30 Nisan 2010 Cuma

Gıy gıy da gıy gıy



Uyumadan önce numaralar çekmeye başladı koca ördek.
Bu akşam, uzun ve akşama kayan öğlen uykusundan dolayı uyumamak için ne mumaralar aman ne numaralar.

-Üüüüüüü işteniyon uyumak.
-Iııh -ıhhh oynaaa, anne oyun oynayacaaam
* Tamam oğlum hadi filinle uyu

-Anne fiyi öp, fiyi öp
*muck

-Anne öbüüü öp (öbür yanağı öp)
*muck, hadi uyu artık
(odadan çıkıyorum, 2 sn sonra)
-Şeeemin ben uyandım, ben uyandım Şeemin
*Uyanman için önce uyuman lazım. Hadi sabah olunca uyanırsın.
(ses yok. geri yatar ve 10 sn sonra)
-annee şuuuu
( 1 yudum içer. ben odadan çıkınca tekrar)

-anneee şuuuu
(tekrar 1 yudum içer)

-anne ayyy şu döküydüüüüüü
*olsun oğlum birşey olmaz, hadi yat

- anneee çişim deeldi, ayyyy kakam deeeldi, ayyy anne çişim deeldi
* şimdi yaptın ya tuvaletini oğluuuuuum

- anneee şuuuu
(bir yudum daha içer, ben tekrar çıkarım)

-anneeee fiyin üştü öyt (fiin üstünü ört)
(gidip filin de üstünü örtüyorum)

-annee eşeği ver, uyuşun.
(eşeğini veriyorum ve odadan çıkıyorum)

-annee eşeğe şu ver.
(bardağı eşeğin ağzına götürüp su içiriyorum :))

-ıııh ıhhh eşek işteniyon. fiyin üştü öyt
(eşeği alıp yerine koyup tekrar çıkıyorum)

-anneee ben yataaa çişş pabtım ayyyyyyyyy
*yok oğlum kuru yatak.

-baptım baaak ışlaaaak.
* yok anneciğim altına uyku kilodu giydirdim, birşey olmaz.

1-2 dk sonra
- anneeeeeeeeeeeee şuuuuuuuuuuuuuuuuu
* (gayet kızarak) aaaaaaaa uyu artık bakimmm çabuk koy kafanıııııııı

-anne çok çok şeviyon
*ben de seni seviyorum aaa uyu artık

-çok çok çok şeviyooon

sonuç: fırça etkili olur ve uyur. nihayet!!!




(AOÇ Hayvanat Bahçesi)

8 Nisan 2010 Perşembe

İki




Resmi doğumgünümüzü sonunda kutladık. Sadece aile arasında yaptık. Bizim aileler gaaayet kalabalık olduğu için -sadece- ailelerle bile kutlayınca sayıca 20'leri bulduk.
Çınar'ınkiyle beraber kuzeninin doğumgününü de kutlayıpbir taşla iki kuşu da aradan çıkarıverdik.
Çınar çoooook mutlu, çoooooook şaşkın, çooooooook heyecanlı idi. O gün bugündür her sabah "anne iii ki dooduun aç" diyip arka arkaya defalarca videoyu izleyip duruyoruz.


Sıyrılan sıtkımı bir toparlayamadım. Bir türlü internetin başına oturamıyorum. Gerçi bunun asıl nedeni vakitsizlik. Bir neden bulup da bilgisayarın başına oturmak eskisi kadar cazip gelmiyordu ama özlemişim buraları.

2 yaşımızla neler değişti:
- 12. dişimiz çıkmak için uğraşıyor günlerdir. Geç ve zor çıkan dişlerimize bir yenisi daha ekleniyor. 4. azımızı da önümüzdeki günlerde hayırlısıyla tamamlayıp uykularımıza geri dönmek istiyorum. Biraz da huzursuz ve hırçın bu yüzden.
-Yemek konusunda aynı istikrar devam ediyor. Az yiyor bazen hiç yemiyor. Bazen de şaşırtıp çok ama çok yiyor. Özellikle kendi başına yediğinde tabağını bitiriyor. 3.müz sofraya oturup hiç yemeğe odaklanmadan sohbet ederek yemek yiyoruz. O da dikkatini sohbete verince o anda yemek yerken bize katılarak çok önemli bir iş yaptığını zannediyor ve kaptırıp yiyor yemeğini.
-Uykumuz genelde düzenli. Bazen hiç uyanmıyor bazen de 2-3 kez kalkıyor.
- 4 gündür emzirmiyorum. O çok arıyor gibi durmuyor ama ben arıyorum :((
- Büyük-küçük, hızlı-yavaş, yukarıda-aşağıda, içinde, önde-arkada, sıcak-soğuk gibi kavramları tanıyor ve kullanıyor. Bunları kendi öğrendi. Renkleri kendiliğinden öğrenmesini istiyorum şimdilik öğretmeyi düşünmüyorum.
-Tam bir ev kuşu. Hadi gezmeye gidiyoruz diyince "ııh-ıhh işteniyon" diyen çocuk ilk kez görüyorum. Benim bildiğim adda diyince başı ayaklarından önde gider çocukların. Evden çıkmadan önce ikna edip giyinme faslı 45 dk'yı buluyor.
-O biiiir sevgi kelebeği. Sürekli "anne şok şeviyom" ya da " şok öjyedim" diyor. Ardından da sarılıp öpüyor :) ehe.... Çocukların korku, sevgi gibi duyguları nasıl öğrenip da somutlaştırabildiklerini hala anlamıyorum.
-Kaydırak vb. gibi cesaret gerektiren şeylerden korkuyor. Ancak yanında korkusuz bir çocuk olması lazım ki onu taklit etsin. Yoksa normalde hayatta çıkıp da kaymaz. Çok ama çok korkak.
Aslında yaptığı, yapmadığı, yapamadığı pek çok şey var.Bunlar tarihe bir not.
Bu da ufak bir anı: Bahçede bir kuş bulduk, eve getirip adını Haydut koyduk. Geçen gittiğimiz bir pet shop'ta kuşların yanında gidip onları seviyordu "aaaduuuttt, aaaduuuuttt". Genelleme bu kadar yapılır ancak!!!
Şaşkın ördeğim benim.

