be anneciğim.







Posted by Picasa

30 Kasım 2008 Pazar

Arkideşlerim

Sermin: "Hadi oğlum addaa gidiyoruz"
Çınar: Yine miiiiiiiiiiiiiiiiiiiii ! :) :(

O kadar çok gezdik ki bir günde 3 yere gittiğimiz oldu son 4 günde. Ben bıkmadım, yılmadım, onu taşıdım, Çınar'ımın da gıkı çıkmadı valla. Çok sosyalleştik çoook.

Oğlum, ilk arkadaşları Efe ve Arda ile bol bol hasret giderdi. Önce Efe'ye gidip bizden sadece 8 gün büyük olup ama kaba motor gelişim açısından çoook önde olan Efe'deydik. Çok güzel oynadılar. Çınar sürekli çığlık attı. Efe de isminden dolayı hiç beklemediğimiz bir tepki verip Çınar'ın çığlıklarına karşılık ağladı. Çınar sürekli Efe'nin çoraplarını çıkarmaya çalıştı durdu. Daha önce de Arda'nın patiklerine takılmıştı. Sanırım ayak fetişisti oluceeeez. Seni seviyoruz Efe.

Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür. Gelişim bireyseldir. Çok doğru. Tüm bakışlar, mimikler, hareketler, mızmızlıklar aynı ama farklı gelişiyorlar, farklı ilerliyorlar. Efe emekliyor, tırmanıyor, bıraksalar uçacak, 15 güne kalmaz önce yürüyüp, sonra koşacak. Parantez içinde (Maşallah).

Tıpkı 5,5 aylıkken emekleyen ve şu anda kıpır kıpır kıpır..... durumda Emre Jr gibi. Aynı bizim gibi oturan boğacıklardan biri olan Arda gibi. Sesiyle tüm erkekleri bastıran ve yakında onun da koşmasını beklediğimiz Mira gibi. Emekleme yolunda yeni yeni minik poposunu kaldırmaya çalışan,5 kuruşu varsa onu da gülmeye vermiş Selin gibi. Otururken bir anda arkaya doğru pıııt düşüveren bay ciddi, Yiğit gibi.

Dünkü Blogger buluşması bebişler için de anneler için de çok güzeldi. Beklediğimden daha etkileşim içindeydi bebişler. Şimdilik birbirilerini gözlediler, dokundular. Oyuncaklarını birbirlerinin ellerinden aldılar, çığlık attılar, heyecanlandılar, sevindiler. Neyse ki öyle çok ağlama sesi duyulmadı. Çınar oyunlarının ilk dakikalarında Mira'nın yanaklarını tutup, koparmaya çalışınca Mira çok ağladı. Beyaz yanaklarında oğlumun parmaklarının izi kaldı. İlk kez böyle birşey yaptı, ben de çok şaşırdım. Ev sahibinin kızına da yapılmaz ki.


Buluşmanın ortak noktası bebişlerin sürekli birşeyleri (oyuncak dışında suluk, fotoğraf makinesi, patik vb...) ağızlarına almalarıydı. Bir de paylaşılamayan marakas vardı. Birisi bırakır bırakmaz hemen diğeri kaptı onu, önce yaladı, sonra salladı. Hepsi şirin ötesiydi.. Özellikle Emre Jr'ın saç kurutma makinesinin sesini takit edip, dudaklarını şööööle öne doğru büzüp, minicik bir "o "yapıp, uuuuuuuuuuuuuuuu yapmasını unutmayacağım. Dudaklarına yapışıp öpesi geliyor insanın.

Bir de yaratıcılığına hayran kaldığım ev sahibi Banu'nun Mira'ya yaptığı oyuncaklar, evinin duvarlarındaki süper yaratıcı dekoratif objeler ve Ikea kataloğundan çıkmış gibi görünen "küçük mekanlara büyük çözümler" şeklindeki şirin, sıcacık ve güzel döşenmiş evi görülmeye değerdi. Herşey için teşekkür ederiz Banu. Oyuncaklarını bizimle paylaştığın için sana da teşekkür ederiz Mira'cığım.

