4 Aralık 2010 Cumartesi
Sen misin?
Arabada bana seslenirken;
-Aşkım, canımmm, bebeeğiiimmm!!
Yaramazlık yapıp paparayı yediğinde, ona kızgın bakarken bana:
-Sıpa seni sıpaaaaaa!!!
Konuşmamın bir yerinde "pekii" diyen bana:
-Senin petii diyişini yelim (yerim).
diyen fındık faresi annesini taklit eden bir ikibuçukluk mu?
Gönderen
Sermin
zaman:
15:06
23
yorum
Etiketler: Çınar'dan inciler, Konuşma-Dil Gelişimi
30 Kasım 2010 Salı
Faili Meçhul idi!!
Arandı ve bulundu. Fındık kurdumun minik kumbarası, hani o dolunca ona istediği oyuncağı alacağıma dair söz verdiğim kumbarasınının faili bulundu. Hem de sicili alyansım, yarım altınım, bir kumbara dolusu 1 TL'lik ve yem olarak koyduğum diğer paralarla birlikte.
Kimyam değişti. Meğer görünüşe, masum, namuslu görünen bakışlara inanmamak gerekiyormuş. "Ben çocuğuma haram yedirmem" diyen birine bile. Garip bir his benimki. Salak yerine koyulmuş gibi hissediyorum. Temizlikçi ablamıza soramadım neden böyle yaptın diye... Götürdüklerinin üstüne bir de gündelik parasını verip yolladım :)
Özelinin bir başkası tarafından "çalınması" bir yana beni asıl rahatsız eden 2,5 yaşındaki bir çocuğa ait olan şeylerin alınması.
Ben ona istediği oyuncağı alamaz mıyım? Alırım.
Oraya tekrar para koyamaz mıyım? Koyarım. Ama ilk kumbaramızı ilk açımız ne güzel bir bekleyişken-ki Çınarişkom artık onu anlayıp, bekleyebilecek yaşa yeni gelmişken ve sevinçle beklerken, 1 yıldır biriktirdiğimiz tüm paramız yandı, bitti, kül oldu.
İçinde bize bıraktığı 9 TL'yi (Aaa biroyuncak araba parası bırakmış ama. Yiğidi öldür, hakkını yeme.) kumbarayla beraber camdan fırlatasım var.
Amaaaaan boşver demek istiyorum. Vallahi Hayrettin ne-ettin? TIK
23 Kasım 2010 Salı
Çünküüüü
Soruyorlar neden blogu güncellemiyorsun diye.
Cevap, çok yoğunDUMMM, keyfisizdim, yazasım gelmiyorDU.
Ama işten ayrıldım.
Hızlı başladı, çabuk bitti.
Neyse buradayım yine. Çok ama çok rahatladım. Aşırı stres, başka problemler....2 ayda 2 yıl çalışmış gibi yıprandım.
Hepsi bitti, gitti...Şimdi başka projelere hazırlanıyorum.
Gönderen
Sermin
zaman:
14:58
26
yorum
Etiketler: Günce, Konuşma-Dil Gelişimi
9 Kasım 2010 Salı
Paşam ne kadar iyiyse ben de o kadar iyiyim
Daha mama sandalyesinde otururken -ki daha kahvaltı sofrasındayken- uykusunun gelmesi pek mutlu etmedi beni açıkçası.
Hemen balkona çıkardım, sırtını güneşe verdim, orada uyudu.
Yatağına götürür götürmez kusmaya başladı.
2 gündür de bugüne kadar hiç olmadığı kadar hasta paşam.
İşe başladığımda çocukların hastalıklarından konuşurken "Çınar bugüne kadar hiç ateşli hastalık geçirmedi" gibi boşboğaz bir laf etmiştim.
Dilim kopsaydı da demeseydim. O gün bugündür son 2 ayda tam 4 kez ateşlendi. 2,5 yaşına kadar ki ortalamayı yükseltti.