23 Mart 2010 Salı

2 yaşındayım

Öyle duygusal şeyler yazmayacağım bu sefer. 2 senelik anneliğimi ve Çınar'ımın Çanakkale'sine yaptığı çıkartmanın zaferini tüm yurtla beraber kutladık. Aslında bir ön kutlama yaptık. O günün önem ve mahiyetine uygun olarak hemen bir pasta alıp çekirdek aile şeklinde kutladık.

Ben taşınmanın verdiği yorgunluktan mıdır nedir, bu sene çok bir heyecan yapamadım. Daha aile efradını toplayıp kutlama da yapamadık. Bu sene arkadaşlarımızla olan doğumgünü kutlamasını yapacak hiç gücüm de yok.

O kadar vakitsizim ki, ona ayıracak vaktim ve gücüm yok. Beynimin "yapılacak öncelikli işler kısmı"nda daha evi son haliyle yerleştirme olduğu için diğer öncelikler arka sıralarda kalıp, zaman aşımına uğruyor.

2 senede ne çok şey yaşadık. Çınar gözümün önünde günbegün şaşırtı bizi. 2 yaş demek şaşırmak demekmiş onu anladım. Kah 2 yaş sendromunu yaşayıp, kah sessiz sakin takılıyor. Ama her gün, her dakika yaptığı, söylediği şeylerle bir o kadar şaşırıyorum. Resmen bizim herşeyimizi duruşumuzla, sözcüklerimizle, cümlelerimizle, kızgınlıklarımızla taklit ediyor.

Posted by Picasa
2 yaş demek şaşırmak demekmiş, terrible two değil. Bugün onu gezmeye götürdüm. Sağ elini cebine sokup, resmen erkek gibi yürüdü. Tam bir küçük adamdı. Muhtemelen birisinde gördü ve onu taklit etti.
Geçen gün hapşırdım ve gayet doğal bir şekilde "çot yaça annee" dedi. Bir yandan da elinde uğraştığı şeye bakarak. Yani onu gören 40 yıldır her hapşırana bunu söylediğini zanneder. O kadar mı kendinden emin.
Bir de beklerken "çiçek olmasını" istiyorum. Sıra alma ve bekleme 2 yaşın en önemli becerilerinden bence. Öğrenmesi gereken en önemli şeylerden birisi. Tam öğrenemese bile, yönlendirildiğinde bekleyebilmeleri lazım. Bu yüzden sıra alma, bekleme davranışlarını içeren oyunlar oynuyoruz sık sık.
Bugün alışveriş merkezindeki treni beklerken baktım kollarını bağlamış, çiçek olmuş. "Birazdan tren gelecek" dedim, ardından hemen kollarını bağlamış. "çiçet oluyom, bekliyom, anne şen de çiçet ol" dedi bana. O an oyunda öğrendiği bir davranışı güncel hayatına genellediği için çok sevindim.
2 yaş biriktirdiklerini sepetten çıkartmak demekmiş. Bugüne kadar gözlemledi ve hala da gözlemliyor. En önemli faaliyeti gözlem yapmak 2 yaş çocuğunun. Şimdi hergün, her an, her saniye biriktirdiklerini bir bir çıkarıyor sahneye.

Video evde o günün hatırına kendi aramızda yaptığımız ufak çaplı, ön kutlamamızdan.

15 Mart 2010 Pazartesi

Tebdil-i Mekan


Yeni başlangıçlar yapmak hem ne güzel hem ne yorucu. Tebdil-i mekanda ferahlık var derler ama şu anda "ferahlık" kelimesinin yerine "yorgunluk" vardır diyebileceğim. Sanırım ardından gelecek olan ferahlık olacak.

2 hafta önce taşındık. Hem iş hem taşınma bir araya gelince biraz zorladı beni.

Ama olsun güzel yine de. Herkes yerleştin mi diye soruyor. Biraz evet biraz hayır.
Mobilyaları değiştirdik bu sefer halılar uymadı. Bir kısmı diğer odalara gitti, uyan uydu uymayan yerler çıplak kaldı. Hala perdelerimiz takılmadı. Bu sebepten ötürü ev çıplak ve yerleşmemiş görünüyor. Bu durum da beni çok rahatsız ediyor.

Bundan en çok mutlu olan kişi ise Çınar. Koşuyor, zıplıyor, sürekli atılan ,kullanılmayan eşyaları torbalardan çıkarıyor sonra biz tekrar koyuyoruz.

Yeni evimize alıştı. İlk 1 hafta zor oldu. Evimize çok yakın bir camii var ve sabah hocayla beraber ezana eşlik ediyor.

Her sabah ezanı vakti ağlayarak uyanıp "annneee ayyahu ekbeyey, ayyahu ekbeyey" diye ağlıyor(-idi). Hala ara ara uyanıyor.

( 2,5 aylık bebiş Çınar. Resimleri karıştırırken görünce dayanamadım, koydum)

Kendini çeneye verdi.

Nasıl kelimeler kullanıyor, ne cümleler kuruyor inanamıyoruz. Nerden duyuyor, nerden biliyor bunları, gerçekten çok şaşırıyoruz.