Şimdilik 1,5 yaşına kadar birbirleriyle oynamalarını beklemesek de aynı ortamda bulunup, birbirlerini gözlemelerinin yeterli olacağını düşünüyorum. Mümkün olduğu kadar az oyuncakla oynayıp, daha çok etkileşime girmeleri hem dikkat gelişimlerini hem de sosyal gelişimlerini destekleyecektir. Henüz lider konumunda bir anneye gerek yok çünkü herkes kendi bebişini "Aman saçını çekmesin, vurmasın, düşmesin" diye kolladığından herkes topluca oyun minderinin üzerinde yerini alıyor. Hepsi yürümeye başlayınca bu da olamayacak ama ;)

Bu toplantıyı tekrar yapalım. Evet, evet!



Hızımızı alamayıp aynı günün akşamında Çınar, Lara Ablasınının doğumgünü partisine katıldı. Palyaço'nun oyunlarına katılamasa da çocukları ve özellikle de palyaçoyu büyük bir heyecanla izledi. Seneye biz de bu oyunlara katılmayı umut ederek dingin hayatımıza geri döndük. ( Bu arada iyi ki doğdun Lara!!)



Posted by Picasa

26 Kasım 2008 Çarşamba

Bebekler ne ister?



Erkeklerin cevabını bir türlü bulamadığı ama aslında biz kadınlarına cevabı çoook basit gelen "Kadınlar ne ister?" sorusundan sonra acaba "Bebekler ne ister?" diye düşünmeye başladım. Acaba onlar için de cevabı çok mu basit?

Uyku, oyun, yemek, giyinme, gezme... kocaman işer başarıyorlar aslında. Hepsinde kendi tercihleri oluşmaya başladı. Artık benim istediğimi yapan, istediğim yerde oturan bebiş değil o. O artık büyük bir bebek ya da anlayan, dinleyen ve yeri geldiğinde protesto edip istemediklerini bildiren, isteklerinin ardından bakan, gözüyle, eliyle işaret etmeye çalışan, kollarını kaldırarak "Beni kucağına alır mısın?" diyen bir çocuk.

Dün gece bilmem kaçıncı uyanmamızda Çınar'ı bir dik pozisyonda, bir yatar pozisyonda, sonra tekrar dik, tekrar yatar gibi kucağımda Çınar'ın koordinatlarına göre tutarken dedim ki "Allahım ne istiyor bu çocuk?". Hatta ona da sordum "Ooooooooooooolum ne istiyosuuuuuun" demişim. Sanki cevap verecek.

Ağlayarak uyandı. Önce pış pış pıııış pışşşş. Olmadı baktım kollarını kaldıra kaldıra ağlıyor ( Şimdi bunu bir velim ya da bir tanıdığım dese içinden derdim ki "cık cık cık. ağlayan çocuğun isteklerini her istediğinde yaparsan ilerde her istediğini ağlayarak elde etmeye çalışan davranış problemli bir çocuk sahibi olursun. Alma işte kardeşim alma, ağlasııın boooşveer".

Gecenin sessizliğinde o ses öyle bir kalın ve gür geliyor ki, çok sesleri geliyor diye papaz olduğumuz üst komşuya koz vermeyelim diye bir yandan da "şşşşşş" yaparak Çınar'ı susturmaya çalışıyorum, baktım olmuyor aldım kucağıma. Önceleri kucağıma yatırır, iki pış pıştan sonra hemen uyurdu.

Şimdi "ııııııııııııııııııııııııı" diye bağırıyor. Sanki ben alttan cimcikliyorum. Yok diyorum herhalde dik durmak istiyor. Dik tutuyorum tekrar ııııııııııııııııııııııııh diyip kendini kollarıma doğru atıp yatıyor. Hah oldu işte derken tekrar aynı sahne uzuuun bir süre tekrar ediyor. Sonra bir babasında bir bende şeklinde kucaktan kucağa gezen beyefendi aradığı pozisyonu yakalayıp huzura eriyor.

