27 Eylül 2009 Pazar

Mavi




Mavi sadece 4 gün sürdü. Bu seneki en son ama en ayrılmak istemediğim, en huzur dolu maviydi... Bu sefer mavinin arasına altın sarısı da eklenmişti. Öncekiler gibi gri, çakıllı değildi...



Bayramın ilk 2 gününü aile ziyaretleri ile geçirip 3.günü kaçtık soğuklardan Akdeniz'e. Soğuk, yağmurlu havanın verdiği kasvetle hiç gitmek istemedim ama sonrasında hep "iyi ki"lerle dolu bir karar olduğunu anladım.
Çınar bizden mutlu, dışarıya kahkaha ve cıvıldamalarla dolu gösterdiği bir sevinçle bıcı bıcı ve "haaavuuuu" suna kavuştu yine.


Altın sarısı kumda oynadı hem de saatlerce hiç başını kaldırmadan, denize koştu su getirdi, döktü, kaleler yaptı babasıyla, sonra kıkırdayarak yıktı onları. Seviyesi yavaş yavaş yükselen havuzda kendi kendine takıldı.
Uykusu gelince arabasında uyudu denize karşı, iyot kokulu rüzgarı içine çeke çeke.
İlk kez bu seferkinde bu kadar çok popom sezlongu gördü, gözlerim kitap sayfalarında gezindi.




Her ne kadar öğle ve akşam yemeklerini yedirme konusunda sıkıntı çeksem de, geceler bangır bangır bağıran Çınarişkomu uyutmaya çalışmakla geçse de ve hatta tatil öncesi başladığım Ferber'le kendi kendine uyumayı öğretme yöntemi tam son noktayı koymaya hazırlandığım günlerde bu tatil yüzünden bombalansa da tatil güzeldi.






2 ay önceki tatilimize göre fındık faremin daha bilinçli ve tatil yaptığının farkında olarak bulunduğu yerden keyif alması ilk gözümüze çarpan şey oldu.

Diğer farkettiğim şey ise yabancıların ne kadar çok çocuk sevdiği idi. İlk kez, bir otelde kalan tek Türk olarak kendimi asıl ben "yabancı" hissetsem de yaşlı teyze ve amcalardan oluşan turistlerin gözlerini Çınar'dan hiç ayırmamaları, sürekli onu sevmeleri beni şaşırtmadı değil doğrusu.
Ben onları bize göre ruhsuz sanırdım. Değilmiş. Aksine çok içten ve sevgi dolu sevdiler uzaktan, dokunmadan...




Ne diyelim; hava değişikliğinden çarpılmadan, sağlıkla kalabildiğimiz "tatil dönüşleri" olan bayramlara, nice bayramlara...










Posted by Picasa

17 Eylül 2009 Perşembe

1,5 yaşındayım!!!


Uyumak için biraz anne sütü ve kulağa sokulmuş bir tutam anne saçından yavaş yavaş vazgeçip kendi kendine uyumayı öğrendiği şu günlerde tam bir yerden bitme oldu artık.
O küçük bir çocuk. Artık bunu kabul etmenin vakti geldi.

Dün e-learning kapsamında master yapmayı düşündüğüm bir üniversitenin ilgilisi başlayıp başlamayacağımı sorduğunda verdiğim cevaba mı yoksa aldığım cevabı şaşırdım bilmiyorum.

- "emin değilim. benim bebeğim oldu da"
- hayırlı olsun hanımefendi.

Şimdi kadın beni kucağına minik bir bebekle düşünürken ne bilsin içeride anniiiiiii diye bağıran 1,5 yaşında bir fındık kurdu olduğunu.
Hala farkında olmadan bebek diyorum minik danaya.


18 aylık bir bebeğin aslında küçük bir çocuk olduğunu onu her gün şaşırarak izlediğimde daha iyi anlıyorum. Her gün yeni şeyler öğrenip, yeni kelimeler söyleyerek sonraki güne bir öncekinden daha donanımlı giriyor.
Artık bahçede scooter'a binen abilerinin peşinden koşup "biiiiiiiiiin" diye onları indirip, scooter'larına el koyuyor.
Araba şeklindeki yürütecini sürerken halıya takılınca ıhhh ıhhh diye bağırmak yerine öğrettiğim "kaldır" kelimesini yardıma ihtiyacı olduğu her durumda kullanıp "anne kaaadııı" diye yardım istiyor. Alakasız yerlerde de olsa ! :)
Kendi boyutlarına uygun oyuncakların olduğu parkta bir süre yardımsız oynayabiliyor. İniyor,çıkıyor, kayıyor, ata biniyor, çocukları taklit ediyor, onlarla kavga ediyor. Saç çekme huyumuz devam ediyor. Arada bir kendinden dişli büyük bir çocuğa denk gelmişse şepeşelleyi yiyip bir daha elini kıpırdatamıyor :)

Uyuyan insanlara çok saygılı :) Sabahları "baba uyuyor sessiz olalım" dediğimde fısırdayarak baba diyor. Ardından babasının yanına koşup suratına babaaaa diye bağırıp bir şaplak atıveriyor.