Tam bir büyümüş de küçülmüş adam gibi davranıyor.

Bir işi varken ondan birşey istediğimizde "bi dakka anne" diyor. Israr edersek eğer, birden "bi dakka yaaaaa" diyerek cırlıyor.

O anda hem çok tatlı olduğu için gülüyoruz, hem de bir zamanlar bebek olan çocuk bu muydu diye hayret ediyoruz.

Bir de aniden birşey olunca " a-aaa noluyo yaaa" sı var.

Yarım yamalak konuşmalarını kaydetmek istiyorum ama fotoğraf makinem tamirde olduğu için çekemiyorum. Güzel anılar, tatlı zamanlar bunlar, hergününü kaydetmek lazım aslında.

Tuvalet eğitimimizi tamamladık. Artık her ikisini de söylüyor. Hatta dışarı çıkmışsak çok uzun süre tutuyor. Geceleri hala kilot bezlerden giydiriyorum. Hiç uyandırmadım. Şimdi 2 gündür sabahları kuru uyanmaya başladı. Bunu da böyle hallettik gibi.

3 gün sonra Çınarişkomun doğumgünü ve bu hafta sonu da memeden kesmeyi planlıyorum.

Onun alışacağından eminim ama bu konuda kendimle ilgili endişelerim var :)

9 Şubat 2010 Salı

Çalışan Anne Olmak

2 yıldan sonra tekrar çalışmaya başladım. Baktım doğum iznim fazla uzadı, artık izinimi tamamlama vakti geldi dedim.
Doğum izni mi kaldı, bebek nerede?
Dana kadar oldu ama hala bücürün teki.

Hiç bir şeye vakit bulamıyorum. İş dışında başka telaşlarımız da var şu ara.
9 çarşamba bir araya geldi yani.

Çınarişkomu çok az görmek fena koyuyor.
Akşam eve gelip, o yatana kadar onunla olamadığım zamanların açığını kapatmak ister gibi onunla oynuyorum, oynuyorum, oynuyorum. Sarılıyorum, öpüyorum, öpüyorum...

Tuvalet eğitimi güzel gidiyor sayılır. Hala söylemiyor ama tuvaletinin geldiğinin işaretlerini veriyor.
Dışarı çıkarken Çınar'ın çantasının, fotoğraf makinesinin yanına bir şey daha eklendi yükümüz azmış gibi. Adaptörümüz!!!
Dışarıda çok zor oluyor wc'ye götürmek ama bu da cabası.

İşe başlamamla mı alakalı yoksa 2 yaş sendromumuz doruk noktasında mı henüz anlayamadım ama Çınar 3-4 gündür çok hırçın.
Herşeyde kendini yere atıp, ağlıyor. Hiçbirşey işe yaramıyor.
Gözkontağı bile kurmadan, hızla odadan çıkıyorum. Bir süre ağlıyor, sonra bakıyorum tıpış tıpış geliyor :)
Pantolonu neden giydirdin, çorap giymeyeceğim, kalemi neden elimden aldım, onu neden oraya koydun?!... Herşey ama herşey kızması için bir neden.
Zaten günün büyük kısmını evde külotla geçiriyor, pantolon ve çoraba alerjiğiz bu aralar!!!

Bana eskisi kadar da sarılmıyor :( öpmüyor :(
İşe giderken arkamdan ağlamıyor :( ve :) Bu kadar çabuk alışmasını beklemiyordum açıkcası :(
Neyse aslında iyi birşey bu :((((
(Yazılar dış ses, ifadeler iç ses :p )
............Stop...............................
Posted by Picasa

26 Ocak 2010 Salı

Tuvalet Eğitiminde 1.hafta

Bir hafta önce bezimize veda edip, tuvalet eğitimimize başladık.

Aslında 3 ay önce yine başlamıştım. 2 günde bayağı da yol katetmiştik ta ki büyük tuvaletini lazımlıkta görene kadar.

"Anne gookuu" diye bacağıma sarılıp ağladığı anda bitirdim eğitimi.

Aslında beklenen birşey bu. Çoğu çocuk onu kolu, bacağı, ciğeri gibi vücudundan bir parça şeklinde düşünüp ayrılmak istemiyor ve lazımlığın içinde görünce korkuyor.

Neyse ki bizde ayrılmak istememe yaşanmadı.


Geçen hafta akşam ona artık bez takmayacağını, sadece uyurken bez takacağını söyledim. Tuvaletin sadece klozete ya da lazımlığa yapıldığını anlattım. Bir de tuvalet eğitimiyle ilgili bir kermesten aldığım bir kitap vardı, onu okudum ona.

İlk başta çok garip geldi ona ve akşam saat 6'dan 8.30'a kadar her 10 dk'da bir pantolonuna çiş yaptı. Ben pantolonunu yıkayıp, asıp, yeni pantolon giydirene kadar yenisini yapmış oluyordu. Bir türlü lazımlığa gitmeye fırsat kalmadı.

Normalde bu kadar sık yapmaz tabii. Değişik bir durum olduğu için bilerek yaptı kendileri :)

Ertesi gün daha seyrek olmakla beraber yine bir dolu pantolon değiştirdik. Ama o günün asıl skoru 2'ydi. 2 kez lazımlığa denk getirmeyi başarabildik.


Zaten önemli olan lazımlığa ilk denk getiriş, sonrası daha kolay işliyor.

Çünkü lazımlığa yaptığında eline çıkartma yapıştırdım, kapıya bir kağıt astım ve gülen çocuk çizdim.
Lazımlığını klozete kendisinin boşaltıp, ardından sifona kendisinin basmasına izin verdim ki sifona basmaya bayılıyor. Ennn önemlisi ise sifonu çektikten sonra çişiyle vedalaşma faslı oldu. Beraber el sallayıp, hoşçakaaaal demek lazımlığa oturması için bir sebep oldu.