Tam parmak ucumuzda yatağa doğru yönelirken hafif bir "hışıııırrrt" sesi çıkıyor ya halıdan ya yatağın kenarına dokunan ayağımızdan. Ne kulak ama. O anda Çınar'da bir hareket var görülmeye değer.

Filmlerde kötü adam iyi adam tarafından öldürülür, sonra iyi adam tam arkasını dönüp gidecekken kötü adam bir anda gözünü açar ya ,Çınar da aynen uyurken bir anda gözlerini cin gibi açıp bize bakıyor ve ardından "ıııııııııııııııııııııhaaaaaaaaaaaaaa"...

Tablo aynen bir önceki gibi devam ediyor. Sonunda oğlum uygun pozisyonu bulup ya da "evet evet annemle babamı bezdirdim, artık uyuyabilirim" diye düşündükten sonra uykuya nihayet geçiyor. Madem kolumda uyuyacaktın niye 50 kere indir kaldır yaptırdın be yavrum.

Yemek konusunda da benzer şeyle oluyor. Hergüne yeni bir adet çıkıyor. Bu aralar da pütürlü şeyleri tükürme huyu gelişti. Önceleri severek yediği süreyi artık pütürlü yapıyorum. Onu da yiyordu. Birden bire 3 gündür ağzındaki bütün pütürleri diliyle itmek suretiyle çıkarma davranışı gelişti. Yemeğin hepsi pütürlü olduğu için doğal olarak hepsi tekrar dışarı çıkıyor. Buna da alışır ümidiyle ağzını açtığı müddetçe pes etmeden tekrar tekrar veriyorum yemeği ağzına.

"ağzımı asla açmam taaam mı!"

Şimdi istemediği yemek olunca ağzını kapatmanın dışında gözlerini de kapatmayı öğrendi. Kaşık ağzına gelince hem göz, hem ağız kapanıyor. Arada gözünü açıp bakıyor, eğer kaşı hala oradaysa gözünü tekrar kapatıyor. Bırak yemeyi, görmek bile istemiyorum demek istiyor sanırım :)))

22 Kasım 2008 Cumartesi

Biraz keyif için



Çok pesimistim, keyifsizim bugün.
Belki bunlar biraz işe yarar.
Yavru ördeğim benim.



19 Kasım 2008 Çarşamba

8.ayımı Arda ile kutladım



Dün itibari ile Çınar 8 aylık oldu. Doktor kontrolümüz gayet iyi geçti. Aşı olmadığı için boy, kilo, genel sağlık kontrolü ve öneriler şeklindeydi. Çınar muayene sırasında gözleri dolu dolu azıcık dudakları büzdürmüştü ki ben imdadına yetiştim. Genelde sakin oluyor muayene olurken ama steteskopla karnını, ciğerlerini dinlerken dudaklar düşüveriyor hemen :))

Yemek yeme düzenimizi birazcık oturttuğumuz için Çınar bu ay tam 500 gr alıp 8.340 gr olmuş. Gelecek aydan itibaren baklagiller ve balığa, bu ay muza başlayacağız (Ben zaten muz veriyordum o ayrı.) Bir dahaki kontrolümüzde yine aşı olmayacağı için 10. ayda gelin dedi doktorumuz.

Akşama oğlumun arkadaşı Arda bize geldi. Bir de küçük bebişimiz Naz vardı. 3 aylık Naz'ın yanında kocaman geldi bizimkiler gözümüze.