Ama bu sonuncusu cidden çok kötü. Hepsinin de kreşe gittiği günün ardından çıkması ise tesadüf mü yoksa kreşten mi alıyor sorularını uyandırdı bende.
"Nadir gittiğinde böyle olacaksa tamamen başlayınca ne olacaklar??" sa cabası......??????
3 gündür gece gündüz ateşimizi düşüremiyoruz. Özellikle geceleri 39'u buluyor. Sabaha kadar duş ve burun temizlemeyle geçiyor.
Ne o uyuyor, ne biz.
![]() |
Çekirdek aile olarak kutladığımız doğumgünümden postla alakasız bir kare |
Gönderen
Sermin
zaman:
03:50
29
yorum
Etiketler: Özel Günler, Sağlık
25 Ekim 2010 Pazartesi
Pulsuz Dilekçe
PULSUZ DİLEKÇE
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim.
Sürekli bir büyüme ve değişim içindeyim, sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı biri kişilik geliştiriyorum.
Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim.
Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın.
Beni her yerde her işimde koruyup, kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım.
Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin, ama siz beni şımartmayın.
Hep çocuk kalmak isterim sonra, her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum.
Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.
Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın.
Koyduğunuz kurallara ve yasakların hepsini beğendiğimi söylemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum.
Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Beni dinleyin.
Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun.
Öğütlerinizden çok davranışlarından etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz, bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.
Çok konuşup, çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam.
Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.
Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın.
Beni, korkutup sindirmek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.
Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.
Beni yeteneklerimin üstünde ki işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin.
Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin. Hiç değilse çabamı övün.
Beni başkalarıyla karşılaştırmayın, umutsuzluğa kapılırım. Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin.
Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davrandığımı görünce ürkmeyin.
Beni köşeye sıkıştırmayın. Yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin.
Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.
Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim. Bana haksızlık ettiğiniz anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.
Özür dileyiş, size olan sevgimi azaltmaz; tersine beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum.
Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınız görünce üzüntüm büyük olur.
Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum.
Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim, yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.
Benden "örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden "kusursuz ana-baba" olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.
Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.
Sevgiler Çocuğunuz...
Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu
21 Ekim 2010 Perşembe
Her anı oyuna döndürebilme yetisi= Yaratıcılık
Bu aralar bakıyorum da herkesin üzerinde bir rehavet. Boşlanmış bloglar pek çok. Benimki de
bunlardan birisi. Bu ihmalin pek çok nedeni var ama en başta iş geliyor.
Eve ağzım açık geliyorum. Sonra evde müthiş bir güç savaşı başlıyor. Yer misin yemez misin, uyur musun uyumaz mısın......
Kim galip, kim malup bilemiyorum ama saat 12'ye doğru ben kendimi pek bi malup hissediyorum. Ne kadar galip görünsem de.
Halbuki o kadar çok şey planlayarak geliyorum ki eve.
Öncelikle ayaklarımı havaya dikip uzanmak, kitap okumak, internette boş boş dolanmak, blogu güncellemek, bir türlü bitiremediğim Lost DVD'lerini izlemek hatta ve hatta hiç sevmediğim televizyonu izlemek. Bir de çalışmak tabii, zorunluluktan...
Ama hiçbirini yapamıyorum yorgunluktan.Uyuyakalıp, yattığım koltuktan kazınarak yatağa gidiyorum (ne tatlı uykudur o ama ).
Çınar 1haftadır hastaydı yemek yemeyen çocuk iyice yemekten aştan kesildi. Benim sinirlerim iyice hopladı. Neyse ki gündüz evde yokum da gözüm görmüyor.
![]() |
İşte o zaman oyun grubumuz geldi aklıma. Küçüklüklerinden bu yana nice şey paylaştılar. Kavga ettiler, güldüler, hala da kavga ediyorlar ama paylaşmayı, yardımlaşmayı öğreniyorlar.
1 ay kadar önce hafta sonu şehir dışındaki evimizde" 4 silahşörler mangal partisi " yaptık. Bahçedeki bir avuç kum, aslında hepsine yetecek kadar kum ilk defa akşama kadar kavga etmeden, gıkları bile çıkmadan oynamalarına yetti.