Bir de tuvalet kağıdıyla pipisini silip, ardından ellerini yıkama fikri de çok hoşuna gitti tabii.

2. günde 15 dk'da bir tuvalete götürdüm. 3. günde 20 dk'da bir. 4. günde 30 dkd'a bir.Bu arada kağıdının üzerine sembol pekiştireç olarak ne istiyorsa onu çizdim.

4. günde pipisini tuttuğu zaman çişi geldiğini anladım. O gün sadece 1 kez kaçırdı. O günden bu yana ise her tuvalete götürdüğümde yaptı ve herhangi bir kaza yaşamadık çok şükür.

Şimdi saatte bir ya da her pipisini tuttuğunda tuvalete götürüyorum. Ya da soruyorum var mı diye. Ya yok diyor, ya da geldi diyip tuvalete koşuyor.

Uykuda ve dışarı çıkarken kilot şeklinde olan ilk adımlar bezini takıyorum ama onu kilot diye tanıttım. "Daha sıcak tutsun diye bunu giydiriyorum" diyorum. Gün içerisinde normal kilot giyiyor artık. Adam oldu be!! Çok hoşuma gidiyor.

Şimdi sırada tuvaletini söylemesi ve geceleri tutması var.

Çoğunlukla söyledikten sonra ve tutmayı öğrendikten sonra birdenbire geceleri de yapmayı kesiyorlar. Onu bekliyorum. Yoksa şu anda gece uyandırmak çok zor geliyor bana. Başaramazsak, kalkmayı deneyeceğiz.

Yazının özü: Popolara özgürlük!!!!!!!!!!!

23 Ocak 2010 Cumartesi

4 adet 2,5



Bizim buçukluklar biraradaydılar geçen gece.
Fazla söze gerek yok. Fotoğraflar çok güzel anlatıyor akşamın enerjisini.
Çocuklardan çok anne, babalar eğlendik sanırım.
Buçukluklar haftada en az bir kez görüşmelerine rağmen özlemişler birbirlerini. Emre'miz hastaydı, o eksikti uzun zamandır :((
Bu sebeptendir ki önce Emre Jr.'ın, ardından birbirlerinin göbüşlerini keşfettiler.
Ençok sevdiğim foto ise sağ üstteki Çınar'ın "Ben birşey yapmıyorum. Vallahi!!!!!" diyen, güya çaktırmadığı bakışı. Parmaksa görülmeye değer. İşaret parmağıyla da Emre'nin göbeğini keşfediyor.


Burcu'nun Arda'sı, Sibel'in Emre'si, Ayça'nın Demir'i ve benim Çınar'ım pek güzel eğlendiler. Büyük kartonları karaladılar, hediye paketini hep beraber yırttılar, tünelden geçtiler, birbirlerini kovaladılar. Kendilerince beraber vakit geçirdiler işte.
O gecenin hatırına hepsi de 12'ye kadar mesaideydiler.
Normalde geç yattığında çok üzülürüm ama artık böyle arkadaş toplantılarında geç uyumasına izin veriyorum.
Mutlu oluyor fındıkkurdum.
Zaten "Hadi uyuyalım" diyince, gayet kendinden emin kafayı iki yana sallayıp önce "ııhh ıhh hayıy" diyip ardından da derin bir iç çekip püflüyor.
Çok şaşıyorum bu haline. Sen nerden biliyorsun ki istemediğin birşey söylenince üfleyip, püflüyorsun.
Yani daha 2 bile değilken! Ne minnoşlar, ne tatlılar bu aylarda.


Bu aralar hayatımızda radikal değişiklikler oluyor. Garip şeyler de oluyor, güzel şeyler de.
Kimisi bizim kontrolümüzde, kimisi bizden bağımsız istemeden.
Bakalım bizi karşılayan günler kararlarımızı uygulamamızı sağlayacak mı?
Posted by Picasa

13 Ocak 2010 Çarşamba

Süzgeçte takılıp kalanlar


Yazamıyorum bir türlü. Nete bile zor giriyorum. Bakıcı geldi geleli daha yoğun oldum, tersi olması gerekirken.

Neden yokum??? Bilmem!!

*Bolu/Mudurnu'ya tayinim çıktı. Gittim, gördüm çok sevdim oraları. Okul güzel. Öğrenciler güzel. Lisedeler ya biraz korkuttular beni. Gidecek miyim? Hala emin değilim.

*Bakıcımız hasta gelmiyor 1 haftadır. Domuz gribine benziyor sanki.

*Çınar bana iyice yapıştı yine.

*Akşam uykusuna yatmamak için direnmelerimiz biraz kırıldı. Sabır sabır sabır...

*Artık oğlumla sohbet edip, sözlü oyunlar oynuyoruz ve ben bundan çok zevk alıyorum.

* 2 yaş sendromu arada bir uğrayıp gidiyor. Onun dışındaki zamanlarda beni hiç üzmüyor. Kurallara uyan, sakin bir çocuk olarak bir ileri bir geri gidiyor işte.

*2 azısı birden çıkıyor ya da çıkamıyor. Çok zor diş çıkarmak Çınar'ım için. Çok acı çekiyor, çok aç kalıyor.Bense yemek yememesine takmıyorum artık ! (?).

*Dün heptatit a ve hepatik b aşılarımızı da olduk. Doktor teyzesine öpücük yollaya yollaya çıktık hastaneden.

* Fotoğrafçılık kursu, ingilizce konuşma pratik dersleri ile günlerim doluyor, boşalıyor.