Birşey için ağladığında, eğer yapacağım birşeyse "sessiz ol, ağlamadan anlat" dediğimde hemen susuyor ve istediği şeyi yapmamı bekliyor. Tabii bazen ne dediğini anlamıyorum ardından tekrar ağlamaya başlıyor. Kuralların farkında artık yani.

Çoğunlukla kurallara karşı koymaya çalışıyor.

Özellikle akşamları misafirliğe gittiğimizde uyku saati yaklaşmışsa çok mızırdak, huysuz bir çocuk oluyor. Bizim başkalarının yanında ağlamasını istemediğimizin ve bu konudaki tedirginliğimizin farkında. Bunu özelikle kullanıyor. Ağlar gibi yapıyor, sürekli bana mızırdanıyor.



Papağanın daniskası kendisi. Ne desek tekrar etmeye çok hevesli. Özellikle cümlelerin son kelimelerini. İçlerinden sık duyduklarını kelime dağarcığına ekleyip kullanıyor, işine yaramayanları unutup gidiyor.
Arabalar, boya kalemleri, kitaplar şu sıralar vakit geçirmekten keyif aldıkları. Vileda, süpürge ve toz bezi dışındakiler tabii :)


Bir de bayıldığım "baaaaaaaaaaa" sı var. Bu bak anlamına geliyor. İşaret parmağı da eşlik ediyor bu duruma. ,

Buradaki esas nokta söyleme tarzı. Kız çocukları birbirlerine hava atmak için oyuncaklarını ya da giysilerini gösterirken nasıl söylüyorlarsa öyle diyor. Sesin tonunu yükselip, gittikkçe inceliyor ve birden kesiliyor. Oyuncaklarını, elindeki kalem lekesini, dışarıdaki bir arabayı gösterirken birimizi çağırıp "babaaa baaaa!

Keyifli, uykusuz, yemek vakitlerinden nefret ettiğim, bazen sinirden ağladığım, çokca mutlu olduğum, bol oyunlu, bol kitaplı, neredeyse hiç tv'siz, bol bilgisayarlı bir 18 ay geçti.

İyisiyle, kötüsüyle, tüm zorluklarıyla iyi ki dediğim bir 18 ay!

14 Eylül 2009 Pazartesi

Post-it


Sabah ilk iş banyoyla başlıyor. Sonra üzerinden çıkanlar beyaz sabunla elde yıkanıp, ardından bir gece sabunlu bekletilmek üzere kenara koyuluyor. Ertesi gün makineye.

Gün içerisinde 2 , 3 kez banyoya girilip baştan aşağıya tekrar yıkanılıyor.

Yemek zamanı ise yoğun stres altında devam ediyor. Ama stres ona hiiiç belli bile edilmiyor. Yemiyor musun tamam denip kaldırılıyor.



Arada bir gece ateş, ertesi gün kusma, aç, sadece anne sütüyle beslenip yaşamaya devam.

Gecelerden hiç bahsetmeyim. Çin işkencesi gibi. Uyu, uyan, uyu, uyan...

Sanırım geçti bu günler. Umarım...


Dişlerden kaynaklı olan ishali tam atlatmışken ardından viral enfeksiyon nedeniyle tekrar ishal olup iyice eridi Çınarişkom. Bayağı eridi yani. İnce bir boyuna, saçlarla kocaman bir kafa geçirmiş gibi görünüyordu gözüme.

My Gym'deki top havuzundan şüpheleniyorum. Ya da o ortamdan. Oraya gittikten 2 gün sonra belirtileri başladı çünkü. Doktor da büyük ihtimalle oradan kaptığını söyledi.

En son doktora "Neden geçmiyor bu kahrolası ishaal" diye ağlamaklı yakındığımda, bunu öncekiyle karıştırmamı, bunun aslında 2.gün olduğunu söylediğinde ise ishalin 18. günüydü toplamda. Sadece arka arkaya geldi hepsi. ( Ne çok kullandım bu kelimeyi yafuu. Ama insan anne olunca en sık kullandığıve duyduğu kelimelerden biri bu ve bunun türevleri oluyor sanırsam :))

Ardından ben mide bulantısı, baş dönmesi ile hasta oldum. Virüs oğuldan anaya, anadan babaya şeklinde yayılarak tüm aileyi kapladı.