Ben sofrayı hazırlama telaşında olduğum için onların oyunlarına kısa kısa tanık oldum hatta şu videoyu çekerken ve Çınar Arda'yı böyle saf saf seyrederken nerdeymişim diye düşündüm. Böyle saf saf durup arada aktırmadan Arda'nın saçını çekti. Arda pek tepki vermedi , oyununa devam etti. Biz çok güldük bu duruma ama büyüyünce de yaparsa o zaman Burcu'nun güleceğini sanmıyorum ;)

Fotoğraf çekmek için çağırdığımızda hangisi kafasını çevirirse diğeri onun elindeki oyuncağı hooop alıveriyordu. Önlerinde bir sürü oyuncak varken birbirlerinin ellerindeki pek bir kıymetli oldu. Ööööyle ellerinden alıp durdular. Oyuncak bir onun elinde, bir öbürünün.
Çok masum ve çok şekerdiler.



Diziyi takip ediyor diye Burcu'ya kızan ama Burcu'dan daha dikkatli izleyen Volkan'a aşağıdaki resmi hediye ediyorum. (gizlice çektim ehe!)

16 Kasım 2008 Pazar

Mr. Çınar





Teyzesinin doğumgünü şerefine taktık, takıştırdık ana oğul. Oğlum çekti gömlekle kravatını, canti canti eşlik etti bana. Önce inceledi boynundan sarkan uzantıyı, çekti çekiştirdi. Koparamayınca savaşmaktan vazgeçti.
Erkekime bu güzel kravatı ve ayrıca papyonu taaa Antalya'lardan alıp, getiren Sardunya'ya da Çınar adına teşekkür ederim.

Çınar bu 1 haftada çok değişti. Hızla büyüyor ve ben hızına yetişemiyorum.

Gel-gel yapmayı öğrendi. Her akşam camın önünde dışarıyı seyredip, babamızı beklerken" gel oğlumun babası gel gel" tekrarları sonucunda bir baktım o da gel gel yapmaya çalışıyor. Bir yandan da elini seyrediyor :)) Şimdi akşama kadar sürekli gel-gel çalışmaları yapıyor. Bir de birşeyi istediğinde "ver" anlamında kullanıyor bu işareti. Kucağa alınmak istediğinde de uzaktan bize gel gel yapıp kollarını bize uzatıyor. Gel de alma!

Gitmek istediği kişinin kucağına doğru atlıyor. (Bunu sabırsızlıkla bekliyordum.)

Heceleri çok çeşitlendi. Sürekli konuşma halinde.

Karşılıklı top oynuyor. Topu tek eliyle tutup bana doğru atmaya çalışıyor ama yana doğru gidiyor.

Adımlamayı pek beceremiyordu. Kollarından tutunca yavaş yavaş adım atmayı öğrendi.
Emekler gibi pozisyonlayınca öyle kalıyor. Hiiiç kımıldamıyor. Ne yapacağını şaşırıyor sanki biraz. Şimdi yavaş yavaş poposunu ileri geri oynatıyor.

Nesneleri kutunun içinden tek tek çıkarıyor ama içine henüz koyamıyor. Bunun için daha erken zaten. Karşılıklı oturup kutudan küpleri çıkarma ve "ver "yönergesine uyma oynuyoruz. 10 yıl süresince öğrencilerimle her gün defalarca kez çalıştığım nesneleri kaptan çıkarma, doldurma etkinliğini Çınar'la yapmak bir garip geldi.

Milyonlarca kez çalıştım, milyonlarca kez elime aldım o kutuları. Mağazaya gidip de o içiçe geçen kutuları, sallabaşı, küpleri, şekil kutusunu görünce içim daraldı. Oyuncak gibi gelmiyor onlar artık bana. Seviyorum mesleğimi ama o kadar çok tekrar gerektiriyor ki engelli bir çocuğa sıfırdan yeni şeyler öğretmek, evde materyalleri gördükçe tekrar tekrar yaşıyorum seansalrı. İçiçe koymaya çalışıyorum kutuları, kutunun içine koyduğum bir nesneyi aylarca çıkarttırmaya çalışıyorum öğrencilerime, tuturmaya çalışıyorum sallabaşın halkasını, 2 küpü üst üste koymak için onlarca tekrar yapıyorum.