* Çektiğim fotoğrafların bir kısmını bilgisayarım yok etti. Ellerine sağlık. İçim cız ediiiyyy!!!

*Tekrar vakit bulup sahalara dönmek istiyorum.

*********Fin*****************

29 Aralık 2009 Salı

2010 hazırlıkları

Benim sert ördeğim yılın son günlerine yeni alışkanlıklar, yeni huylarla başladı. Sanırım 2010'a hazırlanıyor :) Eeee yeni yıla yeniliklerle girmek lazım.
21 ayı geçtiğimiz şu günlerde uyku alışkanlıklarımız bayağı bir değişti. 15 gün öncesine kadar yatağına bırakıp çıktığımda uyuyan Çınarişkom şimdilerde ben odadan çıkınca ağlıyor. Ben de 1-2 dk odada duruyorum eğer o zaman kadar uyumazsa çıkıyorum. Arkamdan bir iki ağlıyor sonra uyuyor.
Bazen ise üstünü açtı mı diye kontrole gittiğimde yatağın içinde oturmuş oyuncaklarıyla oynuyor buluyorum. Hem de sessiz sessiz.
2 gündür de uyumayı reddediyor. Bu da ayrı bir problem tabii. Uykudaki bu değişikliklerin bakıcımızın gelmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Eğer dışarı çıkacaksam o uykudayken çıktığım ve uyanınca beni göremediği için bunları yaşıyoruz. Diğer adıyla ayrılık kaygısı yani.

Bu ayrılık kaygısını daha da artırmamak için küçüklüğünden beri hep onun önünde kapıdan çıktım, hep vedalaştım, hiç kaçmadım. Arkamdan ağladı hep tabii ki ama sonuçta annem aniden ortadan kayboluyor diye düşünmüyor. Sanırım o uyurken de çıkmamam lazım, kaygımızı depreştirdi gibi.

Gece uykuları da bir iyi bir kötü. Yine son 2 aydır hiç uyanmadan uyuyordu sabaha kadar. Şimdilerde benim uzaktan pışpışlamam pek işe yaramıyor. İlla odasına gitmemi istiyor ve çok sık uyanıyor. Hala 10 adet olan dişlerimizin yenileri geliyor diye umut ediyorum.

Ağzımız çeşme gibi. tam anlamıyla. Sürekli ağızdan aşağı doğru akan çizgi şeklinde salyamız mevcut. Bazen üstü ıslanınca "Ayyyyy anneeee, pantooo tiynendiiiii" (pantolonum kirlendi) diye yanıma koşuyor, kaşlarını Küçük Emrah modeli yaparak. Çok titiziz.

Konuşma konusunda son 3-4 günde bayağı ilerledi fındıkkurdum.
Artık öznesi, nesnesi ve fiili olan 3 kelimelik cümleler kullanmaya başladı. Bayağı bayağı derdini anlatıyor. İşin ilginç yanı ise başka bir çocuk ya da yabancı bir büyük varsa yanında asla konuşmuyor. Tek tük kelimeler kullanıyor o zamanlarda. Bu yüzden de aile bireyleri dışındakiler Çınar'ı hala konuşmuyor zannediyor. Halbuki akşama kadar çenesi 1 dk kapanmıyor.
Bakıcı ablamıza alıştık ama ben yanlarındayken hala beni tercih ediyor. İmkansız, ablası onu içeri oyun oynamaya götüremiyor. İllaki benimle oynayacak.

Yeni yıla yeni umutlarla giriyoruz. Yeni beceriler, yeni alışkanlıklar, yeni güzellikler bizi bekliyor umarım.

Arada dikenler de olacak tabii ki ama evrene yeni yıl isteğimi atıyorum: Sabaha kadar deliksiz uykulu, bol iştahlı (aman aman bu sadece Çınar için), bol gezmeli, 2 yaş sendromsuz, sakiiiin, huzurlu bir yıl olacak. Evet evet olacak.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Heyyo, hediyem geldi!!



Yeni yıla çok az kala benim de hediyem ulaştı. Dışarıdaydım, bakıcımız aradı "kargo geldi alayım mı?" dedi.
Heyyoooo hediyem geldi dedim. Sevinçle eve gittim, değilmiş :( Ismarladığım tripodum gelmiş. Normalde ona da çok sevinirim ama heyecanla hediyemi beklediğim için üzüldüm tripodu görünce.
Ardından 5 dk geçmeden güvenlik aradı. "Kargonuz geldi, yollayım mı?"
Tekrar bir heyyoooo, yolla yolla!!
Beklediğim kargo geldi :)
Sevgili Özge, bana güzel bir kitap ve Çınarişkoma da bir çift terlik yollamış.
İçine bir de güzel not yazmış. Bir de beyaz kağıda yazdığı için özürdileyerek başlamış notuna.
Ne önemi var ki, nasıl bir kağıda yazıldığının. Hem daha güzel, oğluşunun resim kağıdına yazmış.
Ne güzel, ne masum.
Teşekkür ederim Özge.
Özge gibi ben de kitapları çok severim. En kısa zamanda okumaya başlayacağım :)))
Sana ve herkese güzel bir yıl diliyorum.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Bakıcılandık


Poposuyla piyano çalmayı öğrenen şaşkın ördek yavrusunun totosunu bir başkasını temizleyecek artık :(((
Son zamanlarda eşe dosta bakıcı aradığıma dair notlar bırakıp, gerisini pek de aramamıştım. Çünkü bakıcı bulmam demek artık işe başlama zamanımın gelmesi demekti.
Hem başlamak isteyip hem de bu fikir içime lönk diye oturduğu için ne iş aradım, ne de bakıcının üstüne düştüm.
Ama bir arkadaşımın çok memnun kaldığı bakıcısının şu anda işsiz olduğunu duyunca hemen atladım.
Dün başladı bile.
Çınar da sevdi Gülen Ablasını. O da Çınar'ı.
Ben müthiş rahatladım.
Şimdi aklıma yatan bir iş bulana kadar evdeyim.İlk başta Çınar alışsın diye hep biraradayız.
1-2 hafta sonra ben yavaş yavaş kaçarım evden.
1 ay sonra işe başlamış olmayı planlıyorum. Kendime ayıracağım bir 15 günüm var yani.
Ehiheee :)
Posted by Picasa

11 Aralık 2009 Cuma

En son ilklerimiz


Çınar 21 aylık hayatının ilk sorusunu sordu. "Eydaade yeede?"