Şimdi babamız hariç hepimiz iyiyiz.

Beni en mutlu eden ise kaşığı uzatınca ağzını açması.

Az da olsa yemesi, kusmaması ne güzel birşeymiş meğer.

Altı üstü viral bir enfeksiyon aslında. Ama küçük büyük hastalıkların hepsi üzüyor insanı. Her defasında aynı şeyi düşünüyorum. Anne-baba olmak ne zor. Çocuk büyütmek ne zor.

Gecelerimizde pek birşey değişmedi. Hala sık sık uyanıyor. Yoğun bir ayrılık kaygısı yaşadığını düşünmeye başladım. Son zamanlarda Çınar'ın 5. uzuvum olduğuna iyiden iyiye emin olmaya başladım zaten. Bundan dolayı benim bedenimden 1 dk olsun ayrılmak istemiyor.

Sürekli uzatarak aaaaaaaanniiiiii diye sesleniyor. Babasıyla oynarken bile oyununu bana göstermek için sürekli aaaaannniiii diyor.

Hele ki yanımıza bir yabancı gelmesin. Annni, anni, anniiii arada düzeltip aaaannneeeee....Baba gelse bile kar etmiyor, 5 dk oynasın 6. dk da hop hemen benim kucakta, kafa omuzumda.

Bugün bir ara başıma ağrılar girdi artık bu kelimeyi duymaktan.Hala da devam ediyor.

Ha arada annniiii baaaaaaa (bak) diye yanına başka şeyler de ekliyor. Ya da annnniiiii kaaayııı (kaldır), aaaanniiii kipaaa (kitap), aaannniii oyna gibi şeyler ekleyerek renklendiriyor ama her kelimenin yanında illa ki annisi olacak.

Böyle olmayacak. İşe başlamam ya da haftada bir iki gün Çınar'ın benden başka biriyle vakit geçirmesi lazım. Yapıştı kaldı bana. Üst üste, alt altayız tüm gün.

Ciddi ciddi çok bunaldım yani. Sonbahar da geldi zaten. Tam üstüne tuz biber oldu.

Posted by Picasa

7 Eylül 2009 Pazartesi

Çok sportifiz

13 gündür elim klavyeye gitmiyor bir türlü. Çınar'la ilgili o kadar çok şey var ki yazacak. 13 gün öncesinden gelen uykusuzluk, emme sevdası bu 10 günde ishalle taçlanınca Çınar 500 gr kaybetmiş. Tabii iştahsızlık son sürat devam ediyor.

Geçmek bilmeyen ishal sonunda dün geçti. Doktorumuz diştendir dedi ama çok da emin olamamıştı uzun sürdüğü için.

Meğer 3 diş birden çıkarıyormuş böcüğüm.
2 tanesi çıktı şimdi çok emin olmamakla beraber azı dişini görür gibiyim, patlayacak yakında sanırım.

Ben bu arada Ferber yöntemi ile ağlatmaya bırakmaya karar vermiştim. Diş sancısından uyanıyormış iyi ki uygulamamışım dedim ama hala da vazgeçmiş değilim.

Tek sorun diş sancısının ne zaman geçtiğinden emin olabilmek. Alışkanlıktan mı, sancıdan mı? Neden uyanıyor nasıl anlayacağımı bilemiyorum.

2 gündür 3 ile4.30 arası 5-6 kez uyanıp sonra 9'a kadar uyuyor.
Düzen müzen kalmadı.


Zayıflığı dışarıdan çok anlaşılmasa da kaburgaları sayılmaya, bezi popuşundan düşmeye başladı. Bir küçük beze mi geçsek diye düşünmüyor değilim.
Yese kilo almıyor diye üzülmeyeceğim. Tek sıkıntım gıdasını alamaması.
Yoksa Sinem'in Zülal'e uyguladığı yemeyince sallamama modelini uygulayacağım. Biraz toparlanmasını bekliyorum. Vücudu iyice zayıf düşecek diye korktuğumdan uygulayamadım.


3 hafta önce başladığımız tuvalet eğitimi de ishalle beraber noktalandı. Aslında hiç yapılmaması gereken birşey yaptım, ara verdim. Aslında birazcık adaptöre, tuvalete alıştırma eğitimiydi benimki. Bu hafta ya da önümüzdeki hafta bezi tamamen atıp, hiç dışarı çıkmayıp kampa sokacağım hem kendimi, hem fındıkkurdumu.
Zira hazır olduğunun belirtilerini veriyor. Yaptıktan sonra ya da yaparken bezini turarak ka-ka diyerek gösteriyor.
Yaparken kıyıya köşeye saklanıyor.
Bezini bağlatmak istemiyor. Hep bezsiz gezeyim diyor.
Sadece tek sıkıntımız adaptör, lazımlık vb. türevlerine oturmak istemiyor.
Lazımlığa hiç ama adaptöre bir süre oturuyor fakat çok çabuk sıkılıyor.