Çok zevkli, çok tatmin edici, hele ki verdiklerini almaya başladığında tadından yenilmiyor bu iş ama aynı şeyleri yıllarca her gün, farklı çocuklarla da olsa tekrar etmek sersemletiyor insanı. Bir süre sonra sen de rezim çizeceğin zaman çöp adam çizmeye, bulaşık yıkarken "kırmızı balıııık gööölde" diye şarkı söylemeye başlıyor hatta bunu kanıksıyorsun.

Normal gelişim gösteren çocuklar hep çok zeki gelmiştir bana. Halbuki normal sınırlar içerisinde becerilere sahip olmakla ne kadar da şanslılar,bu azınlıkmış gibi görünüp ama bana çoğunlukmuş gibi gelen "farklı gelişim gösteren çocukların" arasında.

Çok şanslıyız çooook. Her gün dualar ettim hamileyken. Sadece "normal, sağlıklı" olsun dedim. Allah'ıma binlerce şükür dualarım kabul oldu ve onunla oturup kutunun içinden nesneleri çıkarmak bana gerçekten çok garip geliyor. Verdiğini hemen öğreniyor ya, çok güzel bir duygu bu.
Ben hala her gece dularımda tüm farklı gelişim gösteren çocukların yaşıtlarının gelişimlerini yakalaması ve aillerine güç kuvvet vermesi için Allah'a dua ediyorum. Çok güzeller...Çok sevgi dolu, verdiğin en ufacık ilgiye, sevgiye karşılık veren çocuklar onlar.

Çıkamadıkları merdivenleri bir an önce pıtır pıtır tamamlamlar umarım.

13 Kasım 2008 Perşembe

Bugünün Şerefine



Bugünün şerefine içiyorum sütümü babacığım!

Geçen doğumdügünde sana annemin karnından mektup yazmıştım. Bu sefer ki daha farklı benim için.Çünkü artık seni görüyor, duyuyor ve kokunu hissedebiliyorum. Sana bakınca kendimi görüyorum. Sanki senin gözlüksüz halin gibiyim. Ama şunu kabul et ki "senden daha yakışıklıyım, ehe!!!"

İyi ki doğmuşsun babacığım. Eve gelir gelmez beni yanına alıp "hadi beraber üstümüzü değiştirelim oğlum" diyip götürüyorsun, benimle oynuyorsun, geceleri "ıh" desem saniyesinde başımda bitiyorsun, beni tüm kötülüklerden korumaya çalışıyor, akla gelebilecek tüm kaza olasılıklarını düşünüp endişeleniyorsun hatta bazen bunu abartıyorsun. Annem benden ufacık şikayetlense hemen" şikayet etme oğlumu, benim oğlum bir numara" diyorsun.

Biliyorum annem izin verse geceleri beni ortanıza alıp bana sarılarak uyuyacaksın. Ben de seviyorum seninle uyumayı. Geceleri ağladığımda sadece senin kucağında sakinleşmemden ve orada uyumamdan belli değil mi? Akşamları senin işten dönmeni iple çekiyorum. Eve gelir gelmez ağzımın kulaklarına değmesinden belli değil mi? Gelsen de oynasan, beni ısırsan diye bekliyorum her akşam. Eve gelir gelmez çıldırmamı annem biraz kıskanmıyor da değil hani.

Babamsın sen benim.Aynen senin dedeme duyduğun hayranlık gibi ben de sana hayran olacağım büyüdüğümde. Seni kendime model olacağım. Senin gibi başarılı ve akıllı olacağım.

Şimdilik en büyük hayalin cumartesi günleri beni işe götürmek, beraber araba yıkamaya gitmek, fenerbahçe maçlarına gidip sesimiz kısılana kadar bağırmak (her ne kadar büyüyünce cimbomlu olacaksam da), elele tutuşup gezmek, biliyorum. Ben de istiyorum bunları babişkom, ben de. Az kaldı şunun şurasında, yürür yürümez bir kısmını hemen yapacağız.