2 farklı kitabının içinde hep aynı sayfaya takılıyor. Ejderha olan sayfalara!
O kitaplardan birini bulmuş, önüne açmış, sayfaları çeviriyor hararetle.
Sonra bana dönüp ömrünün ilk sorusunu sormuş oldu.
-Anne, eydaade yeede?

-----------------**----------------------

Karalama yapmayı çok seviyoruz.
Aşağı-yukarı, sağa-sola, dairesel karalama, top çizme aşamalarından sonra kalın hatlarla çizdiğim elmanın içini, dışarı taşırmadan boyamayı başardı ilk kez.
Bu da bizim ilk sınırlı boyamamız.
Posted by Picasa

8 Aralık 2009 Salı

Çıngıllı Daşlı Gala


Normalde mimlerden pek hoşlanmıyorum ama bu Çınar'la ilgili olduğu için ve onunla ilgili tarihe bir not atmamı sağladığı için bu mim ödevimi yerine getirmeye karar Iraz örtmenim. Sevgili Iraz'ın ödevi şöyle: Çınar'ın 7 ilginç özelliği???

1- Fındıkkurdum normalde uyurken kafasını yastığa koymak yerine yatağa ve yastığa paralel olarak ve yastık karnının altına gelecek şekilde yatar. Bir de yatağın köşesine iyice şıkışır. Koca yatakta iki büklüm 50 cm'lik alanı kaplar sadece.

2- Bu marjinal yatma pozisyonuna ek olarak bir de öyle sereserpe uyumaz. Yüzüstü kurbağa pozisyonunda uyur. Bacaklarını iyice karnının altına çeker. Böyle bir pozisyonda nasıl rahat edilir bilmem.

3-Çok uykusu geldiğinde, emerken, kendini güvende hissetmediğinde ve kaygı düzeyi arttığında saçlarımı kulağına sokar. Denedim, inanılmaz gıdıklıyor. Bu gerçekten ilginç geliyor bana.

4- İlaç içmeye bayılır. Dişlerinin çıktığı dönemde geceleri calpol verdiğimde 2.kaşık için ya da gece ansızın uyanıp "ilaaaaaa" diye ağladığı çok olmuştur.

5- Normalde 18 aya kadar hiç tv izlettirmedim ama şimdi sadece Baby Tv olmak üzere günde 15 dk kadar izin veriyorum. ( O da, dil gelişimine katkısı olduğunu gördüğüm için ve çok mutlu olduğu için) İlginçtir ki, televizyonu izleyeceği zaman hep aynı koltuğun hep aynı noktasına oturur. Eğer canı tv izlemek istiyorsa gidip tam o noktaya oturup "anneee, beybi" der ve bekler.

6- Yaramazlık yaparken sessiz olan çocukların aksine, işleminin ortasında koşup yanıma gelir ya da olduğu yerden "annee, çocuk hayııııyy" der ve bir yandan da işaret parmağıyla beraber kafasını da hayır anlamında sağa sola sallar. Yani aynı benim yaptığım gibi :) Genelde" hayır oğlum çocuklar onlara dokunmaz" türünde kurallar koyuyorum demek ki çocuğun kafasına yer etmiş. Daha küçükken de onu yapmaması gereken birşey yaparken gördüğümde "aaaaa" diye şaşırıyormuşum demek ki, o zamanlarda yaramazlık yapınca koşa koşa yanıma gelip anne bak yaramazlık yapıyorum der gibi "aaaaaa" derdi aynı benim gibi.

7- Yemek fobisi olan minik ördeğime, gözüne pek de tanıdık gelmeyen bir yiyecek veriyorsam ( ki genelde tüm yiyeceklere hiç tanımıyormuş muamelesinyapar) önce dudaklarıyla dokusuna bakar. Tabiii alimallah ağzına falan girer de çocukcağızın midesine yemek gider diye de ağzı kapalı durur. Eğer dokusu, ısısı, kokusu hoşuna gitityse ağzını açar. Bir de bunu yaparken yılların gurmesi edasıyla durur, öyle ciddi bir surat ifadesi takınır yani. Gören şarap tadıyor sanar.
Posted by Picasa

1 Aralık 2009 Salı

İki tuzlu birden



İlk dişimiz 10 aylıkken çıktı. Sonrası 2 ay sonraydı sanırım. Ondan sonra uzuun bir süre 2 dişle idare ettik. Sonra bir çift dişimiz daha oldu.
Öyle öyle bir dişle, bir damakla eze eze yemeyi öğrendi fındıkkurdum.
Bir ara baktım 6 dişi olmuş aman ne sevindik ne sevindik. Tüm yaşıtlarımız on küsürlü dişleriyle hatır hutur ısırırken biz dedeler gibi damaklarla ezmeye devam ettik.
Nice sonra, geçen 2 hafta içerisinde 4 diş birden çıkardı Çınar. Biraz ateş ve ishal yaptı geçti.