Sorunsuz bir gün geçirmenin temelinde yatanlarsa çok basit.Bir parça kum, biraz temiz hava, biraz su, hortum ve bir bidon :))) Çünkü kum hepsine yetiyordu.
Gönderen
Sermin
zaman:
14:43
24
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede, Günce
8 Ekim 2010 Cuma
Çocukla işe gitmek mi, çocuğun okulunda çalışmak mı?

Burcum inanmıyorsun ama inan o an hepimiz çok üzgündük. Gözlüklerden görünmüyor farkındayım.....
Bu hafta sensiz 2.blog yazısı ve sana ithafen notlar.....
Seni çok seviyoruz..... Valla billa....
Gönderen
Sermin
zaman:
15:40
16
yorum
Etiketler: Anaokulu, Arkadaşlar
23 Eylül 2010 Perşembe
Programlı program hazırlarken hayatın programından uzak kalmak
Yatıyorum,
Kalkıyorum,
İşe gidiyorum,
Geliyorum,
Bilgisayarın başına oturuyorum,
Araştırıyorum,
Yazıyorum,
Oluşturuyorum,
Kitabıma dönüp okuyorum,
Yatıyorum,
3-4 saat uyuyorum ya da 52345782416 kez uyanıyor Çınar'a 52345782416 kez su veriyorum ve 52345782416 kez ağlamaması için sakinleştirip 10 dk sonra geri kalkmak üzere yatağıma gidip sadece yatıyorum.
Çok zormuş ama bir o kadar da eğlenceliymiş yeni bir sistem oluşturmak.
Oğlunun içine dahil olacağı farklı, yaratıcı ve araştırmacı, oyunla öğreten, ingilizce, sanat, bilim ve oyun ağırlıklı bir eğitim programı hazırlamak.
Değişik bir program ama... Ne Montessori, ne Reggio Emilia, ne High Scope.....
Çooook yakında...
Şiş ve kırmızı gözlerime değecek.
13 Eylül 2010 Pazartesi
2,5 Yaş Dil gelişimi
Cümlenin sonu gelir, çocuk rahatlar sen rahatlarsın.
Çok ciddileşiyor ve bu anda büyümüş de küçülmüş gibi görünüyor..Boyundan büyük laflar ediyor. Eskiden "istemiyoYum" tarzındaki ifadeler artık "istemiyoğğRğum" tarzında oluyor. R ile Ğ arası. Beyaz gibi söylüyor aynı. Bir de sonra yoooo RĞĞĞ ummm diye baskılayıp uzatarak söylüyor ki gel de ısrar et.
Terasta onlar için hazırlanmış mini sinema salonunda film izlediler, tatlı yediler, oyun oynadılar. Çok keyifliydi. Büyüdükçe paylaşımları artıyor. Hem onların hem bizim.. İyi ki varsınız.
Gönderen
Sermin
zaman:
14:17
14
yorum
Etiketler: Arkadaşlar, Gezmede, Konuşma-Dil Gelişimi
6 Eylül 2010 Pazartesi
2 Kahramanın ardından
Çarşamba'dan bu yana "hayat"ı sorgularken 2.haber de geldi. Önce sevgili arkadaşımFunda'nın babası ardından Nehir. Blogda kötü şeyleri yazmayacağıma dair söz vermiştim ama 5 gündür birileri için ağlıyorum. Birisinde yaşanılan herşeye canlı tanık oldum, birisinde okudum.
İkisi de çok mücadele etti ve ikisi de artık acılarından kurtuldu.
Söylenecek hiçbirşey yok "Mekanları cennet olsun. Huzur içinde yatsın" dan başka.
Sözün bittiği yer bu olsa gerek.
2 Eylül 2010 Perşembe
1 Minik Dev Adam
Çınar'ın keyfi bu aralar tavan yapmuş durumda. Büyünce basketçi olacağım diyordu. Şimdi bunu destekler şeyler yaşıyor.