Sen babam olduğun için ve sizin gibi bir ailem olduğu için çok mutluyum. İyi ki doğmuşsun babacığım. iyi ki annemi tavlayıp (annemden not: ehe!!) onunla evlenmişsin ve iyi ki beni dünyaya getirmişsiniz. Beni de dünyaya getirince işte şimdi tam süper olmuş.

Bu not bebişkodan dünyanın en harika babişkosuna. Doğum günün kutlıu olsun!!!Beraber nice nice nice yaşlara.

Not: Bu akşam iş çıkışı annemle beraber seni Liva'da bekliyor olacağız. Sana limonlu pasta ısmarlayacağım. Parasını da bayram harçlığımdan vereceğim. (Büyüyünce bu organizasyonu baba-oğul yapalım ;-))

Sevgiler...

Erol Çınar

9 Kasım 2008 Pazar

Oğlumsuz Gezmelerdeyim

En son sinemaya Çınar doğmadan 2 ay önce gitmiştik. Ta ki dün akşama kadar. Babaanne ve dedeyi çağırdık. Çınar'ı 8 gibi uyutup çıktık.

Kucağımızda bebiş ya da elimizde bebek arabası olmadığı için uzun zamandan sonra ilk kez elele tutuşarak gezince yeni çıkmaya başlayan liseli aşıklar gibi hissetik kendimizi ;)

Sinemaya mı gitsek, mağazaları mı dolaşsak,bir yerlerde oturup kahve mi içsek, yoksa canlı müzik mi dinlesek karar veremedik. Aslında sinema niyetiyle çıkmıştık ama boşta kalınca hepsini yapasımız geldi. Kendimi kış uykusundan uyanan ayılar gibi hissettim. Sürekli dışarılardayız ama elini kolunu sallayarak, merdivenleri yürüyerek çıkarak, "emzirdim, yedirdim, altını aldım, uykusu geldi, ağladı, ağlamadı" diye düşünmeden gezmek çok değişik geldi. Biraz da içimdeki suçluluk duygusunu atabilseydim daha rahat edecektim. Sanırım hala lohusalık sendromunu üzerimden atamadım. Onu bırakıp gezdiğim için kendimi kötü hissettim ve biliyorum ki bu çok sağlıksız bir düşünce. Böyle düşünerek kendimi avutum durdum. ( Bundan sonra kimseye şunu yap bunu yap diye bilmişlik taslamayacağım. Duygular ve teoriler karışabiliyormuş demek ki!)

Aile Danışmanlığı kursunda bir hocam ailelerin çocuktan sonra sık sık, çocuksuz, baş başa gezmeleri gerektiğini ve bu gezmeler sırasında asla çocuktan konuşmamak gerektiğini anlatmıştı. Anne babalık rollerini bırakıp eskisi gibi karı-koca olarak aktiviteler yapmanın evliliği pekiştirici "gereklilikler" olduğundan bahsetmişti. Gerçekten de doğru. Çocuktan sonra hep konuşmalarımız Çınar üzerine, tüm yaşantımız ona odaklı hale geldi. Biz bundan son derece memnun olsak da arada sırada bu tür paylaşımlar yeni bir nefes oluyor sanki.
Ne yapacağımız konusunda şaşkın şaşkın düşünüp sinemada karar kıldık ve "Bangkok Dangerous" filmini izledik. Nicholas Cage'in tüm filmleri olduğu gibi bu da çok güzeldi. Hem sinemadan önce biraz gezdik de. İyi oldu.
Eve geldiğimizde saat 12'yi geçiyordu ve Çınar hiç uyanmamış, dede ve babaanneyi panik etmemişti. Bundan sonra bunu sık sık yapma kararı aldık. Umarım uygulayabiliriz.