Çok şükür 10'lu rakamlara ulaştık. Şimdilerde bizi müthiş iştahsız bırakan, salya salya salya akıtan, tam bir azdırık yapan yeni dişlerimiz geliyor. Sanırsam, umarım, tahminen....
Aman ne huysuzluk, ne huysuzluk...

Dün akşam gayet resmi bir bayram ziyareti ki bizim için çok önemli. Çınar'ın hiç olmadığı kadar akıllı oturması lazım. Aman, aman, amanın.

Ben Çınar'ı 20 ay boyunca hiç böyle görmemiştim. Yani o filmdeki Chuky çıktı geldi, Çınar'ın içine girdi. Ne oturduğumu bildim, ne orada olduğumu anladım.

Allahım rezil oldum diye diye Çınar höykürüyor ben kafamı koltuğun altına sokmak ya da koşar adımlarla bulunduğum ortamdan kaçmak istiyorum.
Herşeye ağlıyor, pardon böğürüyor.

Daha ayakkabılarımızı çıkarmadan başladı. "Apartmanın içindeki bisikleti eve sokacağım" haykırışlarıyla içeri girmemiz 10 dk'yı buldu.

Adamlar evlerine yeni taşınmışlar ve yeni mobilyalarla.
Siyah gıcır gıcır bir orta sehpanın üstünde arabayı sürücem de sürücem diye tutturdu. Evdeki çocuğun oyuncaklarını kapıya çarpıyor, hayır dediğimde kendini yerlere atıyor.

























Çınar normalde ağlarken, "sessiz ol" dediğimde hemen susar ya da çok ağlıyorsa görmezden geldiğimde kısa sürede susar.

Yapmam gereken şeyleri uygulayamadım çünkü bunun için bir süre ağlatmam lazımdı ama ağlaması gereken en son yerde, bizim bu hassaslığımızı anladı ki oradan çıkar çıkmaz bütün huysuzlukları bıçakla kesilmiş gibi bitti.

En son çıkarken "Efenim normalde böyle değildir, diş çıkarıyor da ondan böyle huysuz, ay kusura bakmayın" gibi açıklamalarla kendimizi aklamaya çalıştık. Bize pek inandıklarını zannetmiyorum.

Ama bir daha böyle birşey yaşamak istemiyorum.
Çınar hatasının farkındaydı ki gelene kadar suçlu suçlu, sessizden nazlı nazlı sürekli anneee, babaaa dedi, gülümsedi durdu haydutum benim.

Diyeceğim odur ki; diş fena çarptı ama bir o kadar da terrible two ile birleşti anzısın. Terrible two gelmeden 18 aydan evvel dişleri tamamlamak lazımmış.
Yoksa fenasi. Çarpar adamı çarpar.
Hem çocuğu hem ana babayı.

15 Kasım 2009 Pazar

Ohh

20 aylık olduğumuz şu günlerde;

*Uzun zamandır ilk kez babaanneye bırakıp "ben gidiyorum oğlum hoşçakal" dedikten sonra arkadan iki gözü iki çeşme ağlamasına, boncuk boncuk dökülen gözyaşlarına içim parçalana parçalana gitmeden , gülücüklerle uğurlandım :)

* Eve döndüğümde kuzeni yerine beni görünce sinirlenip, kucağıma almamı istemedi ilk kez :)

* Evde herhangi bir zamanda kucağıma almak istediğimde ıh ıhh diyip arkasını dönüp gitti.

*Son haftalarda daha az kucağıma gelmek istedi :)

* Akşamları uyumadan önce emdiği memede uyuyakalma faslı bitti. Emdikten sonra yatağı gösteriyor. Yatırıyorum, koltuğa oturup biraz bekleyip, çıkıyorum :)

*Misafirliğe gittiğimizde evde bulunan insanlara öcü görmüş gibi muamele yapmıyor. Kucağıma gelmeden sessizce elimden tutup bekliyor.

*Dışarıda kendisini seven insanlara küfür eder gibi somurtup,kızmıyor. Artık onlara uzaktan el sallıyor ve gülücükler saçıyor.

"Artık daha sosyaliz yani."

1 aydır siyam ikizleri modundan yavaş yavaş çıkıyoruz. Kendimi daha özgür hissediyorum. Sanırım Çınar da öyle.

Posted by Picasa

11 Kasım 2009 Çarşamba

Doymadım, doyamadım gezmelere senle ben


Havalar ısındı, biz yine leyleği havada gördük. Çınar ardı ardına günde 2 ziyaret yaparak evde kaldığı günlerin acısını çıkardı. Yeni arkadaşlar edindi, eski arkadaşlarını ziyarete gitti. Hem ona hem bana değişiklik oldu, daha az yapışık olduk birkaç gün.

3 silahşörler yine biraraya geldi. İlk kez bu kadar keyifli vakit geçirdiler. 1 ayda bile oyun oynama becerilerinde müthiş değişiklikler olmuş.

Kendilerince saklambaç oyunu kurup, oynadılar hiçbir yönlendirme olmadan. Kutu kutu pense, yatağın üstünde kikirdeye kikirdeye zıplama, köşelerde yine kikirdeyerek kendi aralarında ufak oyunlar oynama, beraber araba sürme, dans etme, basket atma ohooo daha neler neler...

Neler oynamadılar ki... Artık birbirlerini iyice tanıyor hatta seviyor olmalarının etkisi büyük tabii.


Çınar'la Arda'nın küçüklüklerinden beri birbirlerini selamlama fasılları vardır ki artık o bir klasik oldu. Günün ilerleyen saatlerinde Çınar Arda'ya yine kikirdeyerek yanaşıp toslaşma törenini tamamlamayı unutmadı.