19 Ağustos 2010 Perşembe
Fotoropörtaj//Okullu oluyoruz sanırsam :o
![]() |
Çınar namaz kılıyor :)) |
![]() |
![]() |
havuzda kar topu oynuyor :D |
![]() |
bluzünün yakasını 10 cm daha genişletmeye çalışırken. aklınca soyunuyor. |
![]() |
imkansızı istediği anlar |
![]() |
....veee yatakta sızarak başlayan huzur |
Gönderen
Sermin
zaman:
16:00
25
yorum
Etiketler: Anaokulu, Çınar'ca yaramazlıklar
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Bıt bıt bıt
Gönderen
Sermin
zaman:
05:29
18
yorum
Etiketler: Baba olmak, Beslenme, Günce
5 Ağustos 2010 Perşembe
Ufak notlar, T T'leri ikna yolları ve iki oyuncak
Yokum uzun zamandır, çok şey birikti.
Baktım da 3 hafta geçmiş en zon yazdığımdan bu yana.
Şu aralar gündemimizde sıcaklar mevcut. Tum hayatımızı olumsuz etkiliyor. Ben ömrümde Ankara'da sıcaktan boylesine muzdarip oldugumu hatırlamıyorum. Bunda yeni evimizin fazla gunes aliyor ve 15.katta oturuyor olmamizin payı oldukca buyuk sanırsam.
Çinar tüm gün salonda yiyor, oynuyor ve uyuyor. Klimanin yapay havası can damarımız şu ara.
Ördek gibi olduk. Gündüzleri bakici ablasi ona 2 kez duş aldıryıor, aksamları havuzda yüzüyor ve ardından yine duş aliyor.Sıcakla mücadelemiz çeşitli şekillerde devam ediyor. Evin küçük ördegi de bundan müthiş keyif alıyor tabiiiii :p

Banyoya girene kadar aramız terayağlı iskender kıvamında. Bana ihtiyacı kalmadığı anda"Çııııııııııııık, ben duş ayıyoyuuum" diyip bizi kovuyor. Çıkmadan 5 dk öncesinden psikolojik olarak hazırlıyoruz ki, muhabere daha sakin sonuçlansın.
Çıkmadan önce 10'a kadar sayıyorum ve suyu kendisinin kapatmasına izin veriyorum çünkü o zaman sessizce çıkıyor. Suyu kapatmak sanki çok özel, sadece büyüklerin yapacağı birşeymis gibi bir hava yarattım ki, suyu kapatmak icin can atsın ve böylelikle banyodan daha az ağlamayla çıkabilelim. Gerçekten işe yarıyor ama ;)
![]() |
Çınar ve Demir haftasonu berberdeler |
![]() |
Çınar ve Demirr hafta sonu berberdeler. |
Gönderen
Sermin
zaman:
16:00
17
yorum
Etiketler: Çınar'ca yaramazlıklar, Günce, Oyun-Oyuncak
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Punk
Hani çocukların saçları ilk kez kısa kesildiğinde berberden saçlar dik dik şekillendirilmiş çıkarlar, ardından da anneler hemen o saçlarla fotoğraflarını çekerler. Bu geleneği bozmadım ben de.
Zar zor, babayla kavga dövüş, kısa olacak, hayır uzun olacak diye kavga ede ede gittik berbere. Ben kısa kestirmek istemiyorum, babası da başından aynı ezberi tekrar ediyor.
" Çocuğu Zeki Müren'e benzettin"! (Toprağın bol olsun Zeki Müren. Çok severdim seni.....)
Adamcağız ortasını yaptı yolladı. Haftaya daha da yaz moduna geçip iyice kısalacak saçlar. Yavaş yavş gözümü alıştıra alıştıra.
Gönderen
Sermin
zaman:
14:53
16
yorum
Etiketler: Çınar'ca yaramazlıklar, İlklerim