6 Kasım 2008 Perşembe

Büyüdükçe değişen oyun tercihleri

Mini Minnacık 2 aylıkken
Artık oyun minderini kaldırma vakti gelmiş sanırım. Bir zamanlar oyunu kurallarına göre oynayan Çınar efendi tam bir zıpır oldu. Eli dursa ayağı durmuyor cinslerinden.
Geçen oyun minderine bırakıp biraz kendi başıma takılayım dedim ama Çınar'ın çıkardığı tısıl tısıl sesler üzerine yanına gittim. Bir baktım ki 2 dakika içerisinde oyun minderini 8 şekline getirip kendi de aralara bir yerlere sıkışmış. Neyse ki kendine nefes alacak bir boşluk bırakmış. Yüzüne gelen minderi çekip açmış.





Kan ter içinde kalmış o kadar kısa sürede. Bravo diyip kutladım patronu ve minder yerine boğuşacağı oyuncaklara ihtiyaç duyduğunu anladım. Bu genelde babası ya da ben oluyorum ama bizim yerimize alternatif bir oyuncak da bulmamız lazım.
"Konuşan Eğitici Köpek Puppy" gibi "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Köpek Duddy" yok mu acaba? Gerçi akşam eve gelince bu genelde "Boğuşan, Anneyi Dinlendirici Adam Babby" ye dönüşen bir babamız var ama o sadece akşamları :((
Sanki Çınar'la vakit geçirmekten şikayet eder gibi oldum ama yok öyle değil oğlum. Şimdi sen büyüyüp de bunları okuyunca annem benimle oynamaktan sıkılırmış diye düşünme sakın. Sadece bazen hiçbirşey düşünmeden boş boş tavana bakarak yatmak istiyorum. O kadarcık.

Posted by Picasa

4 Kasım 2008 Salı

Aile Bireyleri Mobili


Yaklaşık 2 aydır elimde bir mobildir gidiyor.

Başladım devamını getiremedim bir türlü. Anne, baba, anneanne, hala... gibi aile fertlerinin resimlerinden oluşuyor mobilimiz.

Sonunda resimleri press baskı yaptırıp astım. Ama son hali değil. Biraz renklendirmem lazım. Üstteki tahta simiti ahşap boyasıyla boyayacağım. Resimleri bağladığım misinalara boncuklar takacağım.

Aile bireylerini tanıması ve tanımlaması için faydalı olacak eminim.

2 Kasım 2008 Pazar

Yine :((

Yine hasta Çınar. Yine nefes alamıyor, yine uyuyamıyor.
Bir de şu çıkmaz olası dişimiz de bir türlü çıkamadı ve çok huzursuz.
Tüm gün sürekli tiz bir sesle çığlık atar gibi inledi durdu.
Gece doğru düzgün uyumadı.
İlk kez bu gece evde (dışarıdayken olabiliyor ama evde hiç olmazdı) emerken uyuyamadı ve tam dalacakken ağladı kaç kez. Yanına yatıp şarkılar söyleyip, hafif pışpışlayarak uyuttum.
Biraz da ibufen verdim rahat uyusun diye.
Benim de gözlerim acıyor uykusuzluktan ve yorgunluktan. İnsanda moral de bırakmıyor tabii sürekli huzursuz ve yemeklerini yemeyen bir çocuk -ki Çınar normalde akıllı, uslu, hiç huysuzluğu olmayan bir çocuktur.
Bir yeri mi ağlıyor diye kaygılanıyor insan. Bir de üstüne biraz önce Burcu'nun yazısındaki o küçük kızı okudum. Ne uyuyasım, ne oturasım var.
İnsanlar iyice kafayı yedi artık. Hastalıklı bir toplum olduk çıktık. Yok mu bu insanların hiç çoluğu, çocuğu, yeğeni.... Nasıl yapar bunu bu insan... Asmayı bırak canlı canlı yakmak ya da çin işkencesi yapmak lazım.
Keşke okumasaydım.
Neyse...