Günün en güzel zamanı ise, söyleyince hep kendimce suçluluk hissettiğim ama beni ancak anneler anlar dediğim vakitti. Uyku, sessizlik, ayaklarını uzatma zamanı. Yaniiiii, çocuklar uyuduktan sonraki zaman. Bu sefer biz anneler yiyip, içip, kikirdedik. Babalar da dışarı da buluştu.

Çok keyifliydi.

O günün sabahında yeni arkadaşlar edindik :) Blog arkadaşımız Bige ve şirine Duru'nun evine davet edildik. Melisa, İpek ve Eren de bizimle beraber oradaydı.

Hiç yabancılık çekmedik. Kibar ev sahibesi ve kızların arasındaki 2 böcekten biri olarak hemen kaynaştık ortama.

O gün şunu anladım ki kızlar her yaşta aynı anacığım. Biz her daim cadıyız, her daim baskın olmaktan hoşlanıyoruz.

Duru bizden, oradaki hepimizden küçük olmasına rağmen nasıl da hakimdi ortama, Melisa'yla bir olup nasıl da yönlendiriyordu erkekleri. Çok sevimliydiler. Ben de kız çocuk istereem.
Bir plastik sepet uğruna yediklerini kırk fırın ekmeğin yirmisini yaktılar. Etrafta onca oyuncak varken o sepet ne kıymetli oldu, ne önemli oldu ancak yaşayan bilir.

Evde de aynısını yaşamıyor muyuz! Heryer oyuncak doluyken kötüüüü, sarı bir mutfak bezi öyle kıymetli oluyor ki uğruna ne gözyaşları dökülüyor.


Tutmayın beni. 2 gün sonra eski günlerimizi yadedip 2 fire ile oyun grubumuz bir araya geldi. Sibel'ciğimin güzel çatı katı terasında otantik bir grup toplantısı yaşadık.

Çok eğlendik, çok kaynaştık yine. Kızlı, erkekli, oyunlu, kavgalı, danslı, gülmeli, sohbetli.

Sibel-Emre, Banu-Mira, Umur-Ada, Görkem-Yiğit, Neslihan-Zeynep hepimiz oradaydık. Burcu-Arda ve Çiğdem-Selin makul sebeplerinden dolayı aramıza katılamadılar, üzüldük.




Posted by Picasa

5 Kasım 2009 Perşembe

İkinci el alalım satalım blogu

http://www.bebekesyalari.blogspot.com/

Birkaç kişiden gelen öneri üzerine artık ihtiyaç duymadığımız bebek eşyalarını satıp, alabileceğimiz yeni blogumuz faaliyete geçti.

Buradan eşya satmak için ksermin@gmail.com adresine mal atarsanız bloga yazar olup ikinci el eşyalarınızı ürün listeleyebilirsiniz.

Hadi bakalım siftahı kim yapacak :)
İy alışverişler

3 Kasım 2009 Salı

bu?

Son 10 günde evde durmaktan sıkıldığım kadar daha önce hiç sıkılmamıştım.
Kış geldi, kar bile yağdı bizim buraya.
Hava fena soğuk.
Hergün Çınar'ın park ısrarlarına dayanamayıp çıkıyorum ama 10-15 dk duruyoruz, biraz bahçede turlayıp eve giriyoruz.
Daha doğrusu ben Çınar'ı eve girmemek için yapıştığı yerlerden sürüyerek eve getiriyorum. Akşam olmak bilmiyor.
Oynamadığımız oyun kalmıyor. Alışveriş merkezi yasak, My Gym yasak, hasta olduğum için kimseyle görüşemedim. Daraldım resmen.

Çınar bu süre zarfında çocukların bıktıran soru sorma dönemine girdi.
İşaret parmağı havadan hiç inmiyor sürekli "anneee, bu?" diye evdeki her eşyayı, her ayrıntıyı tek tek soruyor.
Arada bir değiştirip "anne, fuyda (burda)? ya da "anne fu?" diyerek monotonluktan kurtarıyor olayı.
Yemek yapmak için arkamı döndüğümde başlıyor. Cevap vermezsem bozuk plak gibi, tonunu hiç değiştirmeden cevap alana kadar, sürekli anne bu ?anne bu? anne bu? bu? bu? bu? bu?... diye soruyor.
Durduğum yerden hemen yanına gidip sorusunu cevaplayıp işime dönüyorum ama bu sefer uzaktaki, göremeyeceğim başka bir nesneyi hedefliyor.
Aynı nesneyi 10 kez sorduğu da oluyor. Bir de parmak hep burnun önünde duruyor, onun da yeri değişmiyor.
Uffff ne yoruldum ne yoruldum.


Geçen hafta sesim kısıkken ve konuştuğumda ızdırap çektiğimdeki Çınar'ı hiç anlatmayım.
Ben kısık sesle cevap verdiğim için o da bana kısık sesle soruyordu :)
Çok tatlı ama :)
Neyse, domuz kardeşler sağolsun, onlar yüzünden eve hapsolsuk.
Eğer işe girmezsem, hafta içi çalışmayan arkadaşlarla, hafta sonu da çalışanlarla ev gezmeleri şeklinde geçecek sanırsam bu kış. Yoksa Çınar benden daha çok sıkılıyor.

Dün kaydırağa ıslak diye bindirmemiştim. Bugün arabadayken eline bir ıslak mendil almış ve bana gözlerini açıp sevinçle şöyle dedi.
"anne, indii, kayağ eeehh şiiil" (anne indir kaydırak kirli sil)
Bir yandan da eliyle silme hareketi yapıyor.
Dün o kadar çok içinde kalmış ki fındık faremin , bugünden bunu hatırlayıp çözüm bile üretmeye çalışıyor. Sıkıntının son noktası...