Neyse, biraz toparlandığımız için hafta sonu oyun grubumuzla beraber My Gym deneme dersine katıldık. Çok keyifliydi.
Yabancıların yanında ürkek ördek moduna geçip, kucağımdan inmeyen Çınar orada beni tanmadı bile.
Özellikle jimnastik sonrası Mini Town'da oynarken keyfine diyecek yoktu.
Hepimiz üye olduk. Havalar soğuyunca haftada 2 gün My Gym'e önce spora sonra Mini Town'da onlar oynarken ayaklarımızı uzatıp dinlenmeye başlayacağız. Ekim sonu gibi.







Havalar soğuyana kadar 1-2 ay geçip, bilişsel olarak daha büyümüş olacaklarından daha bilinçli katılacaklarını düşünüyorum.

Şimdi hem küçük olduklarından hem de merak ve keşfetme duygusunun ağır basmasından dolayı arada kaçıp kaçıp salondaki aktiviteleri keşfetme telaşındaydılar.

Çınar özellikle top havuzundan çıkarılmaya gelemedi. Sürekli ona tırmanmaya çalıştı.
Bir de trambolinde zıplamaktan çok keyif aldı. Diğer tüm bebişler gibi.

Bir ara ben de çıktım. Sevdikleri kadar varmış :) ehe





My Gym'de her çocuğun ne kadar da farklı ilgi alanları olduğunu daha da iyi görmüş oldum. Kimisi spor hocalarını dikkatle dinleyip, taklit ederken, kimisi ortalıkta dolanmayı, dans etmeyi, kimisi annesine yapışmayı, kimisi ise sadece gözlemeyi tercih etti.
Birisi kuklaları dikkatle izlerken diğeri kaydıraktan kaydı, sportif aktivitelere yöneldi.
Birisi müzikzel zekasını kullanırken diğeri sosyal becerilere yöneldi.
Motor becerileri destekleyen bir akitiviteymiş gibi görünse de her gelişim alanını destekleyen ama her çocuğun ilgisi doğrultusunda istediği alanda gelişmesini sağlayan bir program aslında bu.
Çok güzel şeyler öğreneceklerini ama en başta da annelerin spor sırasında çocuklardan daha çok enerji harcayacaklarına kendim adına eminim. :)))








Posted by Picasa

1 Eylül 2009 Salı

Yeni Kitaplarım Çıktı!!


Benim aslında 3 tane bebeğim var 2 tanesinden hiç bahsetmediğim. Sonuncusunu yeni doğurdum. Uzun sürdü. Çınar gibi 9 ayda doğmadı. Hamileliğim 1,5 yıl sürdü. Doğurmaksa 5 ay.

İlk bebeğim "Tımbık" bir fil. O beni gecelerce uykusuz bırakmış, hatta stresten gerilerde uyuyan bir hastalığımın tetikçisi bile olmuştu.

Sonuncusunun sadece hamilelik sürecinde uykusuz kaldım neyse ki. Onu güvenilir ellere teslim edip, geriye çekildim. Bir baktım doğmuş.




























2006 yılında Tımbık'ın Oyun Dünyası adında 8'li bir seri hazırlamıştım 5-6 yaş çocukları için kavramlardan ve çizgilerden oluşan bir eğitim seti.
Bu sene de Ya-Pa Yayınevi'ne Çoklu Zeka Kuramına göre hazırladığım 8'li setimi verdim. Ya-Pa yayınevi bunları yan kuruluşu olan Bilgi Evim Yayınevi'nden çıkardı.
Ben yazdım, resimlerini anlattım, müsvettelerini teslim ettim. Onlara istediğim resimleri çizip basması kaldı.
Çok şükür üzerimden büyük bir yük kalktı. Daha kitapevlerine verilmedi sanırım. Önümüzdeki günlerde raflarda olur.

Kitap hakkında ufak bir bilgi:
5-6 yaş çocuklarına yöneliktir.
Amaç:
* Sözel-Dilsel Zeka
* Sosyal-Duygusal Zeka
* Mantık-Matematik Zekası
* Görsel-Uzamsal Zeka
* Müzik-Ritm Zekası
* Doğa Zekası
* İçsel-Kişisel Zeka alanlarının gelişimine ve desteklenmesine yönelik etkinlikler içerir.
İçerik
* Ben-Ailem-Evim
* Okulum
* Sağlığım-Yiyeceklerim
* Meslekler
* Taşıtlar
* Hayvanlar
* Mevsimler
* Atatürk